1
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
176
Okunma
Gri bir kentin sessizliği…
Vakit…
Cemrelerin düştüğü zamanlar… cümleler de havada asılı …
Sokaklar ıslak, yüzler karanlık, ışıklar soluk. Adımların yankısı boşlukta yitip giderken, başladığın yerde buluyorsun kendini…
Kaç bilinmeyenli bir denklemin ortasında olduğunu bile bilmezken, zihninde geçip giden günlerin silinmez izleriyle, olmamanın tükettiği, varmak için kaç doğum sancısı çektiğini bilmediğin o yer…
Gözlerini kapattığında kapkaranlık bir şehrin o yaşanmışlıklarını eski bir filmi izler gibi anımsadığın… Kendine yabancı, şehrine yabancı, günlere yabancı, An-kara dediğin anlar…
Baharın müjdeleri dallara yerleşirken; Karanfil Sokağı’nın şiirlere konu, rakı sofrasına meze, sevdalara mekan olduğu kimsesiz ya da herkesin sahip çıktığı o yağmurlu günlerde…
Beyazlayan sakallar, saçlara düşen tek tük kar taneleri gibi aklar ile sorguluyorsun, üstünden uçuşan kuşların kanat çırpışıyla, Güven Park’ın bir bir boşalan bankları…
Suskun…
Yorgun…
Bu şehre bahar nasıl gelirdi diye…
Atakule’nin şehre meydan okuyan yıkılmadım, ayaktayım hissiyatı ile Anıttepe’nin karanlığa meydan okumasını görerek gülümsüyor ufukta sayılı günün tükenişini izliyorsun…
Doğduğun kente ne kadar yabancı olduğunu gördükçe, kırıkların çoğalıyor yüreğinde…
Özlemler, özlemini yitiriyor, bir başınalık hissi tepeden tırnağa sarıyor ve Kızılay Meydanı’nın o hınca hınç kalabalığı sessizliğe bürünüyor.
Geçen ya da tükenen her şey ömürün sana oyunu.
Kuşların kanat çırpışları azalıyor, insanların sesleri kısılıyor. Yürüyen adımlar seyrekleşiyor ve o anda bir kent ışıklarını söndürüyor.
Zamana yenilen Sakarya Caddesi gibi oluyorsun.
Arşınladığın sokaklarda, ayak seslerin kayboluyor.
Yabancı oluyorsun.
Bilinmeyen içinde…
Tıpkı o ayazı gibi.
Zamanla.
An-kara…
Sercan Saraca”
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.