1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
32
Okunma
Hayat dedikleri şey, öyle süslü püslü laflara sığacak cinsten değil be kardeşim. Ne “kişisel gelişim” kitaplarının parlak cümlelerine, ne de kahve fincanının dibinde kalan o yalancı fallara benzer. Hayat dediğin, sabahın köründe uykulu gözlerle aynaya bakıp “bugün de mi ben?” demektir biraz.
İnsan en çok kendine yabancı aslında. Sokakta selam verdiğin adamdan değil, aynadaki suretten korkacaksın. Çünkü o senden kaçamaz. Sen ne kadar rol kesersen kes, o bilir içindeki yamukluğu da, yorgunluğu da.
Bir de şu “iyi olalım” meselesi var. Herkes iyi görünme derdinde, kimse iyi olma derdinde değil. Sosyal medyada gülücükler, kalpler, çiçekler… Ulan diyorsun, bu kadar mutluluk varsa biz niye bu kadar huzursuzuz? Demek ki bir yerlerde bir numara dönüyor.
Sevmek mesela… En çok da orada çuvallıyoruz. Sevmeyi sahiplenmek sanıyoruz. Halbuki sevgi dediğin, bırakmayı da bilmektir biraz. “Gitme” diye tutmak değil, “gidersen yolun açık olsun” diyebilmektir. Ama yok, biz illa ki dram, illa ki gözyaşı… Sanki az acı çekince aşk sayılmayacak.
Bir de memleket meselesi var… Herkes konuşur, kimse dinlemez. Herkes haklı, herkes mağdur. Bu kadar haklının içinde bu memleket nasıl bu halde, onu soran yok. Çünkü sormak cesaret ister, konuşmak değil.
Velhasıl… Hayat öyle büyük laflarla değil, küçük kabullenişlerle dönüyor. Kendini çok ciddiye almayacaksın. Dünya senden ibaret değil, ama sen de dünyadan eksik değilsin.
Arada bir küfür edeceksin mesela… İçinden, hayata, sisteme, hatta kendine. Sonra bir sigara yakar gibi derin bir nefes alıp devam edeceksin. Çünkü başka çare yok.
Yaşamak dediğin şey, biraz da “ne olursa olsun devam” işidir.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.