0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
26
Okunma
Yaşam dediğimiz şey, bazen başımıza çöken bir gölge gibi. Bazen de hiç beklemediğimiz bir anda üzerimize serilen hafif bir rüzgar. Biz, kendimizi yük altında hisseden bir nesiliz; anne ve babalarımız, bize hayatı bir mecburiyet olarak öğrettiler. İçimizde her zaman kalabalık odalar var: herkes kendi yorgunluğunu anlatıyor, kimse kimseyi dinlemiyor ama yine de bir şekilde birbirimize benziyoruz
Para… Ah, para. Hepimiz biriktiriyoruz. “Kötü günler için,” diyoruz. Yastık altlarında saklıyoruz. Bir zamanlar dedem, cebindeki birkaç bozuk paraya bakıp “Bir gün lazım olacak,” derdi. Ama paranın kötü günleri kurtarmadığını biliyoruz artık. En fazla, kötü günle pazarlık yapmamızı sağlıyor. Hastalık geldiğinde, çok para harcasak da az harcasak da acı aynı. İşte o zaman fark ediyor insan: kurtarıcı sandığımız şey, sadece bir aracın ta kendisiymiş.
Çok para sahibi olanları düşünürüz bazen. Her şeyi yapabileceklerini sanırız. Ama midenin boyutu herkes için aynı. Uyku, gezme, haz… hepsinin sınırı var. O ışıklı hayat dediklerimiz, bazen sadece üstüne serilmiş bir örtü. İçinde hep aynı yorgunluk, aynı yalnızlık…
Benim gözümde en gerçek zenginlik, gecenin sessizliğinde başını bir omza yaslayıp uyuyabilmek. Evde başka odalarda sevdiklerinin nefesini duymak. Para, tatlı sözler, hediyeler… hiçbiri bunu yaratamaz. Yaşamın değerini, nefes alıp verdiğini fark edebildiğin an anlarsın.
Belki de hayat, sahip olduklarımızla değil, sahip olduklarımızla kurduğumuz ilişkiyle anlam bulur. Ve eğer bu gece, başını bir omuza yaslayabiliyorsan ya da sevdiklerinle aynı çatı altında huzurla uyuyorsan, sen dünyanın en kıymetli insanlarından birisin.
Hayat böyle bir şey işte; kimi zaman yük, kimi zaman rüzgar… ama en çok, farkına vardığımız anlarda değerli.
Rutin kontrol için hastanedeydim. Sağ tarafımda çarşaflı bir kadın oturuyordu; sol tarafımda ise her hâliyle belli bir Karadenizli adam. Adamın bakışları, memleketini saklayamazdı; ara ara çalan telefonunu şivesiyle cevaplıyor, sesiyle bulunduğu yeri ilan ediyordu. İnsan hiç yanılmaz kimin nereli olacağını anlamakta.
Kadın sağımda kımıl kımıl oturuyordu. Muayene sırası gelmeden önce, neredeyse bütün sıradakileri içeri sokacak gibi bir telaş vardı. Ben dayanamadım ve dedim ki: “Hanım efendi, çok acele ediyorsunuz gibi, ama burada herkes hasta ve sıra bekliyor.”
Kadın usulca kulağıma eğildi: “Hiçbir para insan kurtaramaz. Benim derdim kalabalıklar değil, yalnızlık.”
O an meraklandım. Dertleşmeye mi ihtiyacı vardı acaba? Kadın devam etti: “Kalabalığın faydası da var, zararı da. Ama ben, yok, burada sadece dert görüyorum. Hasta değilim.”
Sonra pencereye doğru yürüdü. “O gece iyiyim, şükür ediyorum. Ama buraya gelmek, dert görmek için geliyor insan,” dedi.
O sırada bir şok yaşadım. Ey güzel halkım, dedim içimden, biz böylesine şükür biçimini de mi görecektik? Burada para ve yalnızlık, bu kadar yan yana görünmemeli. Hayatın sert gerçekliği bazen, tam da böyle sessiz diyaloglarda ortaya çıkar; insan farkına varmadan başkasının dertlerinde kendi yalnızlığını görür.
Para, şifa için yeterli olabilir, ama yalnızlık için hiçbir tedavi yoktur. Bu gün hastanede öğrendiğim şey buydu: İnsan, iyi olduğunu düşündüğü anlarda bile bir yerlerde birinin sessiz yalnızlığıyla karşılaşabilir ve şükretmenin anlamını yeniden keşfeder.
24-03-2026
ist
zaralıcan
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.