0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
147
Okunma

DİLENCİLİK.
1571 -1581 tarihleri arasında Osmanlı ülkesinde bulunan Saloman Schvveiger, Bus- becg’in ifadelerine paralel bilgiler verir. “İşe yaramaz boş gezenlerden oluşan ve dilenen bir gurupta hacılardır (Hagisslar) Bunların hepsi Arap’tır ve eski paralanmış Arap giysileri içinde ortalıkta dolaşırlar ve üstelikte çoğu kördür. Şarkılar söyleyerek dilenirler. Arap harfleri işlenmiş mavi ketenden bir parçayı bayrak niyetine ellerinde taşırlar. Rivayete göre bunlar peygamberlerinin mezarını ziyaret ettikten sonra inançları uğruna gözlerini kendi elleriyle oyup kör ederlermiş. Sözde böyle kutsal yerleri gördükten sonra artık dünyaya ait hiçbir şeyi görmeleri caiz değilmiş. Sanki dünyayı ve Tanrf nın yarattıklarını seyrederek onların varlığında Tanrı’yı görmek ve insanlara sunduğu güzellikler için Tanrı’ya şükretmek, Tanrfya karşı işlenmiş bir suç olabilirmiş gibi! Oysa bu sefil yaratıkların doğaya karşı cinsel isteklere kapılmış olmaları hem bedenlerini hem de ruhlarını kirletmeleri günah sayılmaz mı? İşte bu davranışlarından da anlaşılacağı üzere, onlar kutsal ruhlar tarafından değil, kutsal olmayan, günaha bulaşmış bir ruh tarafından yönetiliyorlar ve bütün dinsel törenleri de bununla ilişkilidir.5
Nicolay1 dilenenlerin büyük bir kısmının derviş diye isimlendirdiği grup olduğunu yazar. Bunlara Torlak ve ya Durmuş denilirdi. Başlarında beyaz çuhadan yapılmış eski bir başlık olurdu. Köyden köye giderken bir bıçak ve usturayla kol ve bacaklarını çizerler sonra dilenirler. Bunlar dini bir grubun üyeleri oldukları ve aynı zamanda deliliklerinden dolayı ilgi görürlerdi. Nicola, derviş ve delilerin büyük saygı gördüğünü, dilenerek geçinen bu insanların toplandıkları yerde bir başlarının olduğunu dervişler bu kişiyi babaların babası anlamında assam baba diye çağırdıklarını bunların saç ve sakallarını kestikleri başları çıplak gezdiklerini, keçi ve ya koyun postundan giysilerinin yanında kemerlerinde küçük bir balta taşıdıklarını anlatır. Salomon Schvveiger de dilenlerin büyük çoğunluğunun dervişler olduğunu söyler. Onun anlatımıyla “dört tarikat vardır: Dervişler, Camiler, Kalenderler, Torlaklar. Hemen hemen hepsi dinsel davranış biçimleri bakımından bizdeki yalınayak dolaşan dilenci rahiplere benzerler. Yaşamlarını dilenerek sürdürürler ve başka insanların başına dert olurlar. Kendilerini bıçakla yaralarlar. Ama daha önce maslık adını verdikleri afyonla kendilerini duyarsız hale getirdiklerinden acı hissetmezler. Zaten maslık çiğnemek halk arasında çok yaygın bir alışkanlıktır, bundan büyük bir keyif alırlar. Derilerine harfler yada çeşitli süslemeler çizmek de özellikle kadınlar tarafından uygulanan başka bir gelenektir. Bana verilen bilgiye göre bu zararlı varlıklar sayıca pek çoktur. Her tarikatın tahminen 4000 veya 8000 üyesi varmış.6
Busbecg, Nicola ve Schvveigger’in anlatımları tarihsel olarak neye karşılık gelmektedir? Ünlü sufi Mevlana, 1259’da yazmaya başladığı Mesnevisi’nde bu üç batılı seyyahın dilencilikle ilgili anlattıklarını doğrulayacak bilgiler verir. Mevlana, halkı başlarına toplamak gâyesiyle bayrak açtıklarını, yünden aslan yaptıklarını ve halkın acıma duygusunu uyandırmak amacı ile de yollar üzerine oturup, sakatlıklarını teşhir ettiklerini anlatır. Gölpınarlı, Mesnevi şerhinde Mevla’nın dilenciliğe karşı çıkışını ve müritlerini çalışmaya ve sanata yönlendirişine dikkat çeker. “Dilenmek, sufilerin bir kısmı ve bilhassa esma ile sülükü kabul edenler nefsini aşağılatmak için dilenmesini de suluk vasıtası olarak kabul etmişlerdi. Dilenmeye “Selman etmek” dilenmeye çıkışa selmana çıkmak derler. Bu söz Selman-ı Farisi’nin H.Z Ali’nin emriyle dilendiğine dair hiçbir asla esasa dayanmayan inançtan meydana gelmiştir. Dilenmeye çıkan derviş eline keşkülünü alıp yola düşer. Keşkül üstü biraz içeriye doğru kıvrık kalmak üzere kesilmiş, içi oyulmuş Hindistan cevizidir. İki taraftan halka takılmış, bu halkalara da zincir takılmıştır. Bakırdan pirinçten hatta gümüşten aynı şekilde yapılmışları da vardır. Derviş, ilahi okuya okuya gezer ve bir şey umduğu kimseye “Allah için bir şeyler anlamında “Şey’en li’llah” deyip keşkülü uzatır. Bir şey verilir, keşküle bir şeyler atılırsa da atılmazsa da Eyvallah deyip uzaklaşır. Bu münasebetle dilenmeye şey’en li’llah’a çıkmak sözünden bozma Şey’ullah’a daha da yanlış olarak Şeyd’ullaha çıkmakta denir. Esma yolu olmadığı halde Bektaşilerde de dilenmek vardır. Akşama kadar gezen dilenen derviş akşam ezanından sonra tekkeye döner ve keşkülünden kendisi hiçbir şey almadan keşkülünü şeyhin önüne döker. Şeyh toplanan parayı meyve vs matbaha yollar. Mevlana bu adeti kabul etmemiş, herkesin kendi emeğiyle geçinmesinin yolunu esas saymıştır. Bu bakımdan Bayrami, Nakşi gibi tarikatlar gibi Mevlevilikte de dilenme yoktur
16. yüzyılda Osmanlı toplumunda dilenciliği gözleyen üç AvrupalI seyyahın anlatımlarının Mevla’nın 13. yüzyıldaki anlatımlarıyla örtüştüğü görülmektedir. Nicola’nın söylediği derviş torlak ve durmuşlar kimdir buna kısaca değinirsek dervişlik ve dilenme arasında ortaya çıkan ilişkiyi daha iyi anlayabileceğimiz kanaatindeyim.
Nicala’nın Torlak ve Durmuş diye anlattıkları dervişlerin dış görünümleriyle ilgili betimlemesinden hareketle seyyahların söylediklerinin tarihsel karşılığına bakalım. Nico- la, bunların başlarını ve sakallarını usturayla tıraş ettiklerinden bahsetmişti. Anlatılan derviş tanımlaması Mevla’nın cenazesinde en önlerde bulunan cavlakilerle uygunluk göstermektedir. Kimdir cavlakiler ya da kalenderiler?
Osman Turan Türk din tarihi araştırmaları için son derece önemli ve yazarının Mu- hammed bin Mahmud El Hatip olduğu düşünülen “Fustat ul Adele fi Kava’id is Saltana” isimli bir yazmada Torlak, Kalender ve Cavlaki topluluklarına dair ilginç anlatımları aktarır. Yazara göre cavlakilerin helal ve mubah saymadıkları hiçbir haram yoktur. Namaz kılmazlar, gizli olarak oruç yerler, şarap içer, hiçbir küfürden sakınmazlar, dilencilikle sefahat icra ederler. Bunlar iş ve meslek kaçkını tembeller olup çalışıp üretmediklerinden halka yük olmaktadırlar. Mescitleri kendilerine makam yapmışlar, köpekleri yanlarında bulundurur, şarap içer ve her türlü fisk ve fücur yaparlar. Bu insanlar aç oldukları zaman her biri dilenmeğe çıkar, eline geçirdiklerini ağza atar ve kendi makamına döner, saç ve sakalları tıraş olmuş bu melhuslar arasında livata câridir. Bulamayınca zina yaparlar ve bunu hiç ayıp saymazlar. Buna rağmen fakir ve dervişlik iddiasındadırlar.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.