0
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
130
Okunma

O gece uyumak için yatağa uzandığımda dışarıda şiddetli bir fırtına vardı. Pencerenin dışında bir şey sürükleniyor gibi sesler geliyor, perde arada bir hafifçe kımıldıyordu. Başımı yastığa koyduğum anda odada tuhaf bir soğukluk hissettim. Önce havanın serinlediğini düşünüp önemsemedim. Tam uykuya dalmak üzereydim ki o sesi duydum; bütün vücudumu bir ürperti kapladı.
Önce evin dışından sandım sonra duvarın içinden.
Fakat aynaya doğru ilerleyince sesin aynanın içinden geldiğini fark ettim. Öyle hızlı çarpmaya başladı ki kalbim, bir an duracak sandım. Sonra bütün kuvvetimle kapıya doğru yöneldim.
Kapıyı açtım. Koridor karanlıktı. Işığı yakmak için merdiven başına kadar gittim. Düğmeye bastım ama ışık yanmadı. Elektrikler kesilmişti.
Yalpalaya yalpalaya merdivenlerden aşağı indim, salona varınca kapının yanındaki küçük sehpanın yanına gittim, el yordamıyla kibriti ve mumu aradım. Bir süre sonra buldum, ellerim titreye titreye kibriti çaktım ve mumu yaktım. Odanın içini şimdi daha rahat görebiliyordum.
Masanın üstünde kırmızı bir leke vardı.
Başta şarap sandım. Sonra mürekkep. Sonra hiçbir şey sandım; çünkü insan bazı şeylere ad verirse gerçek olacaklarından korkuyor. Masaya yaklaşınca bunun damla damla yayılmış koyu bir sıvı olduğunu gördüm. Bardak yoktu. Şişe yoktu. Yalnız tahta yüzeyin üstünde kırmızı leke duruyordu.
Tam o sırada o tuhaf ses yeniden geldi ama ne dediğini bir türlü anlayamıyordum. Sanki bir çocuk konuşuyordu ya da çok yaşlı biri. Bunu bile ayırt edemiyordum.
Bir adım daha attım. O anda masanın altından kısa, kuru bir ses yükseldi. Ne kırılan bir şeyin sesiydi ne de çekilen bir sandalyenin. Daha çok uzun zamandır kapalı duran bir yerin içerden yoklanması gibiydi.
Olduğum yerde kaldım.
Aynı uğultu bir kez daha geldi. Bu kez daha yakındı.
Gözlerim masanın üstündeki kırmızı lekeye takıldı, çünkü leke hareketlenmeye başlamıştı. Belli belirsiz harfler yazıyordu.
Korkuyla geri çekildim. Mumun alevi sönecek kadar küçülmüştü. Yıllardır durmuş olan guguklu saat bir anda yeniden çalıştı. Masanın üstündeki harfler o anda daha da belirginleşti.
Harfler yavaş yavaş toplandı.
SENİ
Neredeyse bayılacaktım.
Neyi?
İstemsiz bir şekilde aynaya dönüp baktım. Bu kez kendi yüzümden başka bir yüz daha vardı. Aynadaki yüzümün arkasında bir silüet belirmişti ve bana bakıyordu. Gözlerimi aynadan çekemiyordum. Tam o anda dolabın kapağı sonuna kadar açıldı. İçindeki fincanlardan biri yavaşça öne kaydı ama yere düşmedi. Saat hâlâ çalışıyordu. Masanın üstündeki yazı yerinde duruyordu. Mumun alevi azalmıştı ama sönmemişti.
Sonra o ses yeniden yükseldi.
“…sev…”
Masanın üstündeki kelime yeniden değişmeye başladı. Harfler bir an silikleşti, sonra yeniden yan yana geldi.
SENİ SEVİYORUM
Bu kez bunu okur okumaz içimden bir şey koptu. Kelimenin kendisi değil, onu tanıyor oluşum. O ses yabancı değildi. Yalnız yıllardır tam hatırlamaya cesaret edemediğim kadar yakındı.
Mum elimden düştü.
Sonra mumun ışığı söndü. Tamamen karanlıkta kaldım. Bir süre hareket edemedim, olduğum yerde kaldım. Saat hâlâ çalışıyordu. El yordamıyla kibriti aramaya başladım ama bir türlü bulamıyordum. Kalbim küt küt atıyordu. Ayağım sandalyeye çarptı. Kolum saksıdaki çiçeğin dallarına çarptı, canım yandı. Tam o sırada, hiç beklemediğim bir anda, elektrikler geldi. Merdivenlerin bulunduğu yerdeki lamba yandı, ortalığı loş bir ışık kapladı. Hemen salonun ışığını açtım.
Tavandaki avizeden vuran ışık masayı aydınlattı. Bu defa harfler daha kırmızı, daha koyu, daha diriydi.
Seni seviyorum.
Bir süre kıpırdayamadım.
Işığın altında oda küçülmüştü adeta. Aynada yalnız kendi yüzüm vardı. Saat hâlâ bozuktu.
Ama o cümle gitmemişti.
Bakışımı nereye çevirsem yeniden oraya dönüyordu.
Sabaha kadar salonun kapısında oturdum. Işığı kapatmadım. Masaya bakmamaya çalıştım. Aynaya hiç bakmadım, daha doğrusu bakamadım. Dışarıdaki fırtına dinmişti. Karşı apartmandaki pencerelerin ışıkları birer birer söndü. Sokak ıssız kaldı.
Sabah gözlerimi açtığımda oda sessizdi.
Bir an nerede olduğumu hatırlayamadım.
Sonra gece yatmadan önce açtığım küçük kasetçalar geldi aklıma.
Hızla kalktım.
Dolabın en alt rafına baktım.
Kasetçalar oradaydı.
Düğmesi hâlâ açıktı. İçindeki kasetin bandı dışarı taşmıştı.
Elimi uzatıp kapatmak istedim. Tam o anda gözüm masaya ilişti.
Kırmızı mürekkep lekesi hâlâ oradaydı.
O lekeyi görür görmez acı gerçekle yeniden yüzleştim.
Bu masanın başında oturup seslerimizi kasete doldurduğumuz günü hatırladım. Kahkahalarımız birbirine karışmıştı. Sonra ikimiz de aynı anda aynı cümleyi söylemiştik:
Seni seviyorum.
Ardından kırmızı mürekkeple bu masaya da yazmıştık.
Aylar sonra yine bu masanın başında oturuyorduk. O gece arife akşamıydı. Uzun zamandır biriktirdiğimiz şeyler, o gece tartışmaya dönüştü. Bir an elim şişeye çarptı. Kırmızı mürekkep masadaki “seni seviyorum” yazısının üstüne döküldü. O kırmızı mürekkep, son gecemizin lekesi olmuştu ve aşkımızı bir vedaya hazırlamış gibiydi. Sabaha karşı telefon sesiyle irkildim. Onun trafik kazası geçirdiğini ve hastaneye kaldırıldığını duyduğumda kalbime yıldırım düştü sanki. O günden beri bitkisel hayatta. Ailesi onu bir bakım merkezine yatırdı.
Ve ben bugün onu görmeye gideceğim.
Her bayram olduğu gibi…
Nurcan Talay
Gülserçesi
20.03.2026
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.