0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
169
Okunma
Son teravihin ardından cami avlusunda dağılan sessizlik, son sahurun mahmur sabahına karışırken; son iftarın sıcaklığı, sofralardan kalksa da kalplerde kalır. Ramazan, yalnızca takvimde bir ay değil; ruhun kendine dönmeyi hatırladığı, kalbin inceldiği, insanın insana daha çok yaklaştığı bir mevsimdir.
Bayram sabahı geldiğinde, sevinçle açılan kapılar ve paylaşılan tebessümler, aslında bir sonun değil, bir başlangıcın işaretidir. Çünkü asıl mesele; o sabırla tutulan oruçların, o içten edilen duaların ve o gönülden yapılan yardımların bayramla birlikte bitmemesidir.
Ramazan boyunca sofralar nasıl paylaşıldıysa, yılın geri kalanında da paylaşılmalıdır ekmek ve merhamet. Oruçla terbiye edilen nefis, sadece bir aya mahsus kalmamalı; dil, kalp ve davranış da aynı incelikle korunmalıdır. Komşunun hâlini sormak, ihtiyaç sahibine el uzatmak, kırgınlıkları onarmak… Bunlar bir ayın değil, bir ömrün vazifesidir.
Eğer bayram dönüşü herkes kaldığı yerden devam ederse, Ramazan sadece yaşanmış bir hatıra olur. Ama eğer Ramazan’ın getirdiği o manevî iklim, gönüllerde daim olursa; işte o zaman her gün biraz bayram, her an biraz huzur olur.
Asıl bayram, insanın içindeki iyiliği yılın her gününe taşıyabildiği zamandır.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.