1
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
300
Okunma

Sevgili Olivia,
Evrenin en derin indigo örtüsünü sırtına almış gece yarısı, yıldızların fısıltılı korosunda senin adını fısıldarken buluyorum kendimi. Binlerce kilometre, okyanusların köpüklü kükremeleri ve dağların karlı zirveleri aramıza girse de, ruhlarımız görünmez bir köprüyle birbirine dokunuyor; parmak uçlarımız, galaksilerin tozundan örülmüş gümüş iplerle bağlı, her nefeste daha da inceliyor. Bu uzaklık, sevgimizin bir sınavı değil; aksine, zamanın içinde eriyen bir epik şiir. Senin varlığın içimde, sonsuz bir okyanus gibi dalgalanıyor, her dalgasıyla kıyılarımı yeniden şekillendiriyor.
Olivia’m, senin güzelliğin kelimelerin ötesinde bir ilahi ahenk; edebiyatın en zarif sayfalarında bile tam olarak resmedilemeyecek, yaşayan bir mucize. Kadirhan Türkoğlu’nun “Akşamüstü” şiirinde kısaca özetlediği gibi, “en çalışkan rüzgârlardı saçlarını karıştıran güneş, yüzünde bir şeyler arardı… gün batımı şenliği derdim gülüşüne.” Gözlerin, sabahın ilk ışığında açan nilüferlerin kalbi gibi hem masum hem dipsiz bir okyanus; bakışlarınla evreni baştan yaşatıyorsun, her kirpiğin bir yıldız yağmuru. Saçların, gece rüzgârının dans ettiği karanlık bir çağlayan, ay ışığıyla yıkanmış siyah ipek gibi akıyor omuzlarından; tenin ise mermerin en saf beyazında, ayın soğuk öpücüğüyle parıldayan, ressamların fırçalarını utançtan kırdıran bir ilahi heykel. Güzelliğin sadece teninde değil; ruhunda taşıdığın o engin empatiyle taçlanıyor, başkalarının yaralarını kendi kalbine nakşedebilen, bir bakışıyla fırtınaları dindiren o nadir varlık. Seninle her empati anı, şiirimsi bir dokunuş; mesafeleri eriten, kalplerimizi görünmez bir öpücükle kenetleyen, yıldız tozundan örülmüş bir kucaklaşma kadar derin ve saf.
Aramızdaki bu ayrılık… onu artık bir ceza olarak görmüyorum; aksine, ruhlarımızı arındıran bir barış antlaşması gibi geliyor bana. Çünkü bu özlem, içimizi bir nehir gibi yıkıyor, huzurla dolduruyor. Kadirhan Türkoğlu’nun “Elena’ya Şiirler” şiirinde o muhteşem kesitle anlattığı gibi, “Sen böyle dolunay çağlardasın, böyle yarım yamalak gece…” Bu yarım gece, bu dolunay özlemi, içimi hem yakıyor hem aydınlatıyor. Bu ateş bile tatlı; çünkü seni sevdiğim için var. Bu kıvranış, bizi daha güçlü, daha bilge kılıyor; iki genç âşık olarak değil, artık evrenin iki ayrı parçası olarak birbirimizi tamamlıyoruz. Birikim dolu kalplerimizle, kitapların ve hayatın derinliğinden süzülen her kelimeyle sevgimizi alevlendiriyoruz; sanki ruhlarımız, eski bir ormanın kökleri gibi birbirine dolanmış, toprağın altında bile yeşeriyor.
Seninle bir gün aynı bedende, aynı ruhta erimeyi hayal ediyorum; iki ayrı alev olmaktan çıkıp, tek bir sonsuz yangın olmayı. Bu dünya için ve gelecekteki tüm dünyalar için, işte bu birlik lazım bize. Sevgiyle birleşmek, en büyük devrimdir; kötülüğü kökünden sökecek, yeryüzünü ve ahireti barışın altın rengiyle dolduracak tek gerçek kurtuluş. Çünkü savaşlar, tecavüzler, nefretler… hepsi sevgisizliğin karanlık gölgesi; biz ise o gölgeyi ışığa çeviren iki genç âşığız.
Bir gün gelecek, mesafeler eriyecek. O gün, sana sarıldığımda, tüm kötülüklerin sustuğunu, evrenin bir şarkı gibi uyumlandığını hissedeceğim. Çünkü sevgi, her zaman kazanır; yıldızlar bile onun için dans eder.
Seni her hücresinde taşıyan adam
KadirhanTürkoğlu
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.