1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
299
Okunma
Salı günüydü. Salıları her zaman nefret etmişimdir; pazartesi kadar iddialı değildir ama perşembe kadar da umut vermez. Arafta kalmış bir gün gibi, dişçide beklemek gibi bir şey.
​Mutfaktaki buzdolabı, sanki içinde can çekişen bir dizel motor varmış gibi gürültüyle çalışıyordu. Kapısını açtım. İçeride sadece kurumuş bir parça peynir ve bana bilgece bakan yarım bir soğan vardı. Soğan o kadar uzun süredir oradaydı ki, yakında konuşmaya başlayıp bana hayat tavsiyeleri vermesinden korkuyordum.
​"Bakma öyle," dedim soğana. "Senin de sonun bir menemen olacak."
​Tam o sırada kapı çalındı. Alacaklıdır diye açmayacaktım ama vuruş tarzı farklıydı; sanki kapıya bir balık vuruyordu. Açtım. Karşımda alt komşum Bayan Paspas duruyordu. Elinde bir adet sol teki kayıp, pembe bir çocuk ayakkabısı vardı.
​"Bu sizin mi?" diye sordu, gözlerini kısmış bir şekilde.
​"Bayan Paspas," dedim, "Gördüğünüz gibi yaklaşık 45 numara giyiyorum ve pembe pek tarzım değil. Ayrıca bir çocuğum da yok, en azından bildiğim kadarıyla."
​"Yine de sorun dedim," dedi ve ayakkabıyı sanki kutsal bir emanetmiş gibi kucağına bastırıp gitti.
​İçeri girdim, koltuğa çöktüm. Koltuğun yaylarından biri doğrudan sırtıma battı. Hayatın bana "Hey, buradasın ve canın yanıyor, unutma!" deme şekliydi bu. Televizyonu açtım; bir belgeselde karıncaların ne kadar organize olduğundan bahsediyordu. Küçücük hayvanlar bile bir düzene sahipti, bense evdeki kumandanın pillerini bile değiştiremiyordum.
​Cebimi yokladım, bir paket sigara ve bir adet buruşmuş piyango bileti çıktı. Bilete baktım. Rakamlar bana gülüyordu. "Asla kazanamayacaksın," diyorlardı koro halinde. Bileti soğanın yanına, buzdolabına koydum. Belki soğukta rakamlar biraz büzüşür de doğru olanlara dönüşürdü.
​Tekrar mutfağa gittim, musluğu açtım. Su paslı akıyordu. "Harika," dedim kendi kendime. "Bugün de demir ihtiyacımızı bedavaya karşıladık."
​Dışarıda yağmur başladı. Gökyüzü sanki birisi yukarılarda büyük bir kova suyu devirmiş gibi öfkeliydi. Pencereden dışarı baktım; insanlar şemsiyelerinin altında, hayatlarını bir yerlere yetiştirmeye çalışıyorlardı. Oysa ben, buzdolabındaki soğanın sonbahar gelmeden filizlenip filizlenmeyeceğini merak ediyordum.
​Hayat, o kayıp pembe ayakkabı gibiydi aslında. Tek başına anlamsız, ama bir yerlerde bir eşi olduğunu bilmek insanı ayakta tutuyordu. Ya da sadece çok fazla bayat peynir yemiştim ve kafa yapıyordu.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.