2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
75
Okunma
İnsan, hayat denilen koca bir rüyanın içinde, gözleri açık uyuyan bir yolcudur. Telaşlarımız ve bitmek bilmeyen dünya hırslarımız; aslında ruhun üzerine serilen ağır bir gaflet yorganıdır. Oysa hakikat, parmaklarımızın arasından kayıp giden bu mülkte değil, mülkün asıl Sahibinin rızasındadır.
"Herkesin bir rüyası var, benimki ise sadece u/yanmak; O’nun rızasında, O’nun nuruyla..."
Peki u/yanmak nedir bilir misiniz?
Vaktiyle Behlül Dânâ hazretlerini mezarlıkta kemikleri ayıklarken görmüşler. Sormuşlar: "Ne yapıyorsun?" Cevabı bugün dahi kalpleri titretecek cinstendir: "Hangisi şah kemiği, hangisi dilenci kemiği ayıramıyorum; toprak hepsini bir eylemiş. Onlar uyanmışlar ama artık iş işten geçmiş! Ey ahali, siz şu an uyanmışların arasında uyuyan tek kişisiniz!"
İşte gerçek uyanış; toprak bizi yutmadan evvel, nefsimizi toprağa gömmek ve ruhumuzu semaya açmaktır. Hayatın en büyük sırrı, varacağımız durağı unutmamaktır. Kur’an-ı Kerim bu sarsılmaz gerçeği tek cümlede özetler: "Dönüş ancak O’nadır." (Mülk, 15).
Yol ne kadar sarpa sararsa sarsın; akşam olunca herkes asıl evine, asıl sığınağına dönecektir.
Sabır, bu uyanış yolculuğunun azığı; gözyaşı ise gönül evinin süpürgesidir. Kalp temizlenmeden, o ilahi nur oraya misafir olmaz. Başımıza gelen her dert, aslında ruhumuzu sarsıp uyandıran bir şefkat tokadıdır.
Gelin, vaktimiz varken bu uykudan uyanalım. Azrail (as) kapımızı çaldığında uyanmanın adı "pişmanlık", bugün seccadede uyanmanın adı ise "vuslat"tır.
Şimdi sor kendine; uyanmak için vaktin dolmasını mı bekleyeceksin, yoksa rüyadan vazgeçip Sahibine mi döneceksin?
5.0
100% (2)