1
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
57
Okunma

Ahmed Arif ile aynı şehrin rüzgârını solumuş olmak, insana hem yük hem miras bırakır. Şimdi hocamı roman tadında anlatayım:
Diyarbakır sabahları başka doğar.
Güneş, surların üzerinden ağır ağır yükselirken, bazalt taşları geceyi içinden söküp atar.
O sabah ben henüz genç bir delikanlıydım; cebimde buruşturulmuş kâğıtlar, aklımda memleket kadar büyük sorular vardı.
Ben de Diyarbakırlıydım.
O da.
Ama o, şehrin sesini şiire dönüştüren adamdı: Ahmed Arif.
Ben ise henüz kelimelerin kapısında bekleyen bir çırak.
Onu ilk gördüğüm gün, Dicle kıyısında rüzgâr sert esiyordu. Elinde sigarası, gözleri uzaklara dalmıştı.
Sanki karşı kıyıya değil de yılların ötesine bakıyordu.
Yanına yaklaşmaya cesaretim yoktu önce.
Çünkü bazı insanlar sadece insan değildir; şehir kadar ağırdırlar.
“Hocam,” dedim sonunda, sesim taş duvarlara çarpıp geri döner gibi titrek, “şiir nasıl yazılır?”
Gülümsedi.
“Şiir yazılmaz,” dedi, “yaşanır.”
O günden sonra ben onun öğrencisi oldum. Resmî bir okulda değil; kahvehane masalarında, dar sokak aralarında, bazen bir çay bardağının buğusunda.
Bana ölçüyü, uyağı öğretmedi önce.
Sabretmeyi öğretti. Bir halkın acısını taşımayı…
Kelimeyi israf etmemeyi…
“Bak,” derdi, “Diyarbakır’ı yazacaksan, taşı bile konuşturacaksın.
Bu şehir susmaz; sen duymazsan kabahat senin.”
Onunla yürüdüğümüz sokaklar birer derslikti.
Sur diplerinde çocukların top oynayışını izlerken, “İşte umut,” derdi.
Bir annenin kapı önünde sessizce bekleyişine bakarken, “İşte şiirin kalbi,” diye fısıldardı.
Ben her defasında defterime kelimeler karalardım. O ise kelimeleri silerdi.
“Az yaz,” derdi, “çok hisset.”
Yıllar geçti. Ben büyüdüm, o hep aynı kaldı: memleket kadar derin, yara kadar gerçek. Onun dizelerinde Diyarbakır yalnız bir şehir değil, bir kaderdi. Ve ben, o kaderin öğrencisi oldum.
Bir gün ona, “Hocam,” dedim, “Sizin gibi yazabilir miyim?”
Cevap vermedi önce. Surların gölgesine baktı.
“Benim gibi yazma,” dedi sonra. “Kendin gibi yaz.”
O cümle, bana verilen en büyük dersti.
Şimdi ne zaman kalemi elime alsam, Dicle’nin suyu kulağıma bir şeyler fısıldar. Taş duvarlar sabrı hatırlatır. Ve ben bilirim ki, aynı şehirde doğmak yetmez; aynı acıyı, aynı umudu taşıyabilmek gerekir.
Ben Diyarbakırda.
Onun öğrencisiyim.
Ve okuyordum.
Ve hâlâ öğreniyorum.
Saygı değer hocamı burdan saygıyla anıyorum..
Nafiz Karak
5.0
100% (3)