11
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
163
Okunma
Neye yarar…
İnsan bir ömür boyu çalışır. Sabahın ilk ışıklarından gecenin en geç saatlerine kadar emek verir. Alın teri döker. Biriktirir, toplar, çoğaltır. Bir ev olur, bir arsa olur, bir dükkân olur, bir hesap olur bankada… Yıllar geçer, emekler büyür, servet büyür, dünya büyür.
Ama insanın kalbi büyür mü?
Neye yarar…
Neye yarar dünyalar senin olsa, bir kuruşunu çıkarıp da bir yetimin başını okşamadıktan sonra?
Neye yarar kasalar dolusu malın olsa, bir fakirin kapısını çalmadıktan sonra?
Neye yarar sofraların bereketli olsa, bir garibin tabağına bir lokma koymadıktan sonra?
İnsan bazen unutur. Dünya telaşı kalbin üzerini örter. Günler geçer, aylar geçer, yıllar geçer… İnsan kazandığını çoğaltmaya çalışırken, aslında eksilttiğini fark etmez.
Çünkü gerçek kazanç sadece biriktirmek değildir.
Gerçek kazanç paylaşmaktır.
Ve şimdi…
Şimdi Ramazan’ın içindeyiz.
Rahmetin yeryüzüne daha çok indiği, merhametin kalplere daha çok dokunduğu, duaların semaya daha çok yükseldiği bir zaman dilimindeyiz. Ramazan sadece aç kalmak değildir. Ramazan sadece susuzluk değildir.
Ramazan kalbin uyanışıdır.
Ramazan hatırlamaktır.
Unutulanı hatırlamak…
Görülmeyeni görmek…
Duyulmayanı duymak…
Bir yetimin sessiz duasını duymak…
Bir fakirin mahcup bakışını görmek…
Bir garibin kırık kalbine dokunmak…
İşte Ramazan bunun için vardır.
Neye yarar…
Neye yarar iftar sofraları kurulup taşarken, birkaç sokak ötede bir evde tencere kaynamıyorsa?
Neye yarar hurmalar dizilmiş tabaklarda beklerken, bir çocuk iftar saatinde kuru ekmekle başını eğiyorsa?
Neye yarar ışıl ışıl sofralar, kahkahalar, bolluklar… Eğer bir yerde bir kalp kırık, bir göz yaşlı, bir gönül yalnız kalıyorsa?
İnsan bazen küçük bir iyiliğin ne kadar büyük bir anlam taşıdığını fark etmez.
Bir kapı çalmak…
Bir poşet bırakmak…
Bir yetimin başını okşamak…
Bir yaşlının elini tutmak…
Bir fakirin duasını almak…
Belki de bütün servetlerden daha değerlidir.
Çünkü bazı dualar vardır ki sessizdir ama göklere kadar yükselir.
Bazı gözyaşları vardır ki görünmez ama arşa kadar ulaşır.
Ve bazı iyilikler vardır ki küçücük görünür ama Allah katında dağlar kadar büyür.
Neye yarar…
Neye yarar sayısız mala sahip olmak, eğer kalbin fakirse?
Neye yarar dünyayı kazanmak, eğer bir gönül kazanamadıysan?
Neye yarar ardında yığınla servet bırakmak, eğer ardında bir tek hayır duası bırakmadıysan?
Unutmayalım…
Bu dünya kimseye kalmadı.
Nice zenginler geçti bu yollardan.
Nice servet sahipleri geldi, geçti, gitti.
Bugün isimleri bile hatırlanmıyor.
Ama bir yetimin başını okşayanlar…
Bir fakirin yarasına merhem olanlar…
Bir garibin elinden tutanlar…
Onların adı kalplerde yaşıyor.
Çünkü hayır unutulmaz.
İyilik silinmez.
Merhamet kaybolmaz.
Ve Ramazan…
Ramazan bize bunu hatırlatır.
Soframızdaki ekmeğin kıymetini…
Elimizdeki nimetin emanet olduğunu…
Servetin aslında bir imtihan olduğunu…
Hatırlatır.
Belki bugün bir kapı çalınacak.
Belki bugün bir gönül alınacak.
Belki bugün bir yetimin yüzü gülecek.
Belki bugün bir fakirin duası göklere yükselecek.
Ve kim bilir…
Belki de o dua bizim kurtuluşumuz olacak.
Bu yüzden soralım kendimize:
Neye yarar…
Neye yarar dünyalar bizim olsa, eğer bir kalbe dokunamadıysak?
Neye yarar zengin olmak, eğer paylaşamadıysak?
Neye yarar yaşamak, eğer bir insanın hayatına ışık olamadıysak?
Geliniz…
Bu Ramazan’ı sadece açlıkla değil merhametle yaşayalım.
Sadece sabırla değil paylaşmayla yaşayalım.
Sadece ibadetle değil iyilikle yaşayalım.
Bir kapı çalalım.
Bir gönül yapalım.
Bir yaraya merhem olalım.
Çünkü bazen küçücük bir iyilik…
Bir insanın dünyasını değiştirir.
Ve bazen bir lokma ekmek…
Bir kalbin karanlığını aydınlatır.
Unutmayalım…
Bir gün hepimiz gideceğiz.
Mal kalacak.
Servet kalacak.
Dünya kalacak.
Ama bizimle birlikte gelecek olan tek şey…
Yaptığımız iyilikler olacak.
O halde bir kez daha soralım:
Neye yarar…
ALİ RIZA COŞKUN
5.0
100% (9)