4
Yorum
16
Beğeni
0,0
Puan
126
Okunma
Günümüz dünyasında yaşayan duyarlı insanlar, Çevrelerindeki haksızlıklara ve acılara karşı derin bir üzüntü duyuyor.
Gördükleri her zorluk ve adaletsizlik, sanki kendi başlarına gelmiş gibi hissediyorlar .
Bu durum, ruhlarında derin yaralar açıyor.
Bir süre sonra, bu sürekli empati hali yorucu bir yüke dönüşüyor .
Dünyanın genel duyarsızlığına karşı bir savunma mekanizması olarak kendi kabuğuna çekilmeye başlıyorlar.
Ruhsal sağlığını koruyabilmek için etrafında olup bitenlere gözlerini ve kulaklarını kapatma ihtiyacı hissediyorlar ama yine bunu yapamıyorlar ... duyarlılık bunu yaptırmıyor.
İnsanlığın temel amacı kardeşlik ve barış içinde bir arada yaşamak olduğunu bile bile ,
Toplumlar , sürekli olarak yapay ayrımlarla, bitmek bilmeyen savaşlarla ve anlamsız çekişmelerle bölünüyor ..
Farklı kimlikler, dinler ,mezhepler ,gruplar arasındaki bu kutuplaşma, insanları birleştirmek yerine daha da uzaklaştırıyor.
Bu yıkıcı gidişatın yanlış olduğunu haykıran sağduyulu sesler ise savaşların ve çıkar çatışmalarının gürültüsü içinde duyulmuyor ...
En acısı da, bu savaşların ve çatışmaların devasa maliyetlerinin, zaten ekonomik zorluklarla boğuşan sıradan insanların omuzlarına yüklenmesi !..
Temel ihtiyaçlar için harcanması gereken kaynaklar, insanlığı daha da geriye götüren silahlara ve yıkıma harcanıyor.
Bu kısır döngü, derin bir çaresizlik yaratıyor ,
İnsan bu adaletsiz düzenin içinde kendini tamamen kaybolmuş gibi hissediyor ...
Orhan Gülaçar
03-03-2026