0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
142
Okunma
Akşamüstüydü.
Güneş, taş kaldırımların üzerine yorgun bir sarılık bırakmıştı.
O, ağır ağır yürüyordu. Sanki her adımında geçmişten bir iz taşıyordu da yere düşürmemeye çalışıyordu.
Sokağın köşesinde küçük bir tezgâh vardı. Renk renk şişeler, camın içinden gün ışığını yakalayıp parlıyordu. Tezgâhın arkasındaki adam, sesini kalabalığın içinden çekip çıkardı:
— “Beyefendi! Güzel parfümlerimiz var. Buyurmaz mısınız?”
Adam durdu. Başını hafifçe çevirdi. Şişelerin içindeki kokular, sanki görünmez bir duman gibi havaya karışıyor, insanın tenine dokunacak bir bahane arıyordu.
— “Parfümü sevmem,” dedi sakin bir sesle.
Satıcı şaşırdı.
— “Neden beyefendi? İnsan güzel kokmak istemez mi?”
Adam bir an sustu.
Rüzgâr hafifçe esti. Sanki uzak bir anıyı taşıdı yanına. Gözleri bir yere değil, bir zamana baktı.
— “Çünkü…” dedi, “her koku bana onu hatırlatır.”
Satıcı anlamadı. Adam devam etti:
— “Birinin kokusu varsa dünyada, başka hiçbir şeye yer kalmaz. Parfüm sıksam, ona ihanet ederim gibi gelir. Çünkü sevdiğimin kokusuna eş koşar.”
Bir anlık sessizlik oldu. Sokaktan geçenler, bu cümlenin ağırlığını bilmeden yürüyüp gittiler.
Adam tekrar adım attı.
Parfüm şişeleri arkasından ışıldamaya devam etti ama o, başka bir kokunun izindeydi. Tenine sinmiş bir hatıranın, yastığına sinmiş bir gecenin, saçlarına karışmış bir baharın kokusunun…
Bazı insanlar güzel kokmak için parfüm arar.
Bazıları ise bir kokuyu kaybetmemek için hiçbir şey sürmez.
Ve o, kokusunu unutmamak için parfümsüz yaşamayı seçmişti.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.