7
Yorum
22
Beğeni
5,0
Puan
183
Okunma


Su, aktığı yeri değiştirir. Taşın üzerinden geçer; taşı yontmaz, ama iz bırakır. İnsan da böyledir. Yaşadıkları onu aşındırmaz; yalnızca şekillendirir. Bu şekillenme, bir kayıp değildir. Bir oluşumdur.
Kırılma, bir barajın çöküşü gibi gelir. Her şey aynı anda akar. Kontrol yoktur, sınır yoktur. O an, zeminin kaybolduğu andır. Ayaklar su tutmaz; ses boğulur. Ancak bu sel geçer. Her sel geçer.
Sel sonrası geride ne kalır? Çamur, kum, ve yeni bir yatak. Su, eski yoluna dönmez. Farklı bir kanal bulur, farklı bir zeminden süzülür. Bu, eskiye ihanet değildir. Suyun doğasıdır. İnsanın da doğası budur.
Derinin altında sessiz bir kaynak akar. Kimse onu görmez. Bazen kuruduğu sanılır. Oysa yer altında yoluna devam eder. Sevgi de böyle işler. Acı da. Bir süre görünmez olur; yok olmaz. Doğru anda, doğru yerden çıkar.
Durgun su yanıltır. Yüzeyi pürüzsüzdür ama altı karmaşıktır. Akıntılar çarpışır, girdaplar oluşur. İnsan da dışarıdan sakin görünürken içinde birçok şey aynı anda akmaktadır. Bu çelişki, hastalık değildir. Derinliğin işaretidir.
Bazı kırılmalar, suyun taşa çarpması gibidir. Gürültülüdür, görünürdür, iz bırakır. Bazıları ise süzülür; yavaş, sessiz, ama kararlı. İkinci tür kırılmalar daha çok zaman alır. Ancak daha derin bir değişim bırakır arkasında.
Buna karşı bir düşünce de vardır. Su akar ve geçer gider. Geriye bir şey kalmaz. Bu görüşe göre kırılmalar da zamanla silinir, iz bırakmaz. Ancak en eski nehir yataklarına bakıldığında, suyun geçtiği her yer hâlâ okunur. Geçmiş, silinmez. Entegre edilir.
Farklı sonuçlar, farklı tepkilerden doğar. Kırılmaya direnen, suyu baraj arkasında tutan, zamanla çatlar. Kırılmayı kabul eden, suya yol veren ise yeni bir biçim kazanır. Direnç bazen korur; bazen de yıkar. Hangi durumda ne işe yaradığını ayırt etmek, asıl beceridir.
Başka birinin kırılmasına tanık olmak, tanıdık bir his uyandırır. Benzer bir akıntıdan geçildiği anlaşılır. Bu tanışıklık, bir bağ kurar. Acı, paylaşıldığında küçülmez. Ancak taşınması kolaylaşır.
Onarım, gölün yeniden dolması gibidir. Yağmur birden gelmez. Damla damla, yavaş yavaş birikir. Sabır istenir. Gözle görülür bir değişim olmadığı günler gelir. O günlerde de birikim sürer. Su, görmeden çalışır.
İnsan, aktığı sürece var olur. Durduğunda değil. Durgunluk, dinginlik değildir; çürümenin başlangıcıdır. Kırılma, akışı keser. Onarım, akışı yeniden başlatır. Amaç, kırılmadan önceki hâle dönmek değildir. Amaç, yeniden akmaktır.
Su, denize ulaştığında bittiği sanılır. Oysa buharlaşır, buluta dönüşür, yağmur olarak geri döner. Hiçbir şey gerçekten bitmez. Kırılmalar da biter gibi görünür. Sonra farklı bir biçimde geri döner; bu sefer bir anlayış olarak, bir farkındalık olarak.
Akan insan, geçmişini taşımaz. Geçmiş onu taşır. Her deneyim, zemini şekillendirir. Her kırılma, yeni bir yatak açar. Bu yatakta akan su, eskisinden farklıdır. Daha derin, daha sabırlı, daha geniş bir açıdan görmektedir çevresini.
Sonunda bir şey kalır. Akış. Kırılmalar geçici, onarımlar süreçtir. Ama akış, özün kendisidir. İnsan, durduğunda değil aktığında tanır kendini. Ve her kırılma, bu akışın yönünü biraz daha netleştirir.
Turgay Kurtuluş
5.0
100% (8)