2
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
167
Okunma

Önsöz:
1986, Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik dönüşümünün hızlandığı bir yıldı. Bu yazı, sadece bir üniversite sınavı yolculuğunun anıları değil, aynı zamanda o dönemin gençliğinin ve toplumunun içsel değişimlerinin bir yansımasıdır. Kaotik otobüs yolculukları, seyyar satıcılar ve kalabalıklar, 80’lerin sonundaki Türkiye’nin sokaklarında hayatı ve gençliğin bu dönüşümdeki rolünü gözler önüne seriyor.
Yıl 1986
Mardin’in sabahı henüz tam uyanmamışken biz çoktan yola çıkmaya hazırdık. Üniversite sınavının ilk aşaması için Ankara’ya gidiyorduk. Beş arkadaştık. Beş ayrı hayal, beş ayrı korku, ama tek bir heyecan.
Ailelerimizin bakışları hâlâ üzerimizdeydi. “Dikkatli olun” ile “Başarın” arasında gidip gelen tembihler kulaklarımızda çınlıyordu. O yaşta insan kendini hem özgür hisseder hem de ilk defa sorumluluğun ağırlığını taşır. Biz de öyleydik.
Otogarın tozlu zemini, bavulların sürüklenme sesi, çay ocağından gelen dem kokusu… Hepsi bugün bile burnumda.
Ve karşımızda o meşhur 302 Mercedes otobüs.
Otobüs iki şeritli yolda ağır ağır ilerlerken içi bambaşka bir dünyaydı. Bir köşede sigara dumanı bulut olmuş, diğer tarafta evden getirilen tencereler açılmıştı. Börek kokusu mazot kokusuna karışıyordu. Bir teyze torununa yumurta soyuyor, arka koltukta bir amca yüksek sesle bir şeyler fısıldıyor.
Biz ise hem konuşuyor hem susuyorduk.
“Ya kazanamazsak?”
“Ya kazanırsak?”
Sorular havada asılıydı.
İlk mola yaklaşırken açlık da cesaret gibi büyümeye başladı. Yolculuk daha yeni başlıyordu ama biz şimdiden bir maceranın içine girdiğimizi hissediyorduk.
Ankara uzaktı.
Ama gençlik çok yakındı.
Devamı vardır…..
5.0
100% (5)