0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
142
Okunma
Sabah, sela sesiyle uyandılar.
Gökyüzü griydi; kuşlar bile suskundu.
Şehir, uzun zamandır beklediği bir haberi nihayet almış gibi ağırdı.
Minarelerden yükselen o ses, bu kez bir insan için değil, bir duygunun ölümü içindi.
“Aşk vefat etmiştir…”
Duyan herkes, içinin bir yerinde ince bir sızı hissetti ama kimse adını koyamadı. Çünkü herkes bir süredir zaten biraz eksikti.
O gün, bütün âşıklar toplandı.
Kimi gözlerini sakladı, kimi hatıralarını.
Musalla taşının üzerine bir tabut kondu. Üzerinde ne bir isim vardı ne de bir tarih.
Sadece görünmeyen bir yük…
İmam ağır adımlarla öne çıktı. Kalabalığa baktı.
— Hakkınızı helal ediyor musunuz?
Sessizlik.
Rüzgâr, eski bir masalın tozunu kaldırır gibi hafifçe esti.
Tam herkes susacakken, arkalardan bir ses yükseldi.
Üzerinde dağ tozu, avuçlarında taşın hatırası olan biri…
— Etmiyorum! Hakkımı helal etmiyorum!
Herkes dönüp baktı.
O, Ferhat’tı.
Bir zamanlar Şirin için dağları delen adam.
— Ben dağları deldim! Taşa su yürüttüm! Eğer aşk buysa, beni yarı yolda bıraktı. Hakkımı helal etmiyorum!
Kalabalık dalgalandı.
İmam tekrar sordu:
— Hakkınızı helal ediyor musunuz?
Bu kez çölde yürümüş ayakların sesi geldi arkadan.
Saçları rüzgârla savrulan, gözleri hâlâ bir serap arayan biri…
— Helal etmiyorum!
O, Mecnun’du.
Bir zamanlar Leyla için çöllere düşen adam.
— Ben aklımı yitirdim! Çöllerle konuştum! Eğer aşk buysa, beni yalnız bıraktı. Hakkımı helal etmiyorum!
Gökyüzü biraz daha karardı.
İmam üçüncü kez ağzını açacakken…
Tabutun kapağı yavaşça gıcırdadı.
Herkes dondu.
Kapak aralandı.
İçeriden bir ses geldi. Ne erkek ne kadın, ne genç ne yaşlı…
Her kalpten bir parça taşıyan bir ses.
— Ben olmasaydım…
Tabutun içinden doğruldu aşk.
— Ben olmasaydım sen dağ deler miydin Ferhat?
— Ben olmasaydım sen çöle düşer miydin Mecnun?
Kalabalığın üzerine görünmez bir ayna tutulmuş gibiydi.
— Sizi yakan ben değilim. Ben sadece kıvılcımım. Ateşi büyüten sizin yüreğiniz.
Ferhat sustu.
Mecnun başını eğdi.
Aşk gülümsedi, acıyla.
— Ben ölmedim. Siz beni yanlış yere gömdünüz.
Ve sonra kendi elleriyle kapağı kapattı.
Tabut tekrar sessizliğe gömüldü.
Kimse konuşmadı.
Cenaze namazı kılındı.
Toprak atıldı.
Aşk gömüldü.
Günler geçti.
Mezarın başında küçük bir filiz belirdi. Kimse dikmemişti.
İnce, kırılgan ama inatçı.
Bir sabah o filiz çiçek açtı.
Ne tam kırmızıydı ne beyaz.
Rengi, sevenin kalbine göre değişiyordu.
O çiçeğe “aşk çiçeği” dediler.
Zamanla sevenler, sevdiğine o çiçekten vermeye başladı.
Kimi kavuştu, kimi kavuşamadı.
Ama herkes şunu öğrendi:
Aşk gömülmez.
Sadece şekil değiştirir.
Ve her defasında, tam öldü sanılırken, bir mezarın başında yeniden çiçek açar.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.