0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
149
Okunma
Gölge irade
Gölge irade yani cüz’i irade...
İnsan iradesi gölge iradedir...Ben dilemedikçe siz dileyemezsiniz" buyruldu ayette(tekvir/27)
İnsan gölge varlık.iradesi de aklıda ilmide gölge emanetler esmaların gölgeleri..adaleti gölge...laikli de gölge...mezheb tefsir gölge ama vahiy hak...gerçek...Allah ve esmları hak ama yatılanlar gölge ilgilileri degölge...Doğa gölge doğa kanunlarının eylemlernin hallerinnin duygularının düşüncelerinin gölge olduğunu fani olduğunu hiç olduğunu anla...
Allahla güreşti ve yendi deme...gölge eşyayla güreşemez...asi olamaz asiliği de amaçta secdesidir...İnsan gölge varlık çünkü...Allah ile güreş tutan Peygamber kimdir?Yakup kendisini kutsamadığı sürece bırakmayacağını söyledi. Bunun üzerine adam, "Senin adın "İsrail" olsun, çünkü Tanrı’yla ve insanlarla güreşip yendin" dedi. Yakup Rabbi ile güreştiğini anladı ve canı bağışlandığı için bulunduğu yere Paniel adını verdi.
Kaderi yazanla varlık aynı öz...kavga edemez güreş de edemez...secde eder ancak...de...tabi olur ancak gölge tabi olur eşyaya...ve renksizdir gölge varlık da renk vardır laiklik mezheb renksizdir...ama vahiy renklidir canlıdır...gölge emenetçidir can gölgede emanettir...hiçtir ...her şey emanettir gölge varlıkta..hayatta ölümde cennette ölüm yok...ölümsüzdür ahirette var edilenler...
Gölge irade külli iradeyle güreşemez yenemez ve kaderini insan yazamaz...Cüz’i iradenle kendine yaşattığın da kaderindir...kader değişmez yazan değişmezlerden çünkü...İlmi de değişmezlerden İradesi de değişmezlerdendir Allahın çünkü
Kaderi değiştirdim deme .kaderimi yazdım deme sen gölgesin çünkü...sen gölgesin değişir gölge ama değiştiremez...Kur’an sen gölgesin der insana...ama Tevrat sen sensin Yakupsun ilahı yenecek gücün var der...Tahrif Tevrat Gölge varlık olan insan ile İlahı güreştirir...
Evet..."Tevrat’ta, Hz. Yakub (as)’ın Tanrı Yahve/Yehova ile olan mücadelesine yer verilmektedir ki, bu hayli dikkat çekici bir durumdur ve Tevrat’ın tahrif edildiğinin göstergelerinden sadece birdir.
Buna göre, ailesiyle birlikte Hazret-i Yakub, dayısının yanından Kenan diyarına dönerken, çölde bir adamla karşılaşır ve tanyeri ağarıncaya kadar onunla güreşir.
Yakub, "Bırak gideyim." dediği hâlde, güreş tuttuğu kimse onu bırakmaz ve daha sonra o kişi Yakub’a, “Artık sana Yakub değil, İsrâîl (Yahudilerce: Tanrı ile güreşen) denecek. Çünkü sen, Allah ile ve insanlarla güreşip yendin!” der. (Tekvîn, 32/22-32)
Tevrat’ta anlatıldığına göre bu güreş esnasında Yakub’un uyluk kemiği incinmiştir. Bu nedenle Yahudiler, bugün bile uyluk kemiğinin üzerindeki siniri yemezler. Çünkü Yakup’un uyluk kemiğinin başındaki sinire çarpılmıştı.(bk. Tevrat, 32/24-32)
Dolayısıyla Yahudi anlayışına göre, Yakup, bu olay sebebiyle “tanrı ile güreşen” veya “Tanrı ile uğraşan” manasına gelen “İsrail” lakabını alır. Tanrıyla güreşmesine dair anlatılan bu uydurma kıssadan itibaren Yakup’un adı onur ünvanı olarak “İsrail” (Yisrael) adıyla; O’nun çocukları da “İsrailoğulları” (Bney Yisrael) unvanıyla tarihe geçmiştir. (Baki Adam, Yahudiliğin Hristiyanlığa ve İslam’a bakışı)
Tevrat’ta geçen bu ifadeler, açıkça Tanrı’nın insan şekline getirilmesidir. Bu ise, tevhitten bütünüyle uzak, kemal sıfatlardan mahrum ve noksan sıfatlara sahip bir ilah inancının ifadesidir.
Buna benzer bir düşünce Hinduizm’de de vardır. Orada da tanrı bir insan veya hayvan şekline bürünerek yeryüzüne inmiştir. Bu inanç Hinduizm’de “Tanrının Avatarası” olarak ifade edilmektedir.
Yahudi din alimleri, Eski Ahid’de yer alan bu tür kıssaları, değişik şekillerde yorumlama ve tevil etme yoluna gitmişlerdir. Nitekim bu olay, Tevrat tefsirlerinde; “Yakub’un güreş yaptığı kişi Tanrı değil, Tanrı şeklinde gözüken bir melektir.” denilerek tevil edilmiştir. Durum böyle olsa bile, bu sefer yaratılmış bir varlığın Tanrı şekline girebileceği düşüncesi ortaya çıkar ki, bunun da tevili mümkün değildir.
Nitekim Tevat’taki güreş olayının ardından: “(Mûsâ): Tanrı’yı yüz yüze gördüm ve canım sağ kaldı, dedi.” (Tekvîn, 32/30) ibaresi, tevilin mümkün olmayacağını gösterir. Mana çok açıktır ve hiçbir hak inanca uygun düçmeyecek şekildedir.
Ayrıca, bu olayın Tevrat’ta niye yer aldığı, hikmet ve gerekçesinin ne olduğu da tamamen meçhuldür. Her hadisenin bir gerekçesi olması gerekirken, bununla ilgili hiçbir gerekçe gösterilmemektedir.
İfade ettiğimiz gibi Tevrat’ta, Allah Teala’nın “Sübhân”, yani her türlü beşerî sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatlarıyla muttasıf bir Rab olduğu hakikatinin zıddına, O’na beşerî bir acziyet isnad edilmektedir. Bu hususta muharref Tevrat’taki diğer bazı ifadeler de şöyledir:
“Ve Musa, kavmin, aşiretlerine göre herkesin, çadırının kapısında ağlamakta olduğunu işitti; ve Rabbin öfkesi çok alevlendi; ve Musa’nın gözünde kötü oldu. Ve Musa Rabb’e dedi:
“Niçin kuluna kötülükle davrandın? Ve niçin senin gözünde lutuf bulmadım ki, bu kavmin bütün yükünü benim üzerime yüklüyorsun? Bütün bu kavme ben mi gebe kaldım? Onları ben mi doğurdum ki, bana: ’Lala, emzikli çocuğu taşıdığı gibi, atalarına and ettiğim diyara kucağında onları taşı.’ diyorsun? Bütün bu kavme vermek için nereden et bulayım? Çünkü bana: “Bize et ver ve yiyelim.” diyerek ağlıyorlar. Bütün bu kavmi ben yalnız taşıyamam, çünkü bana çok ağırdır. Ve eğer bana böyle davranırsan, niyâz ederim, eğer gözünde lutuf buldumsa, beni hemen öldür; ve sefaletimi görmeyeyim!” (Sayılar, 11/4-6, 10-15)
Cenab-ı Hakk’a zulüm isnad eden bu ifadeler, Hz. Musa’ın Rabbine dua ve niyazda bulunacağı yerde baş kaldırıp isyankar bir tavır sergilediğini gösterir ki, bu durum bir mukaddes kitaba ne kadar uygun düşer.
Yine Tevrat’ta, Allah inancıyla bağdaşmayan şöyle bir olay anlatılır:
“Günün serinliğinde cennet bahçelerinde gezinti yapmakta olan Rab, Âdem ile Havva’yı arar. Onlar ağaçların arkasına gizlenmiştir. Tanrı onları göremeyince: ’Neredesin?’ diye Hazret-i Âdem’e seslenir. Âdem, ’Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim.’ der.” (Tekvîn, 3/8-10)
Bütün bu ve benzeri bir çok konu, ne kadar tevil edilmeye çalışılırsa çalışılsın, Tevrat’ın tahrif edildiğini, yani Tevrat’ın aslının korunamayıp insan elinin karıştığını, bir takım ilave ve çıkarmaların yapıldığı kendiliğinden anlaşılır.
Bugün birçok alim, Tevrat kıssalarındaki insan şeklinde bir tanrı inancının arka planında, eski Mısır ve Babil’de görülen putperest ve efsanevî tanrı inançlarının tesirleri bulunduğunu ve bu inançların hem Yahudileri hem de Tevrat yazarlarını etkilediğini ifade etmektedir.
Kur’an’da İsrail ismi geçmeketdir.
Kur’an-ı Kerim Hz. Yakub aleyhisselamın adının İsrail olduğunu şu iki ayeti ile tasdik etmektedir:
“Tevrat’ın indirilmesinden önce, İsrail’in (Yakub’un) kendisine haram kıldıkları dışında, yiyeceğin her türlüsü İsrailoğullarına helâl idi.” (Âl-i İmran, 3/93)
“…İbrahim ve İsrail (Yakub)’in soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdendir.” (Meryem, 19/58)
İslam tarihçileri ve müfessirler; Arapça olmayan İsrail kelimesine, Tevrat’ta yüklenen manadan tamamen farklı başka anlamlar yüklemişlerdir.
Yahudi kaynaklarında bu kelimenin anlamı konusunda verilen bilgiler İslâm’ın uluhiyyet ve peygamberlik inancıyla bağdaşmadığı için Müslüman bilginler bu hususta farklı açıklamalar getirmişlerdir.
İsrail kelimesinin anlamı Allah’ın kulu (Abdullah) demektir. İbn Abbas’ın açıklamasına göre, İbranice’de "isra" kul demektir, "il" de Allah demektir.
"İsra" kelimesinin Allah’ın seçtiği, "il" kelimesinin ise Allah demek olduğu söylendiği gibi "isra" kelimesinin sağlam yapmak ve bağlamaktan geldiği de söylenmiştir. Buna göre İsrail, Allah tarafından sağlam bir şekilde güçlü olarak yaratılmış gibi bir anlam ifade eder.
Ayrıca, Hz. Yakub’un Allah için hicret ettiği vakit bir gece yürümesinden dolayı, Yüce Allah’a geceleyin giden ve yürüyen anlamında İsrail isminin verildiği de söylenmiştir. Bu açıklamaya göre ismin bir bölümü İbranice bir bölümü de Arapların söyleyişine uygun olur. (bk. Taberi, Kurtubi ilgili ayetlerin mealleri)
Kur’an’ın bahsettiği olaylar ve olayların kahramanları kesinlikle bir tarihî vaka olarak vardır. Eski ilahî kitaplar üzerinde bir müheymin / kontroler olan Kur’an-ı Kerim o semavi dinlerdeki bilgilerin yanlışlığa uğramış olanları düzelterek doğru olanı insanlara anlatmaktadır.
Kur’an’ın Tevrat ve İncil ile ilişkisini belirleyen vasfı “Muheymin”dir. Bu kelime, gözetmen ve kontrol eden manasına gelir. Bu kontrol iki şekilde olur, o kitaplarda bulunan doğruları tasdik ve zamanla vahiy olmayan kısmında -insanların hatası olarak yer alan- yanlışları tashih etmek.
İşte Tevrat’taki muharref unsurların doğrularını beyan eden Kur’an-ı Kerim, tasdik ettiği ve kullandığı İsrail kelimesinin “Allah’ın kulu/Allah’ın safveti/Allah’ın seçkin kulu/Allah’ın güçlü kıldığı.” manasında olan gerçek anlamını kastettiğini kabul etmemiz en doğru tavır olacaktır.(Sorularla İslamiyet)
Gölge varlığın iradesi de gölgedir der Kur’an külli iradeyle kavga edemez ...ve güreşemez...İşte ayet:
﴾27﴿ O herkes için bir öğüttür;
﴾28﴿ Özellikle sizden doğru yolda gitmek isteyenler için.
﴾29﴿ Fakat âlemlerin rabbi Allah dilemedikçe siz (hiçbir şey) dileyemezsiniz!
Tefsiri:
Kur’an’ın insanlar için, özellikle doğru yolu tercih etmek isteyenler için uyarıcı, hatırlatıcı ve yol gösterici bir kitap olduğu vurgulandıktan sonra, “doğru yoldan gitmek isteyenler için” ifadesinin açıkça gösterdiği üzere, İslâm’ın din ve vicdan özgürlüğü ilkesi esas alınarak, artık bunlardan ders çıkarıp doğru yolu seçmek insanların hür iradelerine bırakılmış; dolaylı olarak hiç kimsenin kendi iradesinin dışında bir tercihe zorlanamayacağına işaret edilmiştir. Bununla birlikte insanların irade ve eylem güçleri, bir işi dileyip isteme ve yapma imkânları da temelde kendilerinden değil, yine Allah’tandır. Ama imtihan gereği Allah böyle olmasını dilemiş, insanlara bazı eylemlerinde dileyip seçme ve irade hürriyeti vermiştir (bk. İnsan 76/30).
Kaynak: Kur’an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa: 566
İşte ayet deme ayete esmaya asi tefsir yaptıysan ...işte Tevrat dedi yahudi esmaya asi tefsirlerine ve tefsirle tahrif etti vahyi İlem adilliğe asi tefsir esmaya asi tefsir ve kader izahını cüz’i irade izahın tefsir sayma reddet.Tahrifçi olma yani...Kader cüz’i irade tefsiri izahı esmaların gölgesidir her şeyin tefsiri sünnetullahın ilahi aklın-mantığın gölgesidir ancak...de
Faiz haram diyor sunnilik oysa faize ehven-i şer de ve seç ehven-i şerri seçmek farz...çünkü ehvenle değilse imtihanın faiz haram mı diye sorulmuyorsa faizi mi daha büyük şerri mi seçersin diye soruluyorsa imtihanda soru buysa Nükler için faiz almazsan Gazze gibi olacaksan faizle nükler üretir misin diye soruluyorsa sana imtihanında...sorulana cevab ver...
İran ehven-i şerle imtihanda işte...Ehven-i şer gizlenir...İran nükler üretmem dese çine petrol satmam dese ne İsrail vuracak ne ABD...ama aşağı tükürse sakal yukarı tükürse bıyık...Türkiye de ehven-i şerle imtihanda...ABD iranı vursun dese Türkiye az fatura öder mi...zaman gösterecek ehven-i şerri anlamak kolay değil...hayırlısı olsun diye dua ederiz ancak...Osmanlı Yemende savaşı seçti...ehveni şer miydi bu...Keşke savaşmasaydı o paralarla bir kaç silah üretselerdi...Sarıkamışta ordumuz dondu...ehven-i şer miydi bu seçimimiz...Rusları bir ay sonra da kovardık acele Sarıkamışa asker nakli farz mıydı ...Demem o ki ehveni şer sanıyoruz en büyük şerri...Ehven-i şer gizler kendini ...de Çanakkale de Almanlarla iş birliği yaptık ehven-i şer mi...hala gizli...Almanlarla işbirliği çanakkaleyi geçilmez yaptı ama yeterli iyilikte değildi...Ehven-işer gizler kendini..araştırmalar yap...Uhudda gençlerin görüsünü ehven-i şer sandık ama uhudda hz Hamzayı şehit verdik..ehven-i şer gizlemiştir hep kendini seçmeden önce çok çok düşünmek ve araştırmak gerekli...Irak ordusu Türk ordusu ile iş tutmuyor...ama ABD İranı vurunca buna mahkum...kimin seçimi doğru İranı ABD vurursa Irak ordusu Türk ordusuyla iş tutacak ve keşke daha önceden iş tutsaydık der...yani ehven-i şerri seçmek Fraz ama ehven-i şer çok gizli...en büyük şerri seçeriz bazen ehven-i şer diye...Fransız kanunlarını seçmişiz sunniliğin kanunlarını seçmemişiz...ikisi de yanlış biri inciln diğeri kur’anın yanlış tefsirine dayanıyor sa...Mezhebçilik ömürlüdür fetvaların ömrü var çünkü tefsiri insan yapar ve ömürlüdür...Laiklik de ömürlüdür...Medine devleti mi laiklik mi seçilmeli...ehven hangisi diye sorulsa gizlidr bu sorunun cevabı da...Zaman gösterir seçimimizin isabetliliğini...ehveni bilmek çok çok zordur çünkü ehven ve ehven-i şer gizlidir...anlamak basiret ve kaderi okumak gerektirir...Suriyeden terörü kovduk Iraktan kovacağız...Irak ordusu iş tutmuyor bizimle...hain mi hayır cahil...ehven-i şerri cahile sorma...bilmez uhud için gençlerin fikri soruldu sahabe de olsalar cahiliydiler...Hz Hamzayı şehit verdik çünkü...Kaderi okumak sınırsıza yakın ilim ister sahabe ilmi de yetersizdi uhud seçimiyle ilgili de vahiy gelseydi keşke vahye çok muhtaç insan ...vahyi esmaya uygun tefsire yoruma çok çok muhtaç tevratın tefsirleri tahrif işte ve İsrail oğullarının başı hep ağrıyor ve daha da ağrıyacak çünkü ABD korkmaya başladı nükler atarlar füze atarlar bize diye...İranın fizeleri bize erişirse diye korku başladı ABD de İsraile destekten vaz geçerler bir füze yiyeceklerini bilseler bir gemileri batırılsa kaçacaklar desteği kesecekler işte... vahiyle bildirilseydi keşke...her şey ama hikmetiszdir bu cehennem dolmalı hata edenler cehennemi doldurmalı.hata edenler de olmalı yani...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.