0
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
47
Okunma
Komutanla beraber dışarı çıktık. O, sırtımda oturup gezmeyi tercih etti; bense zor tutan bacaklarımla, her adımda sanki bir moloz yığını taşıyormuşum gibi yürümeyi. Sokak lambasının altında iki gölgenin tamamiyle yakınlaşmadan gerçekten birleşip birleşmediğini denedim. Önce ileri geri bir yol seçmiştim, şimdi sahanın etrafında dönüp duruyorum. Hareket halindeyken negatif düşünceler barınamaz derler; inatla bunu deniyorum. Bilirsiniz, inatlaşmayı severim.
Kalbimi kıran erkekleri düşünüyorum. Benden istifade edenleri. Zaman zaman su birikintilerine rastlıyor, özensiz dökülmüş betonun üstünde geçici ayak izimi bırakıyorum. Yerde biri bir gülen yüz çizmiş. Hep öyle kalabilmeyi isterdim.
Daha önce oturduğum bankın sırtını sökmüşler. Dokunduğum yerler mi kuruyor?
Merhamet Müzesi’ni izledim; son bölümlerini pek sevmedim. Küpesi fark edilmeyince çenesi titreyen Füsun’u da tanıdım, pişmanlık duyan Kemal’i de. Hayatın bazı evrelerinde insan, sahip olduklarının kıymetini bilmeyebiliyor.
Komutan bir ara benimle yürümeye başladı sanki. Bu aylarda kendime sürekli şükretmeyi öğütlerken, yine bir isyanla kalktım yatağımdan. Saatlerdir cebelleşiyoruz. Bir ben Komutan’a vuruyorum, bir Komutan bana. En sonunda galip geliyorum belki ama ikimiz de yara almış oluyoruz.
“Dışarı çıkıp derin bir nefes alırsam rahatlarım” dedim. Ama mahallemde temiz hava da yok. Havada sanayinin kokusu. “Güzel memleketim” diyemiyorum. Sanki hiçbir yerde sana alan tanınmıyor. Sistem bir yandan hasta ediyor, öte yandan iyileşmene de fırsat vermiyor.
Yüzüme düşen perçemleri de artık sevmiyorum. Uzatacağım.
25.02.2026
22:55
5.0
100% (1)