1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
91
Okunma

Zamanın Önünde Eğilmeyen Taşlar
1986 yılıydı. Televizyonun tek kanallı olduğu, uzak şehirlerin adının bile insana yabancı geldiği zamanlar… TRT ekranlarında Mardin’den Münih’e uzanan bir göç hikâyesi anlatılıyordu. Gurbetin soğuk yüzü, mülteci kampındaki hayatın sıkıntıları, yemek kuyrukları, tuvalet sıraları, itiş kakışlar… Yabancı bir ülkede tutunmaya çalışan bir ailenin dramı.
Fakat hafızama kazınan asıl sahne Almanya’da değil, Mardin’de geçiyordu.
Şehri ziyarete gelen bir Alman, taş evleri görünce şaşkınlıkla yanındakine dönüp soruyordu:
“Biz hangi devirde yaşıyoruz?”
O soru yalnızca mimariye yöneltilmiş değildi. O soru, bir zihniyetin dışavurumuydu. Modernliği betonla, cam kulelerle, yüksek binalarla ölçen bir anlayışın cümlesiydi. Taştan yapılmış evleri “geri kalmışlık” işareti sayan bir bakışın ifadesiydi.
Belki de o gün incinen şey taş değildi.
İnsanın memleketine dair onuruydu.
O zamanlar on iki yaşındaydım. Büyükler belki geçip gitti o sahnenin üzerinden. “Çocuktur, ne anlar?” dediler belki. Ama çocuk çok şey anlar. Çocuk, kelimelerin anlamını çözmeyebilir; fakat tonunu hisseder. Mimarinin tartışmasını yapamaz; ama küçümsemeyi sezer. Akılla değil, kalple kaydeder yaşananları.
Ve kalbin hafızası uzun sürer.
Aradan kırk yıla yakın zaman geçti. Dünya değişti. Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerledi. Dijital çağ başladı, yapay zekâ konuşulur oldu, sınırlar ekranlara sığdı. Ama Mardin’in taş evleri yerinden kıpırdamadı. Aynı sokaklar, aynı kemerli kapılar, aynı sabırlı duvarlar…
Değişen evler değil, bakışlarımız oldu.
Bir zamanlar “hangi çağdayız?” diye küçümsenen o yapılar, bugün görmek için kilometrelerce yol kat edilen tarih mirası. O sokaklarda artık yabancılık değil, hayranlık dolaşıyor. Dün geri kalmışlık sayılan şey, bugün kimlik ve estetik olarak değer görüyor.
Demek ki mesele çağda olmak değilmiş.
Mesele, çağın neye değer verdiğiymiş.
Bir dönem geçmişi yıkmak ilerlemek sanıldı. Eski olanı silmek, yeniyi kurmak medeniyet zannedildi. Oysa medeniyet; hafızayı koruyabilme kudretidir. Kimliğini inkâr etmeden değişebilme cesaretidir. Taş evler zamana direndi. Onlar değişmedi; biz değiştik.
Ve belki de utanılması gereken şey, o evlerin “eski” oluşu değil; bir zamanlar onları anlamayacak kadar aceleci oluşumuzdu.
Kırk yıl önce sorulan o soru hâlâ kulaklarımda.
Ama artık içimde bir kırgınlık değil, bir farkındalık var.
Şimdi o taş evler ayakta.
Şimdi o sokaklarda hayat var.
Şimdi kimse “hangi çağdayız?” diye sormuyor.
Çünkü artık biliyoruz:
Her çağ, geçmişini taşıyabildiği kadar çağdır.
Biz de kırk yıllık kırgınlığı bugün dışa atıyoruz.
Öfkeyle değil.
Bağırarak değil.
Yıkarak değil.
Sessiz bir gururla.
Çünkü bazı cevaplar sözle verilmez.
Bazı cevaplar ayakta kalınarak verilir.
Ve bazı şehirler, zamanın önünde eğilmeyen taşlardan yapılır.
5.0
100% (2)