2
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
84
Okunma

Hala anımsarım ilkokul beşinci sınıfa geçmiştim. 60’lı yıllar. Köyümden 10 km uzaktaki ilçeye yaya yürüyüp ders kitaplarımı kendim aldım. Dönüşte evimize iyice yaklaşmıştım. Merakım iyice arttı. Adı “Yurttaşlık Bilgisi” olan kitabı açtım; anımsadığım kadarıyla güzel görsellerle bezeli “Milleti Birbirine Bağlayan Bağlar” başlığında şunlar maddeleşmişti: Yurt birliği, tarih birliği, ülkü birliği, dil birliği vb… haylı okudum bu maddeleri eve varmadan. Anladım; aynı topraklarda yaşayan insanların millet olabilmesi belirtilen olguları içselleştirerek ancak millet olma olgunluğuna kavuşur. Kıvançta ve tasada aynı duyguları paylaşarak mutluluk içinde yaşarlar.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir”, “Türkiye halkı, irken veya dinen veya harfsen birleşik ve yekdiğerine karşı hürmet ve fedakârlık hisleriyle dolu ve mukadderat ve menfaatleri ortak olan bir toplumsal hey ‘ettir” diye tarif etmektedir. Türk Milletinin anayasamızda belirttiği gibi dili Türkçedir.
Bilindiği gibi Osmanlı İmparatorluğu birçok milletin bir arada yaşadığı büyük bir imparatorluktu. Saray dili; Türkçe, Arapça ve Farsça dillerinin sentezlendiği Osmanlıca adlı bir dildi. Büyük halk kitlesi ise Türkçe konuşurdu tıpkı Veysel’in dediği gibi:
“Subaşında sulaklarda
Türk’ün sesi kulaklarda
Beşiklerde beleklerde
Türk’üz türkü çağırırız” Türkçe kullanır türkü çağırırdı.
Ve Atatürk dilimizin sadeleşmesi için şu ünlü özdeyişini söylemiştir: “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” Gereğini uygulamak içinde Türk Dil Kurumunu kurmuştur. Bu kurum yaptığı çalışmalarla dilimizin sadeleşmesi Arapça, farsça kelimelerden arınması için büyük mesafeler kat etti.
Dilimiz Türkçe bizim özgürlük bayrağımızdır. Dilimizi konuşma ve yazma gibi her alanda kullanmak bir yurttaşlık görevi olmalı!
Çok kısa bir öykücük anlatmak isterim. Almanya’da öğretmen olarak çalıştığım yıllarda konsolosluğumuzun bulunduğu Hamburg’a ortalama 50 dakikalık tren yolculuğu yapardım. Eğitim ataşemiz “oldukça sivil giyinin kendinizi yabancı düşmanlığına muhatap olmamak için dikkatli olun” diye öneride bulunurdu. Kendimi korumak adına tehlike gelmez diye birkaç kadının seyahat ettiği vagonlara biner. Onlarla sohbet edip Almancamı geliştirmek isterdim. Böyle bir yolculuk sırasında bir Alman kadınla hayli sohbet ettik. İlginçtir kadın Türkiye’de benden çok seyahat etmişti. Torosların diplerinde yaşayan insanların çok yoksul olduğunu söylemişti. Ayrılırken bana teşekkür etti Almanca konuşmam adına…
Son yıllarda dilimiz maalesef yabancı dillerin işgaline uğradı. Hele bazı esnafımız yabancı dilde tabela asmaları ne kadar hazin. Böylesi tabedeler, reklamlarda vb alanlarda kullanılan yabancı sözlükler aşağılık karmaşıklığından başka adlandırılamaz. Devlet kurmuş millet olma yetkinliğini kazanmış halk kendi ana dilini canı gibi korur. Böyle milletler yabancı kelimeleri kullanmaktan titizlikle sakınır.
Üzgünüm, günümüzde bazı şair ve yazar dostlar eserlerinde yabancı kelimeleri özenle kullanıyor. Oysa millet olma adına güzel Türkçemizi Edirne’den Hakkâri’ye, Muğla’dan Artvin’e kadar her alanda kullanmamız, çocuklarımıza millet olma bilincini kazandırmak bağlamında paha biçilmez miras bırakmış oluruz.
Ne demeli! Sık sık Latince kökenli Mobbing diye bir kelimenin kullandığına tanık oluyoruz. Türkçe karşılığı olarak: Duygusal taciz, iş yeri terörü, daha kısa yıldırma kelimesini kullansak daha hoş olmaz mı?
Türk milleti eski çağlardan beri tarih sahnesine çıkmış, büyük devletler kurmuş büyük bir millettir. Bırakalım karmaşayı; yabancı kökenli kelimeleri dilimize sokup dilde kirlilik yaratmayalım. Anne sütü gibi helal Türkçemizi kullanalım… olmaz mı!?
5.0
100% (2)