0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
48
Okunma
Bir zamanlar, şehirlerin ve çöllerin, dağların ve nehirlerin üstünde görünmeyen bir okul vardı. Bu okulun ne kapısı vardı ne duvarı. Öğrencileri sabah ziliyle değil, kalp çarpıntısıyla derse girerdi. O okulun tek öğretmeni vardı: Aşk.
Aşk, sert bir öğretmendi. Kimine sabrı öğretirdi, kimine acıyı. Kimi öğrencisini dağlara yollar, kimi çöle sürerdi. Ama her dersin sonunda bir iz bırakırdı; ya bir yara ya da bir efsane.
Ferhat onun öğrencisiydi. Bir gün Aşk, Ferhat’ın kulağına Şirin’in adını fısıldadı. O fısıltı bir ömre bedeldi. Ferhat dağların karşısına geçti. Taşa her vurduğunda sadece kayayı değil, kendi korkularını da deldi. İnsanlar onun küskü sesini duydukça “Bu delilik” dediler. Ama Ferhat için o, bir dersti. Aşk’ın verdiği ağır bir ödevdi.
Bir başka öğrencisi Mecnun’du. Aşk, onun kalbine Leyla’nın adını yazdı. Mecnun şehirden çıktı, çöle düştü. Kumların üstünde yürüdü, susuz kaldı, yalnız kaldı. İnsanlar arkasından baktı: “Yazık oldu çocuğa,” dediler. Oysa Mecnun için çöl bir sınıftı. Her kum tanesi bir harf, her rüzgâr bir cümleydi. Aşk ona dünyayı unutmayı öğretmişti.
Yıllar geçti. Aşk’ın öğrencileri çoğaldı. Kimi sevdiği için ailesini karşısına aldı, kimi bir şehri terk etti, kimi bir ömür bekledi. Şehir halkı huzursuzdu. “Bu öğretmen yuvalar yıkıyor,” dediler. “Bu öğretmen aklı baştan alıyor.” Toplandılar, uzun uzun konuştular ve bir karar verdiler.
Aşk idam edilecekti.
Onu görünmeyen iplerle astılar; aslında astıkları kendi kalpleriydi ama farkında değillerdi. Sonra yüksek bir tepeye gömdüler. “Böylece biter,” dediler. “Kimse artık onun dersine düşmez.”
O tepeye Aşk Tepesi adını verdiler. Başta kimse gitmedi oraya. Rüzgâr esti, otlar büyüdü, zaman geçti. Fakat bir gün iki genç el ele tutuşarak o tepeye çıktı. Kalpleri hızlı atıyordu. Kimseye söyleyemedikleri sözleri orada birbirlerine fısıldadılar. O an toprağın altı kıpırdadı sanki.
Sonra başkaları geldi. Kimi barışmak için çıktı o tepeye, kimi teklif etmek için, kimi sadece susup yan yana oturmak için. Her gelen, toprağa biraz daha hayat kattı. Aşk’ın mezarı çiçek açtı.
Halk şaşkındı. “Biz onu öldürmemiş miydik?” dediler.
Ama Aşk, gömüldüğü yerden çoğalmayı biliyordu. Çünkü o bir bedende yaşamazdı; kalpten kalbe geçerdi. İdam sehpası ona işlemezdi. Toprak onu tutamazdı.
Zamanla insanlar anladı: Aşk’ı yok etmek isteyenler, en çok ona yenilenlerdi. Ve o tepe, bir mezar olmaktan çıktı. Yeni âşıkların yemin ettiği, kırgınların barıştığı, umutsuzların cesaret bulduğu bir yer oldu.
Aşk Tepesi artık bir sonun değil, her başlangıcın adıydı.