3
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
194
Okunma
Dünyadaki yaşam alanının sıradanlığından şikâyet edenler var. Bu sıradanlığı sıradışı yapmak için kişi, ilk önce ayaklarının gücünü fark etmelidir. Saman rengi bir kâğıda mavi mürekkeple iz bırakmalıdır.
Yazarken yapılan bir dokunuş ile okurken yapılacak bir kontrol arasında çok büyük fark vardır. Sahada olmak ile izlemek gibi… Darbeleri hissetmek ile tahmin edebilmek gibi.
Masaya kurulduğunda hayal gücünü zihnin dışında yaşamsal deneyimlerle özümsemek, okuyucuyu içine çekmenin en güçlü yanıdır…
Yazmak, bir eylemin bütün katmanlarını vücuda işleyebilmektir; uykusuz kalmanın ruh hâlini, bedenin buna verdiği tepkiyi ve bu zorlu süreçte kalbin yolunda ruhunun eğilmeyen, pes etmeyen iradesini test edebilmesidir.
Toprak gibi yağmurda ıslanmalı, rüzgârda savrulmalı ve güneşte kavrulmalıdır…
Yani yazma isteği, sadece bir masada hissetmek değildir. Bir hayatın içinden geçebilmeli. Bir gece yarısı çıkıp o damla damla inen yağmuru iliklerine kadar hissedebilmeli… Güneş doğmadan bir tepede onu sabırla beklemek… Bir denizin rüzgâr ile olan dansını sessizce izlemek… Beton yığınları ile kaplı yollardan çıkıp, ışığını gecenin yıldızlarından alan bir patikada kaybolmak gibi…
Bunlar yazmanın erdemini ve emeğini hissetmenin yoludur…
İnsan hayatı izleyerek değil, içinden geçerek yolunu şekillendirebilir. Bir bilgisayar kalemin yerini alabilir; ama yazmak kolay olanı değil, sanatı çağrıştırmalıdır. O yüzden her dokunuşta mürekkep orayı sahiplenmeli, yaraya hüküm reçetesini işlemelidir.
Turgay Kılıç
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.