0
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
146
Okunma

Bu, zamanında kıymeti bilinmeyen
bir sevginin hikâyesi.
Adam ilk zamanlarda kadına dünyanın en şanslı insanı gibi,
onun ruh eşi gibi, eksik parçası gibi hissettirmiş.
Sonra birşeyler olmuş, birden belirsiz dengesiz
gel gitli halleriyle, hiç olmamış gibi davranmış.
Kadın canlı canlı ölümü tatmış,
kalbi çok yanmış, ruhu yaralanmış.
Adam kadının kalbinden gelen o derin sevgiyi hissetmiş,
herkes gitse o gitmez,
herkes yanlış yapsa o yapmaz
diyecek kadar güvenmiş kadına.
Sevgisine sadakatine güvenip fazla rahat davranmış.
Kadın ateşti,
esasen kalbi ısıtmak için yanan,
kendini yakmak için değil.
Yüreğinin tek arzusu sevilmekti.
Bu adam için kaçış sebebiydi, çünkü gerçeklerle yüzleşmesi gerekiyordu.
Adam bu sevgiyi biliyordu, ama yapamıyordu.
Kadının değerini aklı ile biliyordu
ama ruhuyla taşıyamıyordu.
Kadına bağlanmak yerine duvar ördü,
zira kadına yaklaşmak duvarları yıkmak,
duygularıyla yüzleşmek,
sorumluluk almak demekti.
Kadını seviyordu, ama bunun bedelini ödeyecek cesareti yoktu.
Adam fazla nazlandı.
Sevgiyi ağırdan aldı,
kadını sabırla terbiye edebileceğini sandı.
Kadının gözlerindeki derinliği fark etti,
ama orada boğulabileceğini düşünüp kıyıda kaldı.
Kadın o limandı.
Adam ise gemiyi hep geciktiren rüzgâr.
Kadın çok bekledi.
Bir gün daha,
bir söz daha,
bir ihtimal daha.
Sonunda kadın o limanda beklemekten yorulmuştu,
sessizce dönüp,
arkasına bakmadan uzaklaştı,
o gemi oraya geldi mi hiç öğrenemedi,
çünkü umutlarını kibrite çarpıp o limanı yakmıştı.
O liman artık haritalarda bile yoktu,
beklemenin küllerinden yapılmış,
dumanı hâlâ göğe yükselen bir yıkıntıydı.
Adam, orada durup denizi izlediğini sanıyordu,
ama aslında kendi gecikmiş aklını seyrediyordu.
Adam çok sonra akıllandı.
Aklı başına geldiğinde
artık ortada baş koyacak bir baş yoktu.
O zaman anladı:
Kendini bu kadından başka hiç
kimsenin bu kadar sevemeyeceğini.
Kimsenin onu böyle beklemeyeceğini,
böyle sabırla tükenmeyeceğini,
böyle sessizce yanmayacağını…
anladı.
Ama iş işten geçmişti.
Bazı gerçekler insanı öyle bir silkeler ki,
zihnin sert bir duvara çarpmış gibi olur
Içinde, yüksek bir binadan beton zemine çakılır gibi
paramparça olursun,
dışında ise sesin,
en derin kuyulara düşmüş gibi sessiz kalır.
Kadın gitmişti.
Adam oracıkta kalmıştı.
Ne liman vardı artık ne gemi.
Sadece yanmış umutların kokusu
ve ömür boyu yeten bir pişmanlık.
Adam şimdi herşeyi doğru yapabilecek
kadar olgundu,
ama yapacak kimse kalmamıştı.
Geç kalmış bir sevginin,
hiç yaşanmamış bir geleceğin içinde
mahsur kalmıştı.
Ve belki de en kederli kısmı şuydu:
Adam hâlâ o limana bakıyordu.
Yanmış olduğunu bile bile.
20.02.2026
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.