0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
29
Okunma
TOKMAK ALAN 8 ( HAMZA BABA)
Babaannemin ilk dört çocuğundan sonra doğan çocukları doğumdan hemen sonra ölüyor. Yaşamıyor. Köyümüzde o zamanlar ne bir doktor, ne sağlık ocağı ne bir ebe var. Kadınlar kendi kendilerinin ebesi olmuşlar. Ya kendi kendilerine bir ahır da doğuruyorlar çocuklarını, yada köyün en büyük kadını gelip yardımcı oluyor doğum yapmalarına.
Babaannemde ne yapsa çocuklarının ölümünün önüne geçemiyor. Köye 7 kikometre uzakta olan Hamza baba türbesine adaklar adıyor. Adak sonrası beş numaralı Erol amcam dünyaya geliyor. Do-ğan çocuğa Erol ismini koyuyorlar ama nüfusta kayıtlı olan ismi adaklar adamış olduğu Hamza Baba türbesinin adı olan Hamza olarak yazılıyor.
( Rivayete göre bir gün saçlı Hamza, Moğol saldırısın-dan kaçarken Hacı Bektaş efendimizin yanına uğra-mış. ‘’Ben Şah-ı Merdan oğlu Muhammet Hanefi so-yundan Hacı Ahmet –i Yasevi yarenlerinden. Belhayık beyi Hacellyas oğlu Saçlı Hamza’yım. Biat etmeye ocağında pişmeye geldim.’’ Demiş.
Günler geçmiş. Meydanlar kurulmuş, dualar edilmiş. Ve kurulmuş son meydan Saçlı Hamza için vakit gel-miş ve başlamışlar hep bir ağızdan
Bismi ŞAH Allah Allah
Boylar boy ola
Toylu ola soylu ola
Dar çekti biat verdi bu canlar
Arılandılar durulandılar
Aklanıp paklandılar
Dökülüp saçılandılar görülüp soruldular
Çektikleri dar felaketlere karşı gele
Hak-ı Muhammet – Ali’nin katına didarına yazılanlar
Yolda belde dağda yardımcıları
On iki imam Hızır yoldaşları ola
Yere yerise saklaya bekleye
Dilde dileklerini gönülde muratlarını vere
Cemimiz kırklar cemi demimiz Ali demi ola
Hü erenler gerçeğe hü
Sonra Saçlı Hamza Efendimiz eğitimini, öğretimini tamamlamış, Kırklar cemi yapılmış. Saçlı Hamza artık Hacı Bektaş efendimizin halifesi olmuş. Saçlı Hamza olarak çok bilinmez tüm dervişler dedeler onu Ham-za Baba olarak bilirler.)
Yıllar sonra kasabaya göç ettikten sonra bir gün Babaannem köydeki tarlalarını, bağ, bahçesini görmeye gitmiş. O yıllarda köyümüzde yaşanmışlık kalmamış artık. Hasan dedem de rahmet-lik olmuş.
Köyde bağı, bahçeyi dolanmış babaannem. Eski günleri yad etmiş. Tabiki de en çok kocası ile olan günlerini düşünmüş. Gün inmiş. Hava kararmaya başlamış, Asfalta çıkmış. Beklemeye gelmiş. ( Durak). Tomofil beklemeye baş-lamış. O zamanlar arabalar bu kadar sık geçmezmiş. En az yarım saat bekledikleri olurmuş. O gün de babaannem kasa-baya dönmek için bayağı bir geç saatte kaldığı için Tomofil bir türlü gelmek bilmemiş. Onunla birlikte durakta bekleyen bir adamcağız daha varmış. Bekle, bekle görünürde araba yok. Başlamışlar iki yabancı sohbete. Ordan buradan konuş-maya dalmışlar. Sohbet koyu bir hal alınca adamcağız sormuş babaanneme;
‘’ Eeee teyze kaç çocuğun var ‘’ diye
‘’Sekiz çocuğum var ‘’ diye keyifle yanıtlamış babaannem. Çocuklarına hiç kıyamazdı. Ağzından çocuklarına karşı söyle-miş olduğu en ufak bir kötü söz duyan olmamıştır. Sekiz ço-cuğunun yanında değeri farklıydı.
‘’Maşallah. Maşallah ‘’ demiş yabancı adam.
‘’ Ah evladı, dede sağ olaydı, şimdiki gibi sünger yataklarda 0laydı bir o kadar daha doğururdum’’ demez mi ? Sekiz ço-cuğun üzerine halan sevgiliye duyulan özlem ve çocuk sevgi-sinin bir itirafı.