Düşünmek kolaydır, yapmak zordur. dünyada en güç olanşey de düşünüleni yapmaktır. (goethe)
Oğuzhan KÜLTE
Oğuzhan KÜLTE

İMZA

Yorum

İMZA

( 1 kişi )

1

Yorum

3

Beğeni

5,0

Puan

36

Okunma

İMZA

İMZA



Kimilerinin halen içimizde yaşıyor olmaları ve eserleri ile de daima kendilerini hatırlatmaları, yerlerinin bir türlü dolmamış ve dolamayacak da olması nedendir? sorusunu düşünmek, bu sorgulamalardan bize yön verecek, hayata esaslı bir duruşu da katacak çıkarımlarda bulunmak gerekir.

Onca şeye veya bizi temsil edebilecek çokça seçenekler içinde şu giderek kesin halini alan ve hayal gücünün de ötesindeki sorumluluk hacmiyle de adeta parmak izimiz gibi duran “imza” mız mevzuu, üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur aslında. Giderek potansiyel kazandığımız, daha da yetkin olabilme mücadelesini vermekte olduğumuz hayat, bütün bunların hamisi kılarcasına bizi resmi otoritelerin önünde tanınabilir de kılan imzamızı nasıl da önemser değil mi?

Yeri geldiğince bolca sıfırlı bir evrağın ilgili yerlerine tasarruf ettiğimiz bu şahsa özgü izimiz ya büyük bir borcun yasal sorumluluğunu yahut büyük bir kazanımın öznesi olduğumuzu dile getirir, perçinler esasen de. Ne yazık ki çoğumuz şu imza konusunun sadece maddi yanlarını kale alır ve bu bakımdan ihtimam gösteririz onun evrak üzerindeki duruşuna. Elbette içeriğinin ne olup olmadığını bilmediğimiz şeylerin altına imza atmamalıdır. Zira, atılan imza; ben de varım, ben de katılıyorum, teşvik ediyorum, elbette öyle olmalı gibi anlamlara gelmektedir.

Bizim tabiatla, onun içinde zamanla, zeminle ve kısacası varlıkla müşerref olduğumuz gerçeği, bize temas eden ya da bizimle birlikte değerlendirilecek her şeyi de sorumluluk olarak karşımıza koyar. Bazı hakları da veren bu durum, çokça sorumluluğun da verildiği yahut bir şeyler üzerinden bizlere devşirildiği durumdur da. Anne ve baba olmakla meseleye bakacak olursak, ciddi manada çocuk sahibi olmayı istemek bile, her anne ve baba adayını topluma karşı çokça yönden yükümlülük altına sokan bir gerçekliği ortaya koyar. Burada asla keyfiyet yoktur. Keyfiyetle yetiştirilmiş bir çocuğun gelecekte ailesine, vatan ve milletine değer katma potansiyeli de olamaz zaten. Her yetiştirilen çocuk bu bakımdan anne ve babanın hayata duruşlarının, ciddiyetlerinin de imzasıdır aslında. Oturuşu, bakışı, düşünüşü, sorumluluk şuuru, emeğe karşı kendini konuşlandırış biçimi, geleceğe yönelim tercihleri ve değerleri derken çokça parametredeki görünüm veya dışa durumun mimarı anne ve babalardır. Buradan varılacak sonuca göre, toplumun da teşekkül ettiği ailelerin vazgeçilmez değerleri çocukların yetiştirilme şekilleriyle ortaya çıkan şey ailenin insan olma vasfındaki çok şeye dair imzaları dizgesidir.

Yeterince olgunlaşan, arzu edilen seviyelere gelerek tam da bir meslek insanı olan bizler, mesleğimizin gereklerini yerine getirirken, bizi bu kalifikasyona taşıyanların imzaların bir sonucu olarak ordayızdır. Çalıştığımız veya ürettiğimiz sahada bizim en ideal biz olabilmemizde elde ettiğimiz; sertifikaların, başarı belgelerinin, kurs katılım evraklarının ve diplomaların gereği olan profesyonel dokunuşlar, görüşler ne denli isabetli ve zengin ise, adımıza atılan imzalar da o denli hakkaniyetli, isabetli ve yeterli de demektir. Bu durum, üzerimizdeki mesleki ehliyetlerin hakkını vermek ve onların imzalarına da layık olmak demektir esasen.

Bir imza dediğimiz ve sadece sembolden ibaret saydığımız şeyin, hayatın türlü yanlarına dair koskoca sürecin niteliğini, o süreç sonunda ilgili öznelere verilen ayrıcalıkların, sorumlulukların, beklentilerin de yankılandığı şey olduğunu fark etmemiz gerekir. Hassasiyet gerektiren dokunuşların eli olacak bir göz veya estetik cerrahına meslekte o uzmanlığı hak ettiğini, rüştünü de ispatladığını dile getiren olurların yahut imzaların öznelerinin ne denli büyük bir sorumluluğa imza atıyor olduklarını da yarıca ele almak gerekir. Milimetrik ve daha ötesi dokunuşların yeterliliğine haiz olmadan mesleki anlamdaki hak edilmemiş olan kariyerlere dair payeler çoğu insanı gözünden, burnundan, canından edebilir. Bu durum, mükemmel yaratılmış ve son derece hızlı ve güçlü kaslara sahip bir sporcunun sahadaki mücadelelerde galip gelme potansiyelini her şeyin üzerinde tutarak, iki sağlam cümle kuramayışı bakımından milletini ve verdiği mücadeleyi asgari şartlarda ifade edememesi ve hatta sözleri eveleyip gevelemesi durumu da önemli değil midir? Aynı şekilde derslerdeki azami dikkati, başarısı ile göz dolduran bir öğrencinin değerler karşısındaki vurdumduymazlığı nereye kadar görmezden gelinir ki? Ders içeriklerinin en üst sevileri ile öğrencisini daha zorlu şartlara hazırlayan öğretmenlerin akademik anlamdaki bu dirayetli bakış ve yönlendirmelerini değerler silsilesi ile bütünleştirmemeleri durumunda nasıl bir insan ortaya çıkar varın siz düşünün.

Her birimiz kariyerimiz boyunca ne de çok sertifika, katılım belgesi, takdir belgesi ve diploma gibi belgeleri dosyalarımıza doldurmuş, çokça sahada donanım sahibi olmuş gibi de görünmüşüzdür. İyi de dosyalarımızda bulunan ve emek harcamadan, kafa yormadan elde edilerek oraya giren onanmış bazı belgeler, o belgelerde tarif edilen yeterlilikler bakımından gerçekte bizi tarif ediyorlar mı acaba? Bu belgelerden birisi de ağır vasıta sürebilme yetkisini veren “E Sınıfı Sürücü Belgesi” olsun. En azından iki haftalık bir deneyimi gerektiren direksiyon pratiği yapılmaksızın sadece iki iç günlük kurs gösterimini yeterli görerek o adayı “E Sınıfı” araçları sürebilir konusunda yeterli görmek doğru bir mesleki duruş mudur? Yarın binlerce kiloluk ağırlığın ya da onlarca yolcunun kaderini ellerlinde tutacak olan öznelerin yeterliliğine dair atılan imzalar aslında büyük facialara yol açabilecek deneyimsizliklerin de imzası olabilirler mi? Sporda bile belli becerileri ortay koymadan bir üst payelerin kolay kolay verilmediği ve o sporcunun bir sonraki seviyeye ulaşmasına olanak sağlayan yeterliliğin ortaya çıkmadığı durumlarda, bu beklenti sağlanana dek katı kuralları uygulamaktan çekinmeyen anlayışın, hayata dair her bir yeterlilik alanında verilecek payeler için de gösterilmesi gerekir. Birilerinin siyasal uzantısından ötürü yakını olmamamız, atanacağımız makamın veya sorumluluğu verilen sahanın da hakkını layığı ile yerine getirebileceğimiz anlamına gelmez, gelmemeli de. Yurdumuzda sıklıkla alan dışından insanların başkalarının üzerinde yönetme ve karar mercilerinde bulunmaları bu bakımdan ne de trajiktir aslında. Uzakta veya yakından eğiti ile ilgisi olmayan bir özneyi o sistemin elit ve yetkili mercilerinden biri kılmak da aynı şeydir. Belli sorumlulukların sahibi olmanın yolu, o sorumlulukların bedeli olan eğitim süreçlerinden gelmekle, belli deneyimleri ve sınanışları ortaya koymakla mümkün olabilir.

Uzay çalışmalarında siyasi yakınlığı değil, fenni konulara, astronomiye, kuantum fiziğine, havacılığa ve onun özelinde de aerodinamiğe, sürtünmeye olan kariyer yakınlığı dikkate alınır. Kimse ahbap çavuş ilişkisi ile kozmonot olarak yer almaz uzay mekiğinde. Eğer öyle olursa da büyük ihtimalle tek parça olarak da geri dönemez. Hayat kimsenin tekelinde değildir. Hayat bir oyun da değildir. Hayat; tecrübelerin, deneyimlerin toplamı sonunda ortaya çıkan değerlerin aktarımızdır da. Bazı rolleri ister istemez yüklenen bizlerin de o rollerin gereği olan sorumluluklarımızın farkındalıkları ile güne duruş alırız. Bir gün boyunca çalıştığımız sahayı bir aşka meslektaşımıza devrederken bile o güne imza atmış olarak yaparız bunu. Bu devir teslimde çalışma hayatının gereklerini en güzel şekilde yerine getirmiş isek, imzanın içi doludur elbette. Günü kurtarmak adına yapılan devir teslimde ise çeşitli sorunlar vardır. Çözülmemiş sorunlar, dikkate alınmamış olan veriler, eksik yapılan işlemler vb. her şey bizim mesleki duruşumuzun ve mesleki kalitemizin de imzadır bir bakıma.

Çok takdir ettiğimiz, beğendiğimiz, onur duyduğumuz veya oldukça önemsediğimiz işler veya o işlerin özneleri için de işe koşarız “imza” kavramını. Hani günlük bir deyimle “ Onun da en başarılı olanlardan biri olduğunun altına imzamı atarım.” şeklindeki bir cümle ile başkalarına dair tasarruflarımızı da perçinlemeye çalışırız aslında. Bireysel tasarruflarımızın bir sembolü olarak duran imza konusu, toplumsal mutabakatın da sembolüdür çoğu zaman. Buna o kadar çok örnek verilir ki, yazmakla bitirilir gibi değil. Dört bir yandan işgal edilmeye çalışılan ve kısmen de işgale başlanmış bir yurdun insanları olarak, bu cüretkâr ve yok etme amaçlı saldırılara bir karşılık olarak tüm yurdun duygu ve düşüncelerini yansıtan toplantılar, kongreler, bildiri ve tamimler vasıtasıyla yayımlanana her bir belde, milletin ortak cevabından başka bir şey değildir. Pek çoğunda Mustafa Kemal`in imzasının yer aldığı bu belgeler sadece o toplantıdaki tarihi öznelerin değil, milletin de ortak vesikasıdır. Oralara atılan imzalar milletin en ücra köşesindeki dedelerin, ninelerin, beşikteki çocukların ve hatta henüz doğmamış olanların da adına olan imzadır çünkü.

Varlığının farkındalığındaki her şey kendisine verilenleri en güzel şekilde yansıtmakta özgürdür ve hatta bu hususta sorumludur da. Kendisine talep ettiği bütün bir taştan kütle teslim edilen heykeltraşın hünerli elleri ve hayal gücü bir araya geldiğinde harikulâde bir eserin ortaya çıkması içten bile değildir. Ortaya çıkan eser yılların birikimi, alınan eğitimin kalitesi, hayal edebilme sınırlarının göstergesi de olsa, hepsinin özünde ve önünde olan şey başta sıradan ve estetikten yoksun bir metaya atılan imzadır aslında.

Geçen her gün ve hatta her anımız bizden yapabileceğimiz herhangi güzel bir şeyler için gayretimizi, yerinde sebatımızı, dikkatimizi, sanatçı edasıyla dokunuşumuzu, nezaketimizi, şükrümüzü ve ideallere gidecek yola dair adımlarımız beklemiyor mu? Bunların ister birini ister bir kaçını birden katalım hayata, onların gereğini ne denli özenle, özveriyle ve gayretle icra ediyor isek, o denli de güzel bir imza atıyoruz da demektir. Yıllar geçtikten sonra bir müzisyenin sözleri hâlâ kulakların pasını açıyor, bir ressamın tabloları güzellikler uyandırmaya devamda değerinden yitirmiyorsa, bu durum onlar ve onlar gibi nice meçhul meşhurun silinmeyen imzalarını hayata kazımalarından başka bir şey değildir elbette. Yılların eskitemediği nice antik kent, yüzyıllara meydan okuyan mimari eserler, binlerce yıllık paha biçilmez halılar da onları emekle yoğuranların, zamana meydan okuyan imzalarıdır o halde.

Yüksek ahlâkı tamamlamak üzere geldiğini vurgulayan tüm beşerin peygamberi Hz. Muhammed, hayatının her bir safhasındaki; etik duruşu, kararları, sabrı, tevekkülü ve esenliğe giden yolun yegâne de öznesi olarak ta yüzyıllar öncesinden güneve kıyamete kadarki zamana değin iyi insan olabilmenin, iyi kul olabilmenin, dünya ve ahiret hayatında esenliğin yolunun imzasını atmamış mıdır? Hayatlarıyla ve o hayatın içindeki unutulmaz söz, duruş, sabır ve kararlılıklarıyla güne ve yarınlara ışık tutan ne de güzel örnekler var. Esaslı sorgulamaları ve düşündüren söz ve davranışlarıyla özümüzdeki iyi ve güzeli ortaya çıkarmaya ömrünü vefa eden ecdadın, maneviyat âleminin nice veli ve evliyalarının, günü daha kolay yaşayabilmemizi sağlayan bilim insanlarının, bu toprakları bize vatan kılarak aynı gök kubbe altında kahramanlıklar timsali hilâlin gölgesinde bizi toplayan şehit ve gazilerin, onların aziz vatan toprağına akan ter ve kanlarının da tezahürü olan bu milleti, dünkü varlığı yarınlara varoluş gayreti ile coğrafyaya atılmış bir imzadır. Sadece adı ile çokça şeyi çağrıştırabilmek, adının geçtiği yerde saygınlık uyandırmak da kültüründeki zenginliklerin güne yansıyan imzasıdır.

Her birimiz şu y da bu şekilde ve hatta hangi şart ve zeminde olursak olalım, koşullara rağmen hayata değer katacak dokunuşların, erdemin, tercihlerin ve gayretlerin, geleceğe dair hayallerin imzasını taşıyor olduğumuzu asla unutmamalıyız. Nükleer fiziğin babası dendiğinde aklımıza "Albert Einstein" in gelmesi, hoşgörü dendiğinde "Hz. Mevlânâ, özgürlüğü düşkünlükte ve misafirperverlikte Türk milletinin dile dolanması onların beşere attıkları silinmez izlerdendir . Nihayeti bir olan hayatın içinde gelip geçerken bir yanımızla bu hayatta var olmanın gereği olan onca güzellik ve değer, yetenek, uğraş alanına dair izlerden bırakabilmeliyiz. Bizden geriye kalacak olan ve zamana da mağlup olmayacak bu şeyler bir ömür sonrasındaki imzamız olacaktır kuşkusuz.

Her yönden tam da olması gerektiği gibi yetiştirilmiş, iyiyi de kötüyü de görmüş, zorlukları ve kolaylıkları da bilen, köklerinin farkındalığında ve oradan da ilham alan, güne güçlü duran ve yarınlara da "biz" anlayışı ile uzanabileceğine iman etmiş çocukları yetiştirebilmiş bir aile, dünyanın en değerli ve kalıcı imzasını atmış demektir. Bizim hem kendimize hem de bizle ilgili olanlara karşı duruş ve davranışlarımızla, tercihlerimizle ne de çok imza atılacak yolumuz var bu bakımdan.

Yaptığımız her işin arkasında onurla durabileceğimiz sonuçları da görebilmenin keyfiyetini herkesin yaşamasını umut ediyorum. Alkışı duymasak dahi alkışlanacak olanı bu eylemle motive etmek de asil bir duruş, ana anlam katan bir imza atmış olmaktır. Halen hayata iz bırakan bir imzanız yok mu? O halde sizi bekleyen onca tercihleri yeniden gözden geçirerek ve bunları da "biz" anlayışında yoğurarak imza atmaya ne dersiniz? Nerede ne şekilde başladığı belli ve fakat nerede ve nasıl nihayetleneceği meçhul bir hayatın öznelerinden biri olarak "Hayata imzamızı atmalıyız bizler de." cümlesinin altına ben de imza atıyorum. Bu durum her ne kadar bazı ilkelerle birlikte olmayı ve sorumluluk yüklenmesi gerektirse de nefeslendiğimiz ömre temas edecek, değer kazandıracak çokça şey için değmez mi? Her hayat biz iz bırakmayı istiyorsa, haydi iş başına?

Oğuzhan KÜLTE

Paylaş:
3 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

İmza Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz İmza yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
İMZA yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Halit Durucan
Halit Durucan, @halitdurucan
21.2.2026 00:51:26
5 puan verdi
Duruş olmalı insanda elbette üstadım. Ancak insani duruş farklı, insanımsı duruşlar farklıdır. Sizin yazınızın özünde ben bunu fark ettim. Çok katmanlı bir konuyu ele almanızdan dolayı sizi tebrik ediyorum. Selamlar Saygılar. Hayırlı ramazanlar dileğimle
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL