9
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
262
Okunma

Bir evin ışığı her zaman ampulden gelmez. Bazen bir ses, bir nefes, bir bakış yakar o ışığı. Kapıyı açtığında seni karşılayan sıcaklık; sobanın közünde değil, kalbin bir köşesinde saklıdır. İşte ben, hayatın en sert rüzgârlarında bunu öğrendim: Dirlik dediğimiz şey, dışarıdaki düzen değil; içerideki varlığın huzurudur.
Hayat insanı yoruyor. Gün omuzlara yük bindiriyor, zaman yüz çizgilerini derinleştiriyor, şehir kalbi kalabalıklaştırıyor. Eve dönünce dinmek istiyor insan. Sadece oturmak değil; anlaşılmak, susarken bile duyulmak istiyor. Bir bakışla derdinin çözüldüğünü, bir tebessümle içindeki fırtınanın dindiğini görmek istiyor. Çünkü insan tek başına güçlü görünse de, aslında bir omza yaslanmadan ayakta kalamıyor.
Onsuzluğu düşündüğüm zaman içime bir boşluk çöküyor. Sanki evin duvarları genişliyor, eşyalar yerinden oynuyor, saatlerin tik takları daha sert duyuluyor. Sofra kurulsa bile eksik kalıyor; çay demlense buharı yükseliyor ama tadı inmiyor damağa. Bir ev, içinde düzen olsa bile dirlik olmadan sadece dört duvarmış, bunu anlıyor insan. Dirlik; aynı çatı altında yaşamak değil, aynı yüreğin içinde sığınacak yer bulmaktır.
Birlikte yaşamanın kıymeti, fırtına çıktığında daha iyi anlaşılır. Hayatın çetin virajlarında insan yalnız dönemez direksiyonu. Bazen bir söz, bazen bir sessizlik kurtarır kazadan. Yorulduğunda “devam et” diyen bir inanç, düştüğünde elini uzatan bir merhamet gerekir. İşte o merhamet evin ocağını tüttürür. O ocak sadece yemeği değil, umudu da kaynatır.
İnsan kendini güçlü zanneder. “Yaparım” der, “alışırım” der, “katlanırım” der. Ama gecenin bir vakti uykusuz kaldığında, karanlık tavana bakarken anlar hakikati: Alışmak başka, tamamlanmak başkadır. Bazı yokluklar insanın içini kurutur. Toprak susuz kalınca nasıl çatlar, kalp de öyle çatlar. Çatlaklar görünmez belki ama her adımda sızlar.
Bir evin düzeni sadece temizlikle, planla, hesapla sağlanmaz. Birlikte kurulan hayallerle sağlanır. Aynı yarına inanmakla… Aynı sofrada şükretmekle… Birinin eksiğini diğerinin tamamlamasıyla… Aile dediğimiz şey, iki insanın yan yana duruşundan çok daha fazlasıdır. Toplumun en küçük ama en sağlam kalesidir. Orada sevgi zedelenirse, dışarıdaki hiçbir yapı uzun süre ayakta kalamaz.
Vefa dediğimiz duygu da tam burada başlar. İyi günün alkışında değil; zor günün sabrında belli olur. Aynı yastığa baş koyarken edilen sessiz dualarda… Birinin yükünü diğeri fark ettirmeden hafifletmesinde… Yorgun bir akşamda çayın yanına bırakılan küçük bir tebessümde… İnsan bazen en büyük borcunu, en küçük incelikle öder.
Onsuz bir hayatı tahayyül etmek bile insanın dizlerini zayıflatıyor. Çünkü bazı varlıklar hayatın süsü değil, temelidir. Temel çekildiğinde bina ayakta durmaz; ayakta dursa bile içinde yaşanmaz. Birlikte atılan her adım, aslında yarına bırakılmış bir izdir. O iz silinirse, yol da kaybolur.
Bu yüzden insan bazen durup kendine sormalı: Nereye gidiyorum? Hangi kırgınlığı büyütüyorum? Hangi suskunluğu duvar yapıyorum? Çünkü bir evde huzur eksilirse, dünyanın hiçbir gürültüsü o boşluğu dolduramaz. Oysa biraz anlayış, biraz sabır, biraz şefkat… Bir kalbi yeniden diriltebilir.
Dirliğim düzenim dediğim şey; bir isimden, bir sıfattan ibaret değil. Bir nefesin evin içine kattığı anlamdır. Yorgunluğun paylaşıldığında hafiflemesi, sevincin bölündüğünde çoğalmasıdır. Birlikte susabilmek, birlikte şükredebilmek, birlikte yaşlanabilmektir.
Ve insan anlar ki; asıl zenginlik sahip olduklarının çokluğu değil, yanında kalmayı seçenlerin kıymetidir. Eğer bir evde hâlâ aynı sofraya oturulabiliyorsa, hâlâ aynı yarın için dua edilebiliyorsa, hâlâ göz göze gelince kalp yumuşuyorsa… İşte orada hayat vardır.
Dirlik budur.
Düzen budur.
Ve insanın gerçek anlamı da tam olarak burada saklıdır.
ALİ RIZA COŞKUN
5.0
100% (13)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.