1
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
156
Okunma
Sıradanlığın Sessiz Devrimi
Hepimiz bir gün "büyük bir şey" olacağımız masalıyla büyüyoruz. Dünyayı değiştirecek bir fikir, tarihe geçecek bir başarı, herkesin alkışlayacağı o görkemli zirve... Sanki hayat, sadece o zirveye bayrak diktiğimiz andan ibaretmiş gibi kurguluyoruz zihnimizde. Geriye kalan her şeyi; o yokuşu tırmanırken aldığımız nefesi, ayakkabımıza kaçan taşı, yol kenarındaki bir çiçeğe takılan bakışımızı ise "boşa geçen zaman" parantezine alıp kenara itiyoruz.
Peki , ya hayat, o parantezin içine sığdıramadığımız o küçük, "önemsiz" boşlukların ta kendisiyse? Ya bu esas ve büyük meseleyse?
Bir düşünün; bir bardak çayın soğumasına izin verdiğiniz o dalgın beş dakika, aslında o gün imzaladığınız en önemli iş sözleşmesinden daha fazla "siz" değil mi? Yağmurun cama vuran o düzensiz ritminde, hiçbir ders kitabının öğretemeyeceği bir hakikat gizli olabilir. Sokakta kimsenin geçmediği, sadece rüzgârın bir poşeti sürüklediği o ıssız an, aslında evrenin en saf halidir. Orada gösteriş yok, alkış yok, kanıtlama çabası yok. Sadece var oluşun çıplak hali var.
Büyük amaçlar, bizi birer projeye dönüştürür. Hedeflerimize ulaştığımızda bir "başarı hikayesi" oluruz ama o hedefe giderken içtiğimiz suyun tadını unuttuysak, kazandığımız şey sadece kağıt üzerinde bir zaferdir. Hayatın anlamı, varılması gereken bir varış çizgisi değil; o çizgiye doğru yürürken attığımız, kimsenin saymadığı, kimsenin fotoğrafını çekmediği o sıradan adımlardır.
Belki de en büyük yanılgımız, anlamı "büyük" olanın içinde aramaktır. Oysa anlam, sessizdir. Bir sabah uyanıp perdeyi araladığınızda odanıza dolan o tozlu güneş ışığındadır. Hiçbir manşete çıkmayacak, hiçbir devrimle sarsılmayacak ama sadece sizin bildiğiniz, sadece sizin hissettiğiniz o küçük sızılarda ve sevinçlerdedir.
Eğer hayat bir senfoniyse, sadece görkemli final notalarından ibaret olamaz. Aradaki sessizlikler, kemanın tellerine sürülen reçine ve o esnada alınan derin nefesler de müziğin parçasıdır. Hatta belki de asıl müzik, o sessizliklerin içindedir.
Peşinden koştuğumuz o büyük başarılar, aslında hayatın kendisinden kaçmak için inşa ettiğimiz görkemli sığınaklardır. Kendimize devasa amaçlar icat ediyoruz ki; bir başına kaldığımız o sıradan anların, o sağır edici sessizliğin altında ezilmeyelim. Çünkü bir dağın zirvesine bayrak dikmek, mutfakta tek başına oturup buharı tüten bir bardağı izlemekten çok daha kolaydır; ilki bize bir kimlik verir, ikincisi ise bizi sadece "varlığımızla" baş başa bırakır. Oysa gerçek, biz ona bir isim takmadığımızda da oradadır. Belki de hayat, biz büyük planlar yaparken "boşa harcadığımız" o dakikaların bizden aldığı intikamdır. Şimdi elindeki bardağa bak; o sadece bir nesne mi, yoksa sen başka yerlerde anlam ararken sessizce akıp giden gerçekliğin ta kendisi mi? Eğer bu küçük anların birer anlamı yoksa, ulaştığın o büyük hedeflerin sadece içi boş birer kupa olmadığını sana kim kanıtlayabilir?
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.