1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
26
Okunma
Toplumların en derin yarası, zincirin görünmemesidir.
Zincir görünmüyorsa, esaret “kader” diye adlandırılır. İşte tam burada başlar mesele:
Ne çok kul varmış…
Ve ne az insan.
“Kul” kelimesi yalnızca inanç alanına ait bir terim değildir; siyasal ve toplumsal düzlemde de bir zihniyeti anlatır.
Sorgulamayan, itaat eden, itirazı günah sayan, hak arayışını fitne gören bir zihniyet.
Bu zihniyet, bireyi yurttaş olmaktan çıkarır; onu biat eden bir gölgeye dönüştürür.
Modern devlet yapıları, görünüşte yurttaşlık eşitliği üzerine kuruludur.
Anayasa, hukuk, seçimler…
Hepsi eşitlik vaadi taşır.
Fakat gerçek eşitlik, ancak birey kendisini “kul” değil “özne” olarak gördüğünde mümkündür.
Aksi hâlde hukuk metinleri vitrin süsüdür; adalet ise ertelenmiş bir ihtimal.
Türkiye’de uzun yıllardır süren temel meselelerden biri, kimliklerin inkârı ve tek tip yurttaş yaratma çabasıdır.
Bir halkın dili yasaklanır, kültürü görmezden gelinir, tarihi kriminalize edilir.
Sonra da ondan sadakat beklenir.
Sadakat talebi, çoğu zaman eşitliğin önüne geçirilir. İşte bu noktada “kul” zihniyeti devreye girer: Hak talep etmeyen, yalnızca verilenle yetinen bir kitle yaratmak.
Oysa hak, verilmez; tanınır.
Tanınmayan hak ise gasp edilmiş haktır.
Bir toplumda insanlar haklarını talep ettikleri için suçlanıyorsa, orada sorun taleplerde değil, sistemdedir.
“Ne çok kul varmış” demek, bir aşağılamanın değil, bir tespitin ifadesidir.
Çünkü kul sayısının artması, iktidarın işini kolaylaştırır.
Sorgulayan insan, rahatsız edicidir.
Eleştiren insan, düzeni sarsar.
Ama biat eden, düzeni sürdürür.
Bilimsel düşünce, kutsallaştırılmış dogmalarla yan yana duramaz.
Sosyoloji bize şunu öğretir: Toplumsal gerçeklik, resmi ideolojinin anlattığından ibaret değildir.
Gerçeklik, bastırılan seslerde; yasaklanan dillerde; yok sayılan kimliklerde gizlidir.
Eğer bir toplum kendi gerçekliğini konuşamıyorsa, orada özgürlükten söz etmek zordur.
Yurttaşlık bilinci, itaatle değil; eleştiriyle güçlenir.
Devlet, eleştiriden korkuyorsa güçlü değildir. Güçlü olan, farklılıkları tehdit değil zenginlik sayabilendir.
Bu yüzden mesele yalnızca siyasal değildir; zihinseldir.
Kul olmaktan çıkmak, birey olmayı göze almak demektir.
Bu ise bedel ister.
Çünkü özgürlük, konforlu değildir.
Ne çok kul varmış…
Ama tarih bize şunu da gösterir:
Her çağda az da olsa insan kalmıştır.
Soru şudur:
Biz hangi taraftayız?
5.0
100% (1)