İnsan yaratılıştan iyidir. kötülüğe yönelişi, dış etkilerdendir. lu wang
Hüma Efkan
Hüma Efkan

İYİ ÇOCUK İSYANI

Yorum

İYİ ÇOCUK İSYANI

0

Yorum

3

Beğeni

0,0

Puan

200

Okunma

İYİ ÇOCUK İSYANI

İYİ ÇOCUK İSYANI



"SON NOKTA" adli öykü kitabımdan.

İYİ ÇOCUK İSYANI

Emre ödevini bitirdiğinde akşam olmuştu. Masanın üzeri düzenli, yazısı her zamanki gibi temizdi. Silgi artıkları bile bir köşeye toplanmıştı.

Annesi kapıyı aralayıp içeri baktıktan sonra içeri girerek, Emre’nin yanına yaklaştı, defteri sert bir şekilde çekip sayfaları karıştırdı ve ekledi; “Ödevini yine çok güzel yapmışsın. Aferin benim akıllı oğlum.” dedi.

Emre başını kaldırıp hafifçe gülümsedi. Teşekkür etmek istedi ama sesi çıkmadı. Gülümsemesi kısa sürdü. Annesi Emre’nin gülmesini fark etmedi. Emre’nin çocuk olduğunu unutmuş gibiydi. Çünkü bir erkeğin gülmesi hoş karşılanmazdı onun için. Ağlaması ise asla.

“Şimdi odanda uslu uslu otur. Yaramazlık istemiyorum,” dedi ve arkasını dönüp odadan çıkarken sert bir şekilde kapıyı kapattı.

Emre sandalyede uzun bir süre kıpırdamadan oturdu. Uslu uslu oturmak ne demekti? Sessiz olmak mıydı? Hiçbir şey istememek miydi?

İçinde garip bir sıkıntı vardı Emre’nin. Nedensiz gibi görünen ama her gün aynı saatte gelen bir sıkıntı. Göğsünün ortasında bir baskı vardı. Sanki derin bir nefes alsa ağlayacakmış gibi.

“Ben usluyum,” diye mırıldandı kendi kendine. Gerçekten usluydu. Okulda söz kesmezdi. Öğretmeni onu örnek gösterirdi; “Aferin Emre’ye bakın ne kadar uslu ve zeki bir çocuktur,” derdi. Komşulara selam verdiğinde gözlerinin içine bakardı. Komşuları; “maşallah ne kadar saygılı bir çocuk,” derdi.

Ama bu takdir ve uyarıları yerine getirmek için, bütün gün dikkatli olmak çok yorucuydu Emre için.

Okulun koridorlarında yürürken omuzlarını kasardı. Yanlış bir şey yapmamak için sürekli kendini kontrol ederdi. Bazen sebepsiz yere kalbi hızlanırdı. O anlarda dişlerini sıkar, geçmesini beklerdi.

Ama Emre’nin bu davranışını kimse fark etmezdi. Çünkü annesi; “zayıf olduğun yönlerini hiç kimseye göstermeyecek, ezik biri olmayacaksın, diye uyarırdı.

Yazın sıcak günlerinde, tuvalete kapanmayı severdi. Serin fayanslara sırtını yaslar, gözlerini kapatırdı. Orası evin en sessiz yeriydi.

“Orada ne yapıyorsun?” diye seslenirdi annesi.

“Hiç,” derdi.

Aslında orada dinleniyordu. Kimseye iyi görünmeye çalışmadan duruyordu sadece.

Kışın evin arkasındaki küçük kış bahçesine çıkardı. Toprağa çömelir, çamurla oyuncaklar yapardı. Annesi Emre’nin ellerinin kirlenmiş olmasından hoşlanmamasına rağmen, ellerinin kirlenmesi hoşuna giderdi Emre’nin.

Dışarı çıktığında, mahallede oynayan çocuklara uzaktan bakardı önce. Dizleri yırtık pantolonlu, üstü başı kir pas içinde bağırarak koşan çocuklara. Onların rahatlığına özenirdi. Bir gün dayanamadı, yanlarına gitti. Oyun sertti. Koşarken düştü, dizini çarptı. Canı acıdı ama o umursamadı, güldü.

O sırada annesi balkondan seslendi.

“Emre! Hemen yukarı çık!”

Annesinin yüzündeki ifadeyi görünce içi daraldı. Nefes nefese koşarak eve çıktı. Çok büyük bir suç işlemişçesine, başı aşağıda annesinin karşısında durdu.

“Bu varoş çocuklarla oynaman. Hiç hoş değil Emre.” “Hiç hoş değil. Sen bu kadar kalitesiz bir çocuk olamazsın. Hemen banyoda elini yüzünü yıka sonra odana geç.”

Emre o akşam odasında uzun süre düşündü. “O çocuklar annemin dediği gibi gerçekten kötü müydü?” “Yoksa annem onların kötü olduğunu düşündüğü için mi kötüydüler?”

Kendi kendini sorgulamaya başladı; “Ben onların yanında kendim gibi hissediyorsam, bu yanlış mı?” “Neden onlar gibi koşup oynayıp gülemiyorum.” Ardı arkası kesilmeyen onlarca soru sordu kendisine. Ne var ki sorduğu hiçbir soruya cevap bulamadı.

Sekiz yaşına geldiğinde günlük tutmaya başladı. Günlük değildi tam olarak. Daha çok hayal kurduğu yerleri yazıyordu. Büyük boş araziler, ormanlar, deniz kenarları, kimsenin kimseye karışmadığı şehirler…

Annesi bir gün defteri gördü.

“Bunlar ne?”

“Bir yer,” dedi Emre.

“Saçma şeylerle uğraşacağına dersine çalış.”

Defteri o günden sonra, çekmecenin en altına koyarak annesinden saklıyordu.

Akşamları evde ağır bir hava olurdu. Televizyon kısık sesle açık olur, izlediği programlarda, annesi sık sık “ayıp”, “günah”, “el âlem ne der” gibi cümleler kurarak diyaloglara katkı sağlardı. Daha ziyade telkin ederdi.

Emre bu cümleleri duydukça biraz daha küçülürdü.

“Tanrı her şeyi görür,” dedi bir akşam annesi.

Emre odasından hemen fırladı. Annesine gelerek;

“İçimizden geçenleri de mi görüyor?”

Annesi, “sen beni mi dinliyorsun?
“Hayır anne. Duydum sadece…

Annesi kısa bir duraksamadan sonra, “Tabii,” dedi.

Emre o gece uzun süre uyuyamadı. İçinden geçenleri biri görüyorsa, o zaman düşüncelerini de saklaması gerekiyordu.

Bir süre sonra Emre ikiye bölünmüş gibi hissetmeye başladı.

Bir Emre vardı; annesinin sevdiği, öğretmenin övdüğü, komşuların takdir ettiği çocuk. Bir de kimsenin bilmediği Emre; sinirlenen, bağırmak isteyen, kahkahayla gülen, hıçkıra hıçkıra ağlayan. Bazen hiçbir şey yapmadan saatlerce yatmak isteyen.

Bir gün yine bahçede çocuklarla oynadı. Üstü başı kirlendi. Eve çıktığında annesi sert bir sesle konuştu.

“Ne hâle gelmişsin! Sana kaç kere söyledim?”

O an Emre’nin içindeki sıkıntı göğsüne sığmadı. Kalbi hızlı hızlı atıyordu.

“Ne var?” dedi ilk kez yüksek sesle.

Annesi şaşırdı. “Ne demek ne var? Sana yakışıyor mu bu?”

Emre’nin gözleri doldu ama ağlamadı.

“Ben hep uslu olmak zorunda mıyım?” dedi.

Bu soru havada asılı kaldı.

Annesi cevap vermedi. Sadece sert bir bakış attı. “Odana çık,” dedi.

Emre odasına gitti. Kapıyı kapattı ama bu kez yavaşça değil. Daha bir sertçe. Yatağına oturdu. Elleri titriyordu. Korkmuştu. Ama aynı zamanda garip bir rahatlama vardı içinde.

İlk kez içinden geçen bir şeyi söylemişti.

Pencereyi açtı. Soğuk hava yüzüne vurdu. Derin bir nefes aldı. “Ben kötü değilim,” dedi kendi kendine... “Sadece hep iyi olmak istemiyorum.”

O an büyük bir isyan yaşamadı. Bağırmadı. Evi terk etmedi. Ama içinde küçük bir karar verdi.

Bir dahaki sefere canı koşmak isterse koşacaktı. Canı çamura bulanmak isterse bulanacaktı. Her düşüncesini saklamayacaktı.

Belki yine korkacaktı. Belki yine susturulacaktı. Ama artık içindeki sesi tamamen yok saymayacaktı.

Emre o gece ilk kez içindeki isyanı açığa çıkardı
Sevilmek güzel bir şeydi. Ama insan kendisi olmadan sevilmesi, eksik bir şeydi. Ve eksik yaşamaktan yorulmuştu Emre.

Artık içinde fırtınalar kopuyor. Odasının mavi duvarları artık yetmiyor ona; gökyüzü, çatı, sokak… Hepsi onun öfkesiyle titriyordu.

Kapıyı yumruklayıp açıyor, sesinin yankısı koridoru dövüyor.

“Artık uslu olmayacağım!”

Sesini duyan komşu çocukları başlarını çıkarıyor. Emre gülüyor. Kahkahası camları titretiyor, odadaki gölgeleri dans ettiriyor.

Toprağa uzanıyor, ellerini açıyor. Sarmaşıkları sarıyor parmaklarıyla, çiçeklere fısıldıyor; “Ben benim! Artık kimse bana uslu ol diyemez,” diyordu.

Mavi gözlerinde isyan bir deniz gibi kabarıyor. İçinde bir çığlık, yıllardır bastırdığı bütün “uslu çocuk” maskelerini yırtıyordu.

Annesinin sesi zihninde yankılanıyor; “Yaramazlık istemiyorum.”

Ama artık korkmuyor. Yaramazlık onun özgürlüğü; itaat, onun zinciriymiş.

O an, Emre artık sadece bir çocuk değil. Hem kendisi hem bütün bastırılmış isyanların sembolü olmuştu.

Ve sessizlik… Artık onun değil. Gürültü onun. İçindeki fırtına, artık dışarı taşmış, dünya ile yüzleşmeye başlamıştı.

- Ben benim! Artık kimseye itaat etmeyeceğim!

Ve rüzgâr… Rüzgâr artık onunla. Her yaprak, her çiçek, her ağaç Emre’nin özgürlüğünü taşır gibi sallanıyordu.

İyi çocuk maskesini çıkarmış, parçalanmıştı. Yerine, korkusuz bir Emre doğmuştu.

- Kimse anlamıyor… ama artık umurumda değil, diye mırıldanıyordu. Ve o an, dünyada sadece onun sesi varmış gibi bir hisse kapıldı.

Ve o ses… özgür bir sesti artık.

Efkan ÖTGÜN

Paylaş:
3 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
İyi çocuk isyanı Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz İyi çocuk isyanı yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
İYİ ÇOCUK İSYANI yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL