Kişinin duyguları, bildikleri ile ters orantılıdır. ne kadar az bilirsen o kadar çok kafan kızar. b.russel
Ünal Çagabey
Ünal Çagabey

Rüya

Yorum

Rüya

0

Yorum

2

Beğeni

0,0

Puan

90

Okunma

Rüya



Eski mahallenin daracık sokaklarından yavaşça ilerleyerek yeşil renk Mustang aracını annesinin evinin önüne park etti. Yavaşça arabadan indi. Sanki bir canlıymış ve canını acıtmak istemiyormuş gibi kapısını kapattı. Elindeki kumandanın tuşuna bastı. Arabayı kilitledi. Annesinin evi onun çocukluk eviydi. Çocukluğunu geçirdiği, büyüdüğü yerdi. Annesi bir süre buradan ayrılmışsa da daha sonra evine geri gelmiş ve kalmaya devam etmişti. Kapının alt yarısı demirden üst yarısı da demir parmaklık ve camdan oluşuyordu. Camın yarısı da kırıktı. Sokakta top oynayan çocuklar kırmıştı. Daha sonra da öyle kalmış kimse yaptırmamıştı. Camın kırık olduğu yerden elini iç tarafa uzattı. Kapının kilidini tutup geri çekti. Gelen sesin ardından kapı açıldı. İki kattan oluşan bu evin ikinci katına çıkacaktı. Alt katta kiracı vardı. Üst katta ise annesi oturuyordu. Düzinelerce kiracı girip çıkmıştı bu eve. Biraz kenar ve sapa bir mahallede olduğu için maddi durumunu ve işini düzeltebilen hemen şehir merkezine yakın bir yere kendini atıyordu. Ama onlar hiç gitmeyi düşünmemişlerdi. Ta ki o üniversiteyi bitirip dönene kadar. Bu sefer de babası çıkmak istemiyordu. Kalkıp iki bin kilometre öteden göç etmeyi bilmişti ama buradan çıkmayı bir türlü istemiyor diye düşünüyordu. Halbuki çıkabilirlerdi. Maddi olanakları da vardı. Kalkıp bu kenar mahalleye bu kadar masraf yapıp yeniden bir ev yapacaklarına merkezi yerlerde daha güzel bir yer alabilirlerdi. Ama babası istemiyordu. Onu ikna etmekte epey zor olacağa benziyordu. Her seferinde bir bahane ortaya atıyor, yerini bırakmak ve gitmekten çekiniyordu. Babası öldükten sonra yeni bir ev alıp çıkmayı iyice aklına sokmuştu. İyi araştırdıktan sonra biraz kredi biraz da borçla birikimini üst üste koyup yeni evini aldı. Taşınması üç ay sürmüştü. Evin eksiklerini bitirmek epey zaman almıştı. Taşındığında da derin bir oh çekerek bütün sevdikleri ve dostları için böyle bir rahatlığın oluşması için duasını eksik etmemişti. Şimdi annesinin merdiveninden çıkarken içinde çocukluğunu geçirdiği bu iki katlı evin hayali gözlerinin önünde dolaşıyordu. Köyden geldiklerinde ilk üç yıl tek katlı evlerinde kalmışlardı. Daha sonra ikinci katı yapıp oraya çıkmışlar, alt katı da kiraya vermişlerdi. O günden beri kiracılar hep değişirdi. Tam otuz yıl geçmişti aradan. Buraya girenler ya kendilerine ev satın alıyorlardı ya da işlerini düzeltip daha merkezi bir yere taşınıyorlardı. Bazen içinden şansları iyi gidiyor diye düşünüyordu. Otuz yıl sonra hala aynı şeyler aynen devam ediyordu. Tabi bazı değişiklikler muhakkak oluyordu. Daha önce bir tarlanın ortasında tek katlı olan bu ev artık iki katlı ve bir mahallenin göbeğinde yer alıyordu. Nispeten daha rahat ve herşeye ulaşmak daha kolay olsa da halen şehrin kenar mahallelerinden birisiydi. Zaman burada çok da hızlı geçmiyordu. Şehrin her tarafı hızlı bir dönüşüme tabi olurken bu mahallenin etrafında sit alanları olduğu için değişim çok az oluyor ya da hiç olmuyordu. O da bu değişimi farkettiği için çıkmayı çabalamış ama rahmetli babasını kıramamıştı. Nitekim babası öldükten sonra çıkmıştı. Merdivenleri çıkarken aklında bunlar vardı. Daha doğrusu ne zaman gelse ve bu merdivenleri çıksa aklına muhakkak düşerdi. İkinci kata çıktığında çelik kapının açık olduğunu farketti. Ayakkabısını çıkarıp hemen içeri girdi. Annesi yatağının üzerinde ablası da koltukta uzanıyordu. Selam verip önce annesini sonra ablasını öpüp oturdu. Ablasının şaşkınlığı geçmeden kapıyı açık bırakmışsınız dedi. Sonra hatırlamıştı ablası. Çöpleri atıp geldiğinde kapıyı çekmeyi unutmuştu. Kapı kapanmamıştı. Oturup biraz sohbet ettiler. Annesi bilmesine rağmen ne zaman gideceğini sordu. Sabah beş te yola çıkacağını söyledi. Marsilya’da ki işi güzeldi. Patronu onu aramış acilen dönmen lazım demişti. Halbuki geleli daha on gün olmuştu. Bu sefer bir ay kalmayı hesaplamıştı. Tatili uzun olduğu için arabasıyla gelmişti. Bir ay boyunca arabasız birşey yapamam bir yere gidemem tıkılıp kalırım bir yerde diye düşünmüştü. Oysa şimdi onca yolu yine gitmek zorundaydı. Bir ay kalsaydı belki değerdi ama on günlük tatil için iki gün araba sürmek hiç hoşuna gitmemişti. Önce valizlerini hazırladı. Akşamdan arabaya yerleştirecekti ki sabah bir daha uğraşmasın uyku sersemliğiyle. Dışarda giydiği elbiseler ve bir de yedek kıyafeti kalmıştı. Yan odaya geçip koltukta biraz uzandı. Uyuyakalmıştı. Rüyasında üzeri yırtık elbiselerle bir balkondan tırmandığını gördü. Ablası ona bir bardak ayran hazırlamıştı. Abisi de sofra da onu bekliyordu. Pantolonunu çekti kemerini bağladı. Ama dizleri, bacakları hepsi yırtıktı. Her yeri görünüyordu. Başını öne eğip abisinin sofrasına öylece oturdu. Daha bir kaşık yemek ve bir yudum ayran almıştı ki babası çağırdı. İndi aşağı babasının yanına. Babasının elinde beyaz bir naylon çuvalı vardı. Çuvalı açtı içinden gençliğinin heybesini çıkardı ona verdi. Almasını söyledi. Heybesinin bir gözünde altın, zümrüt,Yakutlarla beraber zenginlik olduğunu diğer gözünde de aile,şeref, iyilik,dostluk olduğunu söyledi. İkisini de bırakmaması gerektiğini söyledi. Hayatının her anında iki gözün içindekilerinde yanında olması gerektiğini söyledi. Sırtını döndü ve duvarın üstünden atlayıp kayboldu. O da heybesini alıp abisinin yanına döndü. Yırtık elbisesini saklar gibi bir hali vardı. O oturdu. Abisi kalktı yanına geldi. Gözlerinin içine baktı. Elini cebine attı. Cebinden bir külçe altın bir yakut yüzük bir zümrüt gerdanlık çıkardı heybesinin içine attı ve babasının atladığı duvardan atlayıp kayboldu. Ablasına baktı o arada. Ablası yanına geldi. Önce önüne koyduğu ayranı uzatıp içmesini söyledi. Ayranını içti. Ablası da çantasında bir yakut kolye çıkardı heybesine attı abisinin ardında aynı yönde kayboldu. Ne olduğunu anlayamadan etraftan sesler yükseldi. Bağırmalar, feryatlar, figanlar geliyordu. Etrafına bakmasına rağmen kimseyi görmüyordu. Sesten emindi. Ses ablasına aitti. Sesler iyiden iyiye arttı. Başının içinde zonkluyordu artık. Birden gözünü açtı. Uyku da olduğunu anladı. Sesler yan odadan geliyordu. Hemen koştu. Ablasını feryat figan ağladığını gördü. Annesi öylece yatağın kenarında uzanmış yatıyordu. Lavaboya kalkmak için hareket etmiş tam ayağa kalkarken kalbi durmuş bir kütük gibi halının üzerine devrilmişti. Rüya bitmiş gerçek kalmıştı. Duvarın üzerinden atlayıp gidenler yanlarına annesini de alıp gittiklerini düşündü. Herkes kendinden bir hazine ona verip yolunu ayırmıştı. Gün gelecek o da hazinesini ardındakilere bırakıp önden gidenlere yetişmeye çalışacaktı. Rüyası aklına geldi. Başka da birşey düşünemedi. Odanın kapısının önüne çöküp sessizce ağlamaya başladı.

08-02-2025

Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Rüya Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Rüya yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Rüya yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL