0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
68
Okunma
Yani müzekkere o işin yapılıp onaylanması için grup ilahlarına sunulan sözlü bildiri mesajlardı. Yani yaratma, ittifakın kutsanmasıydı. Ve ittifakın hafızalarda uyandırdığı özelde genel yararı gözeten oluşumcu saygıyla anılmasıydı.
Bir şeyi devam ettiren o şey; kutsanır, sembol ize edilirdi. Bir ittifak ahdi diğer ittifakların sürmesine vesile neden oluyorsa o ittifaklar sembolik olarak kutsanıp mübarek kılınır ve ittifakı güce saygıyla yakarılırdı.
Sembolik durum bağlısı olucu nedenlerle; bu sembolik bağın sürdürülmesini isteyen durumlar övgü ve tazimlere konu olan yüceltici sözle ilahi övgülü ilahi dualardı.
Okültist ya da gizlemeci durumuyla köleci sistem kolektif muktedirliğe ve dolaysıyla kişilerin kolektifliği oluşan kendilerine olan övgü ve saygıyı, tasımsal mülk sahibi El söylemine yakarıya dönüştürmüştü.
Kolektif alan nesnel nedenliydi. Kolektif alan adım adım herkesle paydaşlar olmakla uzlaşılan bir gelişme, bir müktesebat birikimiydi. Kolektif gayret; kolektif alana ürün ve üretim paydaşı olmakla veya kolektif gayret kolektif alanın emek paydaşlığı olmakla “adaletti, hukuktu”. Kolektif katılımlı gayret olmayan adalet, hukuk değildi.
Kolektif emek; toprağı, maden ocağını, hayvan üretmeyi, dokumayı, kundurayı, kazmayı, çapayı vs’yi kolektif mal mülk yapmıştı.
Kolektif alan içinde ve kolektif alan üzerinde karşılık olan transfer işler; kolektif emeği, kolektif gücü, kolektif yapabilirliği, kolektif kapasiteyi ve kolektif aklı ortaya koymuştu.
İşte kolektif alan, kolektif paydaşlık, kolektif üretim, kolektif emekler, kolektif güç, kolektif yapabilirlik, kolektif mülk, kolektif akıl, kolektif müktesebat vs. “kolektif hukukun ve kolektif adaletin temelini oluşturdu”.
Köle inanlı sistem, kolektif hukuklu adalet anlayışının oluştuğu kolektif sistemden çıkıp; kolektif üretim gücünü hileyle kimi kişilere payı mal etmişti.
Köleci hukukun ve köleci adaletin temeli kolektif olandan daha ziyade kişisi mülkü korumak için kendisini kişisel mülke temel yapmıştı. Adalet mülkün temeliydi.
Buradaki mülk devlet gibi anlaşılsa da, devlet zaten mülk demekti. Hem de kişisi devlet lü olmakla kişisi mülktü. İlk mülk sahipliği egemen bir yönetim biçimi olan kişi mülk sahipliğiydi. Adaletin kişisel mülke temel yapılmasında şaşacak bir şey yoktu.
25
Kolektif alan payı mal edilmişti. Kolektif alanın kolektif üretim gücünden kimine çok mal mülk verilmişti. Paydan kimine az, kimine kıt, kimine hiç mülk verilmemişti.
Kimilerine mülk verilmemesinde ki temel amaç neydi? Kuşkusuz ki durup dururken mülksüz olanların sabırları denemek değildi!
Kurgu şuydu. Kolektif güçten yoksun kalıp mülk verilmeyenler daima mülkü olanlar için takdirli ve taksirli bir durumda çalışmaya muhtaç olsunlar dı. Köleci sistemin ve köleci hilenin temeli bu kutuplaşma üzerine kurulmuştu
Böylece hilebazlıkla kolektif zenginliğe ve kolektif emekler üzerine türlü akıl oyunu söylemler El imajı marifet üzerinde; kimi seçilmiş kişilere özel mülk tescili yapmanın hilebazlığıydı.
Kolektif tasarruf üzerine El, adeta irtifak hakkı ve intifa hakkı getirmişti. Önceleri belki mülkiyetin kolektifliği bir süre devam etti. Kurbağayı ısıtmak gibi. Kişi devam eden kolektif mülkiyet üzerinde gizli özneli “takdir hakkı-karar verme” elde etti.
Takdir tabii ki mülk sahipliğini zım ediyordu. Takdir taksirleri doğuracaktı. Ancak kolektif mülkiyet üzerinde El kolektif tasarrufu büyük çoğunluğa kısıtlamıştı.
Takdirde bulunma müdahalesi paralelinde sahipliği imaj ediyordu. Böylece kendilik bir takdirli irtifakı geçişin zımnen manası ile herkesin gözünde mülk El ’in olmuştu.
Böylece mal mülk yoksunu olanlar takdir ve taksiri irade ile mülk sahibine çalışıp, mülk sahibinin kapısında rızklarını arayacaklardı. Kolektif tasarruflu mülkiyetin içine KÖLECİ ÖZGÜN ÜSSÜ DURUMLARLA, KÖLECİ İŞLEYİŞ İÇİNE YENİ BİR ÖZEL MÜLKİYET ALANI açılmıştı.
Minerva’nın baykuşu gece uçacaktı. Yani önce mülklü-mülksüz olayları yaşanacaktı. Sonra da yaşanan olayla eşleşen zengin-fakir, veren el-alan dilenci el, hayırsever-zalim gibi binlerce köleci düşünceler edinilecekti.
İlkin deneyden gelen düşünce, sonrada düşünceden doğan tasarımın diyalektik sarmallı kendisini belli edecekti. Kesikli sürekli olarak beliren bu süreçler içinde kimi kes düşünce eylemin önüne geçecekti. Planlama tasarı, teori gibi. Kimi kes de eylem düşüncenin önüne geçecekti.
Tıpkı "ne demet edilmişti kamış/ ne biçilmişti buğday" diyen eylem sonrası edinilen düşünce ile o ilgili nesne ve fiillere ad verme denen yaradılış düşüncesinin nin ortaya konması gibi. Etkilenme, etkileme ve etkilediğinde etkilenmeydi eylem ve düşünce.
ÖZGÜN KÖLECİ ÜSSÜ DURUMLARIN açılımı savaş ve barış gibi, fetih-ganimet gibi FELAKET manalar doğuracaktı. Olup bitene akıl sır eremeyecekti! Dinler bile bu felaketleri tufan mantığı ile açıklayacaklardı!
Takdirli ve taksirli sürecin sahaya sürülmesine, Pandora’nın kutu açması denecekti. Felaket sisteminin tüm aksakları Pandora ve El ile anlatılacaktı! Pandora bir kes kutuyu açmıştı (kulluk sistemine geçilmişti). Geri dönüş çetindi.
Üssü durumlu felaketin başında zenginlik sefalet vardı. Zenginlik sefalet iyiliği kötülüğü, ahlakı ahlaksızlığı, fitneyi fesadı vs. doğurmuştu.
Takdirli ve taksirli özel mülkiyet hayır sahibinin veren eli ile yoksulun alan elini doğurmuştu. Acıyıp bağışlayanı doğurmuştu. Zalimi, mazlumu; merhamet edeni merhametsizi; suç ve ceza gibi tüm kötülükleri ortaya çıkarmıştı.
Takdirli ve taksirli adalet mülklü-mülksüz oluş üzerine kurulmuştu. Mülk sahibi oluş adaletli bir durum olduğu gibi mülksüzlük te peşinen adaletli bir durumdu. Dengeler buna göre gözetilecekti. Adalet bu iki çatışmalarla süreçlenecekti.
Sanki ortada herkesin bilip üzerinde uzlaştığı bir adalet varmış ta kulluk düzeni bu adalete göre inkişaf (gelişme) ediyormuştu! İşte düşünceci (spekülatif) sistem böyle ters yüz ilişkilerle ortaya çıkmıştı.
Onun için spekülatif (düşünceci) sistemde adalete, mülkün temeli diyorlardı. Kolektif sistem tepe taklak edilmişti. Kolektif alanda kolektif etkiden kaynaklı herkesle, temel ihtiyacına göre herkese ve kişiye fayda olan edinimler haktı. Şimdi mülk te yokluk ta haktı.
Köleci sistem, kolektif koşullarla göre üretim yaptıktan sonrası kullanım, tüketimleri; takdirli ve taksirli mülk dağıtım keyfiliğini, adalet gibi gösterdi. Tüm kolektif üretim gücünü de seçilmiş El dostu(!) kişilere verdi. İşte başlangıçtaki inşa temeline aykırı olan bu tarz izanla adaleti, hileci düzenin temeli yapıyorlardı.