Kişinin duyguları, bildikleri ile ters orantılıdır. ne kadar az bilirsen o kadar çok kafan kızar. b.russel
Bayram Kaya 3
Bayram Kaya 3
VİP ÜYE

Avram 22-23

Yorum

Avram 22-23

( 1 kişi )

0

Yorum

2

Beğeni

5,0

Puan

65

Okunma

Avram 22-23

El kendini var eden tarihi kolektif kapasiteli üretim gücü bilincine hiç değinmiyordu. Tarihsel kolektif bilinci uyandırmadan (!) insanları köleliğe ikna etmeyi, inandırıcı bir dille ne güzel açıklıyor değil mi?

El kolektif gücün etki ve yapabilirliği ile donatılmıştı. El ‘in de İlahların iradesi gibi takdirli ve taksirli dilemesi vardı. El takdir ederken mülkü-mülksüz gibi taksiri vardı

El bu soyut giyinişler eşliğinde kolektif gücün imar ettiği, kolektif emeklere münhasır olan mülkün de kolektif gücün yarın endişesini ortadan kaldırmasının da kerim adı ile sahibi olmuştu.

El, bir işi eksik yapmayla taksirli mülk sahibi kılınan; keyfi ve tuzakçı bir tasımdı. El kolektif etki gibi soyut, ilahlar gibi somuttu.

El ’in tarih sel olarak iki rolü vardır. 1-Kolektif mülkü kendi mülkü olarak söyleyip bu manaya davetle inanırlar oluşturmak. Bugün bile bu inandırma işleri çok kolaydır.

Söz gelimi; bu gün bile "Allaha yemin ederim ki (Allahı şahit tutarım ki) pahalılığı yaratan Allahtır". "Allahın tüm sıfatları bunda toplanmıştır" denerek her şeye Allah ile aldatmaya meşruiyet veren alkışla bu anlayış etrafında kişiler toplamazlar mı?

2- El ‘e haybeden mülk edinme rolü vermenin yanı sıra El ‘in mülkünü “dilediğine dilediği kadar verip vermeme takdiri de” verilmemiş miydi?

Günümüzde dahi El, ikinci rolü ile seçilmiş kişilere kamu kaynaklarından gelir transferleri yapmaz mı? Veya El muktedirliği fakirden vergiyi şu bu diye alıp; zengine de sermaye diye, yatırım diye, finans diye vermez mi?

Kamu veya devlet; kesikli sürekli olup, her gün yeniden ve yeniden üretim yapan bitmez tükenmez bir zenginlik kaynağı olarak; üreten kolektif emekler toplamıdır.

Yanılmıyorsam "Kökler" dizisinde duyduğum şu söz El mana anlatımı için çok manidardır.

Sömürgeci Avrupa’nın Afrikadaki mülk istilasını anlatmak için derler ki; "beyaz adamlar buraya geldiklerinde ellerinde kalın kalın incil kitabı vardı. Bizim ise koca koca verimli arazilerimiz, çiftliklerimiz vardı”.

“Şimdi ise Avrupalıların elinde koca koca araziler çiftlikler var bizim elimizde de kalın kalın incil kitabı vardı" diyor.

Afrikalının bu canlı kanlı olup biten deneyimden sonraki istifhamlarıyla oluşan bu kolektif aklı; aslında El düşüncesinin geçmişteki kolektif düşünceyi nasıl ikna yolu ile harap ettiğinin tarihsel bir bilinç uzantısı değil midir?

Aslında Abraham’a da Nemrut’a da mal-mülk veren meşrulaşma, El ’dir. Abraham yeryüzü sofrası kurmakla Nemruttan biraz ayrılır. Abraham Nemrut’un bonuslusudur.

Abraham “İbrahim sofrası” gibi minik bir uygulama icat etmişti. Bu icadın üstel yansımasında kaynaklı kartezyen çarpımlarından zekat, sadaka, cömert, lütuf, ihsan, vaat, acıma, affetme gibi türlü İbrahim tarzı söylemler, dallanıp budaklanmazlar mı?

Anlatılanlara bakılırsa Avram döneminde kölecilik sistemi tüm bocalamasına rağmen hayli gelişmeler içeren bir yaygınlıktı.

Bir yandan yeni monarşiler oluşurken diğer yandan oligarşiler giderek imparatorluk kurup batıyordu. Servetler çok hızlı şekilde el değiştiriyordu.

Köleci ve ayrılıkçı sistem hala oturmuş değildi. Fetih ve ganimet gelirleri meşruiyet kazanıyordu. Hem de kimin eliyle meşruiyetti biliyor musunuz? El marifetiyle...

Kolektif yapı bölüntüsü olan kendisine özgü ganimetçi hareketiyle mutlak monarşiler oligarşiye dönüşüyordu. Oligarşiler de başka El mülkü milletlere saldırıp, yeryüzüne doğru mal mülk talanı yapan bir büyüme süreci içinde imparatorlukları yaşıyordu.

Baba söylemi; El gibi, vaat gibi köleci sistemin kavramıdır. Özel mülk sahipliği nedenle kolektif miras ortadan kalktıktan sonra baba, mirası olan kişiydi.

Özel mülk sahipliği nedenle ortadan kalkan kolektif güvence yerine baba, ailesinin yarın endişesini üzerine alan kişiydi.

Köleci söylem ile baba mülk sahibi veya mülk sahibine çalışan ve ailesinin nafakasını yani geçimini üzerine alandı. Baba ailesi için kolektif sigorta yerine güvence olan bir formasyondu. Baba; kolektif alan etkisi yerine konmakla ailesine bakıp onu koruyup gözeten kişi demekti.

Kolektif alanda bir lütuf olan nafaka söylemi yoktu. Olamazdı da. Nafaka yani geçim kolektif emek, kolektif alan etkisi, kolektif yapabilirlik, kolektif çevrim, kolektif üretim gücü gibi kavramının üzerini örten ne idiği belirsiz bir köleci söylemdi.

Kolektif koruyuculuk ortadan kalkınca iş önce El ’in koruyuculuğuna kalmıştı. El ’in koruyuculuğa gücü yetmezse, ki öyle bir şey yoktu. Bu durumda babanın koruyucu baba olmasının canı sağ olsun du!


23
Kolektif alan oluşurken ortada El yoktu. Bu nedenle kolektif alan elektro statik gibi doğal birleşme kuralına göre oluşuyordu. Kişi temel düzlem durumlardan, bileşen ayrılan durumlarla üst durum biçimlere dönüşmüştü.

Kişi fizik, kimya ile atom, molekül, biyo molekül, sosyal oluş, toplum gibi durumlar ile psişik bir ruhsal oluşa ve sosyo toplumsal zekaya kavuşmuştu. Sosyo toplumsal zeka, atom değildi.

Ama sosyo toplumsal zeka; atom ve biyo moleküllerden ayrallığı olmayan (istisnası olmayan) bir durumla birlikte süreçlerle ortaya konan, bambaşka bir bağ durumdu.

Üst olan alt olana indirgenemezdi. Ama üst olan da temel durumlarda oluşan girişim benzerleri seçme ayıklama durumları içinde olmaktan kurtulamazdı. Kişinin bencil oluş ve toplumun özgecil oluş bilinç, seçme ayıklaması; elektro statik olmayan bir elektro statik durum gibi çalışıyordu. Burada kolektif yarar ve kolektif zeka seçiciydi.

Kişinin bencil oluş bilinci, sosyal yapı içinde sosyalleşmekle ruh sallaşmıştı. Toplum içinde bencil oluş bilinci, toplumsal üreten ilişkiyle bambaşka bir kulvarın devinme düzlemi olan toplumsal zekaya kavuşmuştu.

Nesnel bileşim eğimi türümüzde izole bir kolektif alan ile kolektif alan eğimi ile ve kolektif bilinç eğimi ile bu bileşim kişilerde kolektif zekaya dönüşmüştü.

Kolektif bileşme, kişinin özne nesnel oluşum bilinci olan bencillik ile dış dünyanın girişme yapan direnç çelişmelerinde yaşanan deneyim tekrarlarında kaynaklanıyordu.

Kişi eksiğini tamamlama bencilliği ile (kişi yönelimi ile), dış dünya içine doğru enerji sağlama, güvende olma, barınma gibi girişmeler yapar. Bu girişme içinde kişi daima en az dış dünya ilişkisi içinde olmak ve en az enerji harcaması içinde olmak istiyordu.

Kişiye göre en az dirençle karşılaşmanın yollarından birisi de kişinin doğal akış eğimi içinde, birleşip ayrılan durum girişmeli güç birliği yardımlaşması içinde olmasıydı.

Dıştan girişmelerin sıklaşan tekrarı alışma yaklaşımı denen yol (çekim) eğimleri ile kolektif bağ (çekim) ilişkisine dönüşüyordu. İzole alan bu tarz girişen kolektif bağ (çekim) ilişkilerine göre inşa oluyordu.

Kolektif alan çekim (bağ) ilişkileri insanın yarın güvencesini her kişi için garanti ediyordu. Kolektif alan insanlara işsizlik değil, zorunlu olarak rutin iş güvencesi bağ (çekim) ilişkisi ile vardı.

Kolektif mirasın çekim bağ ilişkisiyle vardı. Kolektif bağ ilişkisi kolektif yararı, kişisel yararda görüyordu. Kişisi yararı da, kolektif yararda görüyordu. Kolektif alanın muktedir oluşunu herkese sunan bir bir bağ çekim yapısı vardı.

Kolektif alan, kolektif emeklerle, kolektif üretim ilişkisiyle, kolektif üretim gücüyle, kolektif bilinçle, kolektif muktedirlikle, kolektif yarınla; herkesle herkesin olan bir bağsal çekim ilişkisi bağlanılarıydı. Kolektif alan tüketirken özelleşen paydaşlı bir ortaklaşma bağ ilişkisi çekim alanıydı..
b
Dahası kolektif yapı gelecekte çok çok daha az insan emeği ile kolektif bilincin ürünü olan robotların üreteceği dünyada; yine kolektif paydaşlığı ve kolektif ortaklığı ön gören bir geleceğin zorunlu tasarımcısıydı.

Kolektif alan her yeni koşulda her yeni geleceğin, başlangıç ilkelerine göre inşa olma çekim ve bağlanım gücüyle düzenlenimdi.

Tüketilenden fazlasını üreten kolektif alan içindeki kimi kurnaz kişiler fazlası olan ürüne göre düşünen El fikrini oluştu. Böylece kamusal olan genel yararın ve özel yararın tümü; tamahkar, aç gözlülüğü ve kurnaz insan olan El ’in uhdesine geçecekti.

El kolektif oluşa göre zıt durum anlatımıyla oluşacaktı. Genel yarar yerine, mülk sahibinin yarar ve egemenliğiydi. Mülki sahiplere karşı yoksunluk fikriydi. Mülk yoksununun yarın yeniden çalışacak kadar enerji sağlayıcı düzenleme içinde olmasıydı El fikri.

Bu nedenle kolektif alan kişilere yarın güvencesi verdi ise, El de kişilerin yarın endişesini temine “El kerimdi”. İşin önü sonu El ’e ait bir tevekkül lüktü.

El uhdesi içinde zengin-fakir; efendi-köle sınıf ayrılığı, dilencilik, lütuf, sadaka, iyilik kötülük, yalvarma, zülüm, savaş-barış gibi tüm kötülükler belirdi. Toplumsal güvence ve toplumsal koruyuculuktan yoksun olmanın yarın endişesi belirdi. Yarın endişesi taşımanın tedirginliğinde doğan ruh hastalıkları ortada kol gezmeye başladı

Aslında Avram ticaret için yola çıkarsa da durum hiç de öyle olmaz. El kavramının takdirli vücut bulma izanı ile Avram Mısırda bir çok eşek, sıpa, koyun, keçi, deve, sığır gibi sürü sahibi zengin olarak yola çıktıktan sonra rab yolda ona görünür. Bap 17

Rab der ki;"seni bir çok milletin babası yapacağım. Artık senin adın Avram değil (Abram deği) Abraham (milletlerin babası) olacak. Yani adın İbraham olacak.

Soyunda krallar çıkacak. KENAN DİYARINI EBEDİ SANA VERECEĞİM. Buna karşılık sen de zürriyetine beni Rabb El yani Allah olarak tanıtacaksın.

Beni Rabb El olarak tanıyacak erkekler bundan böyle sünnet olacaklar. Sünnet benimle sizin aranızda yaptığım bu ahdin alameti olacaktır".

Uygarlığı başlatan dönemin gerçek İlahı, yer ve gök gruplarını bir araya getirmekle onlara isim veren, grup kişilerinden oluşan, düzenleyici güç olmanın ilahlarıydı lar.

İlahlar kolektif güç temsilcisi yapabilirlikler di. İlahlar bu aktif güçleri ile, köleci sistem içinde ve kurnaz kişiler izanında mülk sahibi soyut El tasımına dönüştüler.

Artık her isim El söylemiyle oluşuyordu. El tasımı ilk başlarda “El ilah” adı ile anılır oldu. İlahı adını bir çırpıda silip atamıyordu. El in mülk sahibi olma ismi ilahtan önce söylenmeye başlandı. El Malik El İlah diye hitap edildi.

Yani ittifak eden grup ilahları yerin ve göğün totem mesleğini icra eden o grupları bir araya getirmişlerdi. Gruplara isim vermekle ilahlar yeri ve göğü zaten yaratmıştılar!

Unutmayın ki köleci dönem öncesi aktarımlarda “yaratma işi” yani yoktan var etme işi hiç yoktu. İlahlar var olanlara isim veriyordu. İlahlar ittifakı süreci de kategorize ediyorlardı. Yerin, göğün yaratılması demek ittifak ahdinin sözlü “isim müzekkere” siydi.

Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Avram 22-23 Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Avram 22-23 yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Avram 22-23 yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL