1
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
56
Okunma
TOKMAKALAN KÖYÜ 6
( DEDE BAKKAL)
Eskilerin anlattığına göre ( Rahmetli Hakkı amcam anlatmıştı) ; mensup olduğumuz Türk Boyu ‘’ Çobanlı Oymağı ‘’imiş.
(Bir rivayete görede Nacar aşiretindenmişiz. )
Çobanlı Oymağı , Horosandan çukurovaya kadar gelerek Mersin, Antalya, Ispartadan , Muğla ve Aydın’a ve tüm eEgeye yayılmışlar. Manisa Nif dağı ( Kemalpaşa ve Kızıl üzüm mevkilerinde ) kereste işleriyle uğraşarak göçebe hayatı sürerlermiş. Daha sonraları birer ikişer köylere yerleşmeye başlamışlar. Köyde olsalar da yine orman ve ağaç işleri ile uğraşmışlar.
Çobanlı oymağını halkının mesken tutmalarının en büyük nedeni ise, eşkiyaların sık sık baskınına uğramaları olmuş. Ben küçükken hatırlarım hem anneanem hem babannem eski anılarını anlatırken sık sık eşkiyalardan bahsederlerdi.
Köyden kasabaya göç ile köyümüz yok olmuş olmasına ama; köy halkının birlik ve beraberliği günümüze kadar devam etmiş.
Kasabaya göç eden köy halkı birbirine yakın civarlardan ev tutmuşlar. Birbirleri ile olan iletişimlerini ve bağlarını koparmamaya çalışmışlar. Aralarda küslükler, dargınlıklar olsa da çoğunluk bağlarını sağlam tutmayı başarmış. Kent hayatı da olsa köydeki örf ve adetlerini Kasaba da sürdürmeye gayret etmişler. Gelenek, görenek ve ananelere halan günümüze kadar taşımayı başarmışlar.. Bu gelenek görenekler ; çocuk kırklama, duşak kesme diş buğdayı, baş bağlama, bayrak kaldırma...
Ben küçükken hatırlıyorum. Bizim sokakatan iki üç sokak altında Bahar ninemin kardeşi Sabır teyzelerin bakkal dükkanı vardı. Bakkalın adı dede bakkaldı. Herkes dede bakkal derdi onların bakkalına. Bir yumurtamı alınacak annem;
‘’ Hadi git kızım dede bakkaldan al gel ‘’ derdi.
‘’ Köşedeki bakkaldan alıp geleyim anne’’ derdim ama annem ısrarla dede bakkala yollardı beni. Yolda giderken ayaklarım geri, geri giderdi. Ne vardı sanki köşedeki bizim sokak bakkalından alsam. Yada onun bir sokak yanındaki hacı bakkala gitsem. Neden bu kadar üç sokak aşağıdaki bakkala giderdim anlamazdım. Versiye de değildi aldıklarım. Paramı elimde sıkı, sıkı tutarak karda, kışta düşerdim dede bakkalın yoluna.
Bizim çocukluğumuz da kışlar daha bir ayaz olurdu yoksa çocuk olduğumuz için daha mı çok üşürdük bilemiyorum ama dede bakkalın yolunda giderken parmak uçlarımın buz tuttuğunu hissederdim. Burnumun ucu da kıpkırmızı kesilirdi. Altı üstü alacağımız bir yumurta veya ekmek. O günlerde her gün ekmekte almazdık biz. Anneanem yada annem evde ekmek yaparlardı. Bazen evdeki ev ekmeğimiz yetmezse diye ayda yılda bir ekmek alırdık. Yada elimde bir tabak, bir kilo yoğurt almak içinde tutardım dede bakkalın yolunu.
Yıllar sonra anladım karda, kışta kıyamette de olsa ısrarla dede bakkalın yolunu tutmamın sebebini. Anneanem şöyle derdi;
‘’ Paramız kendi milletimize nasip olsun. Kendi insanımız varken neden başkasından alış veriş yapalım’’
Bir nevi dayanışma örneğiydi bu. Kendi köylüsüne ve akrabasına destek olma. Üç dört bakkal dükkanını aşıp kendi milletinden alış veriş yapma.