Seninle konuşmak istiyorum. fakat önce buraya, benim yanıma gel! bu boş yer, benimkini sağlamlaştıracak olan sahibini bekliyor. helena (faust)
SÜLEYMAN Lemos YILDIZ
SÜLEYMAN Lemos YILDIZ

142- MAKBUL DUA

Yorum

142- MAKBUL DUA

0

Yorum

3

Beğeni

0,0

Puan

67

Okunma

142- MAKBUL DUA

142- MAKBUL DUA
Karaman il sınırları içinde kalan Ora Toroslar Taşeli bölgesinde bir birinden şirin, havası ile kana kan lezzetli memba suyu temiz ve uç suz bucaksız yemyeşil merası doğanın kucağına el dokuması halı gi bi bezeli yaylalar konar-göçer sakinlerince baharın ilk ayından itiba ren doldurulmaya başlar ve soğukların damarlardaki kanı pıhtılaş tırmaya başladığı geç güzün obalar peyderpey boşaltılır. Bu yaylala rın en bilineni, yaşamı sağlıklı olanı takribi 1850 rakımlı Barcın Yayla sı’dır. Bu Yayla, Karaman’ın Sarıveliler ilçesiyle Konya’nın Taşkent il çesi arasında konuşlu. Barcın Yaylası asırlardan beri Mersin’in Ana mur, Aydıncık ve Antalya’nın Gazipaşa ile Alanya ilçesi sakinleri ba har, yaz ayların burada geçirir. Yayla yaşamının temiz havasının sağ ladığı deliksiz uykusu ve doğal beslenme seçenek ve lezzetli nimet leri insanı dinç, zinde tuttuğu için her gün vücut kendi kendini reset ler. Vücutta ağrı, sızı ve gün yorgunluğundan eser kalmaz, sağlıklı ya şam doktor ve eczanelerin yolunu unutturur.
Barcın Yaylasına her yıl Nisan ayının ortalarında kışı Alanya’nın Cikcilli beldesinde kışlayan Balcı Kasım ailecek gelip Namazgahın karsısında büyük kaya dibindeki oba yerine yerleşir. Burada hem kendi sağlığı ve gönlünü eğlendirecek aktiviteler yapar, hem de boş vakitlerinde arı kovanlarıyla meşgul olur. Arı kovanlarını gözünden daha çok korur ve özenle bakar. İnsan eli değmeden, dışarıdan mü dahale etmeden arının çiçek özlerinden toplayıp bizzat ürettiği katı şıksız, hakiki kara kovan balı cana can, kana kan katıp her derde de va olur. Balcı Kasım geceleri yabani hayvan saldırılarına karşı kovan ların başında nöbet tutarak önlem alır. “Mal canın yongası” veciz sözünün gereğini özenle yerine getirir.
Barcın Yaylasında veya civar yerleşim yerlerinde Kasım’ı tanıma yan, Anzer balı kıvamındaki kara kovan organik, şekersiz doğal balın dan tatmayan konar-göçer Türkmen’i bulmak epeyce zordur. Yol dan gelip geçenler, efil, efil kıprışan söğüt dallarıyla serinleyen ke malyalı kahvede ince belli bardakla tavşan kanı demli çayı yudumla yanlar, Namazgah mescidine ibadete gelenler ya da Akdeniz kıyısın da yerleşim yerine gidip gelenler balcı Kasım’dan mutlaka süzme, petek bal alıp tatmışlığı vardır. Balı tadan kişiler balın doğal organik aromasının damakta bıraktığı özgün tattan memnuniyetini dostları na överek belirtirken Balcı Kasım’a da; “-Emeğine sağlık, Allah sen den razı olsun” duasın etmekten imtina etmezlerdi. Kasım’ın tanış olduğu kişilerin çoğunluğu özenle ürettiği organik doğal baldan memnun olan müşterilerinden oluşuyordu.
Balcı Kasım yayladan genelde geç güzün ayrılırdı. Yayla yaşamını çok sevdiği için asla ayrılmak istemezdi. Fakat arıların sağlığı için kış aylarında kendini sıcak mekanlara atmak zorunda kalıyordu. Yay ladan sanki en sonunda o gidip “Elveda” bayrağını Koca kayanın te pesine üzülerek dikerdi. Güz ayı gelince, taşınmak fikri beyne yuva yapmaya başlayınca arı kovanların taşıması başlı başına bir sorun teşkil ederdi. Kazasız, sorunsuz, arıları huylandırmadan tez zaman da taşımayı gerçekleştirmek için gece gündüz düşünüp planlar ya pardı. Zira bütün kovanları yayladan Cikcilli’ye tek seferde taşıması için yeterli yük hayvanı (Deve, katır, eşek) bulmak pek mümkün ol muyordu. Herkesin malı kendi ihtiyacı için gerekli olduğu bir dönem de kimse hayvanını ödünç vermek istemezdi. Fakat sabırla her işin üstesinden gelmesini de biliyordu. Arıların nakli esnasında henüz on iki yaşını tamamlamayan, yeni yetme bıyığı terlememiş oğlu Ah met gücünün yettiği, aklının erdiği nispette yardımcı oluyordu. Yirmi dört saate yakın süre gece gündüz babasıyla yol boyunca bıkıp usan madan ve yorgunluktan şikayetçi olmadan doğanın koynunda yıldız ları sayarak seferi tamamlanırdı. Hedeflenen varışa ulaşma amacı hasıl olunca her zorluk unutulup bellekte bir anı olarak kalıyordu.
Yağmursuz bir gün Barcın Yaylasından Alanya/Cikcilli beldesine doğru sabah erken yola koyuldular. Kervan dört katır, üç deve ve iki eşekten oluşmaktaydı. Katır ve develer arı kovanlarını taşırken eşe ğin birisi eşyalara ve diğeri de yorulunca Ahmet’in binmesi için ayrıl mıştı. Neşe içinde göç kervanı yol alırken ikindi vaktine doğru Çay arası köyü kırsalında iki tepenin arası ıssız bir vadide balcı Kasım ani den başlayan karın ağrısı sonucu rahatsızlanır. Esasında bu ağrı ve sızı birkaç gün önceden ara sıra gelip geçmiş, fakat önemsememiş ti. Bu sefer karnındaki daha şiddetli sızıdan hareket edip yola de vam edemez. Gücü, dermanı kesilip her adım atışında kıvrandıkça kıvranır, soluklanmada bile çok zorlanır. Bir kaba ardıç dibinden a kan çoban çeşmesi başında kervan durdururlur. Hem Balcı Kasım dinlenip karın ağrısının geçmesi beklenecek hem de yorulan, susa yan hayvanlar sulanacak. Kasım elini yüzünü yıkayarak ferahlık ara sa da çektiği ağrı ve sızıda bir değişiklik olmaz. Dağ başında her şey nafile, beyhude gibi, benzi sarardıkça sararıp solar, nefesi tıkanır.
Fakat Kasım kendini iyi sağlıklı hissetmediği ve yola devam etme yi uygun görmediği için kervanın yükünü kaba ardıç ağacın dibine a cı çekerek zorla boşaltırlar. Kasım acı içinde kıvrandıkça kıvranır, çektiği acılarda zerre değişiklik olmaz. Karnındaki sızı zaman ilerle yince artarak devam ettiği için ağaç dibinde sararıp solmuş çayır o tunun üzerine boylu boyunca uzansa da yerde yılan gibi kıvranma dan yerinde sabit duramaz. Bu arada akşam ezanı okunma vakti ge çip gecenin zifiri karanlığıyla göz gözü görmez hale gelmek üzeredir. Ahmet hem babasının rahatsızlığına üzülmekte hem de yapacağı işi bilemediği için eli ayağına dolaşıp şaşkınlık içinde debelenir. Ağla sa ağlayamaz, hıçkırmaktan soluğu kesilirken göz yaşları sel olup a kar. Çaresizliği zirve yapar. Babasının rahatsızlığına karşı elinden hiçbir şey gelmez. Gecenin kör vaktinde yoldan gelip geçen bir Al lah’ın kulu da olmaz. Doğa sanki, “Cinlerin top oynayacağı” sessiz liğe bürünür. Ağlamaktan bağırabilse sesini duyuracak tek bir canlı olmaz. Çaresizlik dip yapmış vaziyettedir. Zaman ilerledikçe Balcı Kasım ses vermez hale gelip inlemesi iyice azalır. Bu arada huysuz laşınca katırlar ön ayaklarıyla yere vurmaya, kişnemeye başlaması üzerine Ahmet yanlarına varıp yem torbasın kontrol ederek tekrar babasının yanına gelir. Babasının inlemesi hatta nefes alıp vermesi tamamen kesilmiş ve hareketsiz yan tarafına kıvrılı vaziyette bulur. “-Baba, baba” diye seslenip omuzuna dokununca Kasım hiçbir ha reket, canlı yaşam belirtisi göstermeden olduğu yerde devrilir. Kor ku ve telaş içinde kulağını babasının burnunun ucuna yaklaştırıp so luk alıp vermediğin dinlemeye çalışırken yüreğine tarifsiz acılı bir korku düşer ve acaba! düşüncesiyle avazının çıktığı kadar: “-Baba, baba” diye yüzüne ağlayan yaşlı gözlerle bağırıp vücudunu kuvvetli ce silkeler. Ancak Balcı Kasım Rahmeti Rahman olup ruhunu Rab’ bi’ne teslim etmiş ve ebediyet yurdu ahiret alemine kavuşmuştur.
Gecenin koynunda, dağ başında, yapayalnız ne yapacağın bilme den çok derin üzüntülü haliyle korku içinde eli koynunda garipçe günün aydınlanmasın, tez sabahın olmasın bekler. Gün ağarınca umudunu kesmeden babasından yaşadığına dair bir iz, belirti bekle se de göremez. Bir yardım umudu için hemen yolun Cikcilli’ye gidiş istikametine doğru vadiyi takip ederek deli divane koşar. Vadiden düzlük alana çıkınca ufukta bacası duman tüten bir Türkmen’in oba yeri bile görünmediği gibi yoldan gelen-giden tek canlıda bulunmaz. Yeniden koşarak babasının bulunduğu yere gelip ağlayarak, hıçkıra rak çaresizce bekler.
Ahmet vefat eden babasının başında perma perişan beklerken öğle vaktine doğru Alanya/ Gökbel yaylasından bakır kap, kazan sat maktan Barcın Yaylası yamacında konuşlu köyüne dönüş yapan sey yar bakır satıcı Ali ustayı uzaktan katır üzerinde görür. Ahmet bir çır pıda koşup bakırcının geçeceği yolun ortasına dikilerek durmasını işaret eder. Ahmet’i yolun ortasında durduğunu gören seyyar satıcı Ali önce endişelenip çok çekinir. Katırı durdurup sessizce Ahmet’i dinleyince ve perişan, üzüntülü halini gözlemleyip anlattıkların ma kul bulunca rahatlar. Ardıç ağacı dibinde bağlı hayvanları ve kovan ları görünce çocuğa hak vererek bir çırpıda katırın üzerinden inip Ahmet’in babasının yanına varır. Balcı Kasım’ın vefat ettiğini O’da tespit eder ve çocuğa taziye dileklerini bildirdikten sonra ne yapaca ğın sorar. Ahmet’ de; Babasının önceden sürekli ;
“-Şayet ben bu dağlarda vefat edersem beni son nefesimi Rab’ bime teslim ettiğim yere defin edin” diye vasiyeti etiğini açıklayıp ba basının vasiyetine uymak istediğini ve yardımcı olmasını talep eder. Balcı Kasım ile önceden tanışıklığı, ürettiği baldan satın almışlığı o lan bakırcı Ali çocuğa yardım etmek için ardıç ağacının gölgelediği kumsal toprakta önce bir mezar yeri belirleyip kazmaya başlar. Bu arada Demirci Davut Barcın Yaylasından Alanya istikametine doğru atıyla rahvan hızla yolda gidişin görünce hemen Demirci Davut’un yanına varıp selamlaşır ve durumu izah ederek yardım etmesi için O’nu da çağırır.
Seyyar Bakırcı Ali, Demirci Davut ve Balcı Kasım’ın oğlu Ahmet birlikte mevtayı yıkayıp, cenaze namazın kıldıktan sonra hazırlanan mezara defin işlemini özenle gerçekleştirirler. Son olarak Ahmet Bakırcı Ali’ den babası için bir dua etmesini ister. Bakırcı çocuğa;
“-Oğlum ben öyle ağdalı, süslü kelimelerle söylenen Arapça duala rı bilmem. Sadece kalbimin halis meramını, dileğimizi baban için anadilimiz Türkçe olarak Rahmanı Rahim Yaradan yüce Mevla Alla huTeala’ya niyazla iletmeye, yalvarmaya çalışayım. Zira Allahuzül celal (Merhamet sahibi); Azimüşan yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim Bakara Süresi nin 152. Ve 186. Ayetlerinde buyuruyor ki (mealen): “-Bana dua edenin duasına icabet ederim. Dua ediniz ki, karşılık vereyim, Dualarınızı kabul, makbul eyleyeyim,
-Beni kalple, dille, bedenle, duayla anınız ki, Bende sizi anayım,
-Beni itaatle zikrediniz ki, Bende sizi minnetle,
-Beni ibadetle zikrediniz ki, Bende sizi yardımla,
- Beni dünyada zikrediniz ki, Bende sizi Ahirette,
-Beni refah ve rahat zamanda zikretmelisiniz ki, Bende sizi bela ve musibete uğradığınızda,
Minnetle, ihsanla, rahmetimle anayım buyurmaktadır,” der.
Bakırcı Ali bu açıklamasından sonra;
“-Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim” diye rek Üç kez İhlas süresi ve Bir kez Fatiha süresin okuduktan sonra içinden sessizce;
“-Rahmanı Rahim Allah’ım, Rahmeti Rahman bu mütedeyyin kulun Balcı Kasım’ın ruhunu Rahmetinle Rahmetlen’dir, Ahirette ruhunu şad eyle, Merhametini esirgeme, Yaptığı kalbi Hayırları, Hasenatla rı, İbadetleri, Vesile olduğu duaları kabul, makbul eyle, Tüm günah ların bağışlayıp affeyle, Firdevs Cennetinle mükafatlandır.” Duasın yapıp, “El Fatiha” diyerek niyazı tamamlar.
Balcı Kasım’ın Çayırarası köyü kırsalına defin işlemi tamamlan dıktan sonra arı kovanlarını katır ve deveye yükleme işlemin birlik te yapınca üzülerek vedalaşırlar. Bakırcı Ali Barcın Yaylası’na, Demirci Davut’la birlikte Ahmet, Alanya istikametine doğru hareket ederler. Ahmet babasının defin edildiği yerden gözünü ayırmamak için arka sına dönüp bakmaktan kendinde değilmişçesine sendeleyerek deli divanece bastığı yeri bilmeden yol alır, Ağzın bıçak dahi açamaya cak şekilde sanki kilitli. Tek kelime bile konuşmadığı halde gözün den dökülen siyim siyim yaşlar sel olup içine akmakta ve hıçkırama dığı için nefesi boğazında düğümlenmekte, nefes alması zorlaşmak
ta, boğulacak duruma gelmektedir.
Balcı Kasım’ın oğlu Ahmet babasının rahmeti rahman olduğu yay ladan Cikcilli’ye dönüş yolculuğu esnasında yaşadığı acıları ve da ğın başında yardımcı olan seyyar bakırcı Ali ve demirci Davut’u asla unutmaz. Her sene olduğu üzere ilkbahar mevsimiyle birlikte nisan ayında Barcın Yaylasına yeniden kervanla giderken babası Kasım’ın mezar yerinde mola verip saatlerce eğleşir. Hem dua eder hem de mezarın çevresin temizler ve yeşillendirmek için uygun yerlerine çe şitli ağaçların fidanlarından dikim yapar. Kendi kendine en kısa za manda sahipsiz olan ve ağaç oluğundan yine ağaçtan tekneye suyu akan çoban çeşmesin sahiplenip yeniden çok güzel bir çeşmeyi ba basının hayrına sadakayı cariye olarak yaptırmaya, çevresini de in sanların dinleneceği güzel bir konumuna getirmeye söz verir.
Ahmet kervanla Barcın Yaylasına varıp Namazgahta büyük kaya nın dibindeki obalarına yerleşir. Arı kovanlarını da her zamanki koru naklı yerine yerleştirdikten sonra yorgunluktan akşam erkenden uy kusu gelince yatar, deliksiz bir uykuya dalar. Rüyasında babasını Cennet-ül Ala’da eğleştiğini ve Ruhunun şad olduğunu görünce çok sevinip sessizce babasına sorar.
“-Baba, Kadir Mevlam seni nasıl cennetle mükafatlandırdı, Cenneti nasip eyledi?” der.
Balcı Kasım’da oğlu Ahmet’e cevaben; “-Oğlum, Sattığım balın kali tesinden memnun olan müşterilerimin memnuniyet ifadesi olarak; “-Allah Senden Razı Olsun” duasının yanı sıra, Beni kabrime defin e den kişinin yaptığı kalbi dua, Rahmanı Rahim Allah nezdinde kabul, makbul olduğu için Rabbim, benim bütün günahlarımı affedip Fir devs Cennetiyle mükafatlandırdı. Rab’bim benden razı oldu ki, ba na Cennetini nasip etti. O nedenle Allah’ın inayeti, lütfu ve yardımıy la salih amelli bir ruh hüviyetiyle Cennetteyim. İnşallah evlatlarımı da bana komşu eyleyip Cennetinde buluşturur” diye cevaplar. Ah met babasının yaptığı açıklamadan ve de cemalini cennette gör mekten çok mutlu olur ki, sırılsıklam ter içinde uykusundan uyanır. Hemen bir yudum su içerek kendi kendine; “-Hayırdır İnşallah” der ken memnuniyeti ve hoşnutluğu göz bebeklerine yansır.
Ahmet babasının ruhunu Cennet’ül Firdevs’te şad içinde gördük ten sonra kabrinin bulunduğu yerde de şanına yaraşır bir düzenle me yapmaya iyice azmeder. Bu arada seyyar bakırcı Ali’nin, babası için yaptığı duayı da çok merak etmektedir. Gerekli hazırlıkları kısa sürede tamamlayıp inşaat ustası Kerim ve arkadaşı Sait’le birlikte Çayarası kırsalında bulunan babasının mezarına yazdan kalma bir günde erkenden varırlar. Mezarı, çeşmeyi ve çevre düzenlemesin yapmak için hemen işe koyulurlar. Çalışmaların ikinci gününde sey yar bakırcı Ali’nin katırına yüklediği bakırdan mamul kap, kacak, ta va, kazan türü eşyaları satmak, rızkını aramak için yine obaları do laştığını ve, “İyi olacak hastanın doktoru ayağına gelirmiş” deyişinin anlamını pekiştirircesine yanlarından geçerken selam verip eğleş mek için durmasına hayret ederler.
Hoş sohbetten sonra Ahmet, bakırcı Ali amcasın gördüğüne çok sevinip hürmette kusur etmez. O’nu sanki yere gökyüzüne sığdıra maz, babasın görmüşçesine sevinir. Sohbet esnasında konu balcı Kasım’ın vefatı ve defin edilmesinden açılınca Ahmet bakırcı Ali’ye sorar.
“-Ali amca, babamı kabrine yerleştirdikten sonra nasıl bir dua yap tın ki, Allah nezdinde makbul oldu? İnanın çok merak ettim” der.
Seyyar bakırcı Ali bu soru karşısında önce çok şaşırır. Sonra;
“-Oğlum ben tahsil etmedim, sadece bulunduğum yerlerde göre rek tecrübe edindiğim, hocaların anlattıklarından duyduğum bilgi ler ışığında bile bildiğim kadarıyla rahmetli baban Balcı Kasım’ın ru hu için defin işleminden sonra dilimizden düşmeyen İhlas ve Fatiha Sürelerin okuduktan sonra her kişinin her zaman inançla dillendir diği duayı yaptım. İnşallah rahmetli baban salih ameli sağlığında Amel Defteri kapanmadan kazanacak hayır, hasenat, ibadet yap mıştır İnşallah. Allah dualarımızla birlikte hayırlı amelimizin cüm lesin kabul, makbul eyleyip dualarımıza icabet eder. Zira Pey gamber Efendimiz Hazreti Muhammet Mustafa (s.a.v.) bir Hadisi Şerifte;
“-Allah katında duadan daha makbul bir ibadet olmadığını” açıkla maktadır.
Ayrıca islami konularda müellif din alimleri; “Rahmeti rahman olup ahiret alemine kavuşan bir mütedeyyinin ruhu için Kur’an-ı Ke rim’in İhlas süresin üç kez ve Fatiha süresin bir kez peşpeşe okuyup ahiretteki sevdiklerimizin ruhu için bağışlamak özünde muhtasar bir hatim hükmünde” olduğunu açıklıyor.
Bu bağlamda; “-Benim de yaptığım bundan ibaret. Allah babanı rahmetiyle rahmetlendirsin, Ruhunu şad ve ahiret yurdun Firdevs Cenneti eyleyip sizi de orada buluştursun” der.
Bakırcının açıklamalarından ziyadesiz memnunolan Ahmet, Bakırcı Ali’nin elini öpüp, “Hakkını helal etmesin” istedikten sonra “-Allah senden Razı olsun Ali amca” diyerek teşekkür eder.

13-ŞUBAT/ 2026
Süleyman YILDIZ / ANKARA
(LEMOS5303)










Paylaş:
3 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
142- makbul dua Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz 142- makbul dua yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
142- MAKBUL DUA yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL