0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
125
Okunma
Ben her konuyu içime atıyorum. İyi olanı da kötü olanı da aynı yere koyuyorum; çünkü kimsenin kalbini kırmak istemiyorum. Bir sözümün birine ağır gelmesinden, bir tepkimin iz bırakmasından korkuyorum. Bu yüzden çoğu zaman susmayı seçiyorum. Konuşmak yerine içime çekiliyorum, çünkü sessizlik bana daha güvenli geliyor.
Sinirleniyorum, hem de çok. İçimde büyüyen bir öfke var; ama onu dışarıya taşımıyorum. Kimseye yansıtmak istemiyorum, kimse benim yüzümden incinmesin diye. Bazen gülüyorum hatta, her şey yolundaymış gibi. Gülmek, anlatmaktan daha kolay geliyor. İnsanlar güçlü olduğumu sanıyor; oysa ben sadece hissettiklerimi iyi saklıyorum.
İçime çekildikçe yalnızlaşıyorum. Kalabalıkların içinde bile kendime ait sessiz bir alan yaratıyorum. Herkes dışarıdan gördüğü kadarıyla yetiniyor, içimde neler olup bittiğini merak eden pek olmuyor. Belki de ben izin vermiyorum; çünkü anlatırsam taşacakmışım gibi hissediyorum.
En çok da şu yoruyor beni: Herkesin kalbini korumaya çalışırken kendi kalbimi ihmal etmek. Sürekli anlayan, idare eden, alttan alan taraf olmak. Kırmamak için susmak, susarken biraz daha kırılmak. Bazen bunun bir erdem mi yoksa ağır bir yük mü olduğundan emin olamıyorum.
Ama bildiğim bir şey var: En çok gülenler her zaman en mutlu olanlar olmuyor. En çok susanlar da her zaman sakin olanlar değil. Bazı insanlar bağırmaz, anlatmaz, şikâyet etmez. Sadece içine atar. Ve zamanla o iç, herkese yeten ama kendine dar gelen bir yere dönüşür.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.