4
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
216
Okunma
Munzur dağlarından doğup bazen güneşi öpen, bazen de memeleri süt dolu bulutları emen, nazlı Ay’ın şavkında sessizce yıldızlara sevinçlerini, tarihin karanlık sayfalarına çizilen hüzünlerini, kayıplarını anlatan canım Munzur gibiyim. Anamdan çok babamın kokusudur çocukluğumun dimağımda kalan hatırası, burnumun direğinin sızladığı.
Tren garlarının yorgun vagonları gibi seyrederdim akşamları, yolu aydınlatan elektrik direklerinden sızılı sızılı yansıyan ışıkları eşliğinde. Ne masmavi deniz ne de adını senin tütün kokan dudaklarında bindiğim üstünde bana göre martılardan ziyada yaban kuşlarının olduğu şehir içi vapurları. O yaban kuşlarıdır ki her kanat çırpışlarında şehrimin göz yaşlarını, vapurun ikiye böldüğü sulardan fışkıran o Muzur’un zirvelerindeki karların masumluğunu anımsatan beyazlığına bırakırlar.
Sen gittin deniz aşırı ülkene. Ne adın kaldı ne de o kirli anılar. Gölgem bile. Sanki bir merdiven başındayım ve basamaklar yer değiştirmiş. Önümde ilk basamak değil de sanki yedinci basamak var. Ayağımı uzatamıyorum. Korkum, dağılmış saman yığını. Uzat diyor babam yıllar öncesinden geliyor sesi. Uzatırsan boşluğa yeni boşluklar eklersin. Ulaşacaksın yedinci basamağa...
Kardelen gibi uzanıyorum sana... Yedi karanfil olmaya...
5.0
100% (4)