0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
56
Okunma
ORDA BİR KÖY VARDI KALPLERDE
( TOKMAKALAN) 5
İzmir ilinin Kemalpaşa ilçesine bağlı Tokmakalan, köyden kasabaya göç olmadan önce ondört haneli bir köy. Şimdiki yerleşim alanları ile karşılaştırdığımızda bir mahalleden bile küçük. Alevi, Tahtacı köyü der babam köyümüz için. Diğer Alevi Tahtacı köyleride var . 1960 yıllarında köyden kasabaya göç ile yok olmuş ama hala günümüzde yaşayan Alevi Tahtacı köyleri mevcut. Akhisar Efendi mahallesi , Altındağ, Arapdere, Bademler, Cumaovası, Kemalpaşa Çınar Köyü, Gale( Narlıdere), Gızılağaç (Kemalpaşa Kızılca), Göğdelen (Doğançay/Bayraklı), Kilizman(Güzelbahçe), Tolaz (Yakapınar/Bayındır), Uzundere. Bornova Naldöken Köyü. (Günümüzde Köy olmaktan çıkıp mahalle ve ilçe oldular)
Tahtacılar Horasandan ’’Yanyatır ocağından’’ gelme bir boy. Halan devam eden Yanyatır Ocağı Dedelere bağlı tam 17 aşiretten oluşmuş, bu aşiretler Anadolunun değişik bölgelerine dağılmış durumdalar.
Annemlerin köyde yasadikları evleri iki katlı hanay dedikleri, tahtadan yapılmış bir evmiş. Yunanlılar yapmış o evi. Tam doksan kilo çivi kullanmışlar yapmak için. Evin her tarafı tahtadan.
Kurtuluş savaşından sonra Yunanlılar köyü terk ederken de bu evi yakmaya çalışmışlar. Anlatılana göre Yunanlılar köyü işgal ettiklerinde köy halkı dağlara kaçmış. Sallı ebe dağa kaçarken en küçük kızı İmmili halayı beygirin heybesine saklıyor. O şekilde dağa kaçı-rıyor.
İmmili hala sakatmış. Küçükken annesi odaya kurduğu köy salıncağında bebeği sallarken ip kopuyor ve bebek oda-nın içinde yanmakta olan ocaktaki ateşin üstüne düşüyor. Bebek hem yanıyor, hemde omurgası kırılıyor. Harp zamanı doktor, hastane şansları yok. Kırılan omurga kendi kendine kaynadığı için çocuk iki büklüm olarak kalıyor ve o şekilde gelişimini tamamlıyor.
’’İmmili halam hem sakat hemde yanıktı’’ diye anlatır annem.
Köyden dağa kaçarken sakat ve yanık olan çocuğu annesi beygirin heybesine saklıyor ama dağa çıkarken fazlalık eşya-ları atmaları gerekiyor. Önce fazlalık eşyalar atılıyor, sonra sıra çocuğa geliyor. Heybedeki çocukta bırakılıyor ormanların dibine. Çocuk başlıyor ağlamaya. Biraz yol alınca Sallı ebenin kocası Kara Hasan dede ( üvey babası) dayanamıyor çocuğun ağlamasına ve dönüp kucaklıyor çocuğu, getirip koyuyor yine beygirin heybesine. Aradan yıllar geçtikten sonra hep anlatırmış İmmili hala.
’’Beni annem attı ama üvey babam gelip aldı’’ diye.
Annem hep derdi;
’’İmmili halanın aklı çocuk aklıydı’’ diye. Kırk yaşında olmasına rağmen çocuk gibiymiş ama ön sezileri çok gelişmiş. Eve gelenleri kapıdan içeri girer girmez hisleri ile bilirmiş. Hamile olan kadınlara çocuklarının cinsiyetini söylermiş. Ama kırk yaşında olmasına rağmen dokuz yaşındaki annemle oyun oynamak istermiş. Altmış yaşına kadar yaşamış.
Sallı ebe iki geline de rahat vermezmiş evde. Yoğurdu, tereyağını, peyniri yaptırırmış gelinlere ama yemelerini yasaklarmış. Ellerinden alır kilere kilitlermiş. Çoluk çocuğa istedikleri kadar yedirrimiş ama iki geline yasakmış yemek. Gelinlerde Sallı ebeden saklı gizli, bağa götürüp kütüklerin altına saklarlarmış yaptıkları tereyağından, peynirden. Sallı ebeden gizli köy ekmeğini alıp gider bağ kütüğünün altında yerlermiş emek verip yaydıkları tereyağını. Bu yaşanmışlığı duyunca içim acımıştı küçük yaşta bile olsam. Bizim ülkemizde her zaman kadın olmak zor olmuş, hep ikinci vatandaş olmuşuz.
SON