0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
165
Okunma

Kış kapının önünde dururken pazar sabahı evin içine ağır ağır yayılıyor. Camlar buğulu, çaydanlık kaynıyor, ev sessiz ama içimiz kalabalık. Bir pazar gününde insan ister istemez geçmişe dönüyor. Eski pazarları, eski evleri, eski gülüşleri hatırlıyor.
Analar geliyor akla… Sabah erkenden kalkıp kimse uyanmadan mutfağa giren, o soğukta bile üşüdüğünü belli etmeyen analar. Çayın altını yakarken bir yandan evi kolaçan eden, “uyanmışlar mı” diye sessizce kapılara bakan analar. Sobanın üstünde kızaran ekmeğin ilk lokmasını hep başkasına ayıran, kendisi en sona kalan analar.
Sobanın üstünde kızaran ekmek, mutfaktan yükselen çay kokusu, bir köşede okunan gazete… Ananın “üşüme” diye omza bıraktığı hırka, “bir tabak daha ye” diye uzatılan kaşık. Küçük şeylerle mutlu olunan zamanlar… Birlikte oturmak, aynı masaya kaşık sallamak, basit bir şakaya gülmek yetiyordu.
Kar yağacak mı diye pencereye bakılır, yağmasa bile yine de sevinilirdi. Çünkü ananın varlığı varken kış bile sert gelmezdi insana. Soğuk dışarıda kalır, evin içi hep sıcak olurdu.
Bugün yine kış, yine pazar. Belki anaların sesi mutfaktan gelmiyor artık ama bıraktıkları alışkanlıklar duruyor. Çay hâlâ aynı saatte demleniyor, masa hâlâ aynı özenle kuruluyor. İnsan anlıyor ki bazı mutluluklar kaybolmuyor. Anaların ellerinde yoğrulmuş anılar gibi, bir pazar sabahı kalbin en sıcak yerinde yaşamaya devam ediyor.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.