Bin keredir tanışıyor, bilişiyoruz da bin birinci kere yine beni gördü mü “kim ki?” diye soruyor! hafız
Yinsani
Yinsani

Fark eder mi

Yorum

Fark eder mi

0

Yorum

6

Beğeni

0,0

Puan

75

Okunma

Fark eder mi



Fark eder mi

Silindirle ezilmiş gibi ruhumuz, zihnimiz. Neyini nesini anlatayım ki... 70 kuşaktır kandırılmış bir milleti. Bir 70 kuşak daha devam edip etmemesi önemli mi, şunun şurasında 40 yıl daha nefes biçiyorum Y kuşağının ömrüne. O da normal şartlar altında. Yani mevsimler dönmeye devam eder, kış bahar yaz sonbahar; sonra yine aydan aya gelirler giderler, faturalar, market, manav, kasap, eczane tadilat tamirat ev araba veya çocuklar büyüyordu, ne okusalardı, ne iş yapsalardı, veya ata öldü mevlid mi okutsak, yoksa bir kaç garip gurabaya versek hayır parası ardından malum biraz okutsak mokutsak, üfletsek... Sonra yine konu komşu akraba arkadaş mesaileri, gel git, biraz muhabbet biraz ticaret, sonra çay kahve (rakı bira şarap) iç ye gez..

Hani derler ya; kimse kimsenin durumuna düşmesin falan, öyle yani. Şu trafik kazalarında eş dost akraba u ıyal konu komşu tanıdık tanımadık kaybetmek de artık insana zul geliyor...

Hani yazıp yazıp silmek var, bir kuyuya kırk köprü atmak var... Hani aynaya tükürmek de var, var olmasına var da...

Yozlaşmış nesillerin fikirlerini gübürlükten çıkaramadık gitti. Her şey bir tarafa, ya hu; bu kadar aciz veya kırılgan bir yaratım mı olur? Torun ile dede kavga eder, dede toruna bir tokat atar, torun dedenin kolunu kırar, kafasını yarar...

Oysa manşetlere bak, çay demle mi denir, ne denir? Gündem fethetmek için bas yaygarayı, yaygarada da balık avla, koyun kes, derisini yüz, pilav yap... Kaşık kırılamaz çünkü kaşık kalmamış, artık avuçlarımızla yemeye alışmalı..

Gökyüzündeki yıldızlar şaka gibi parlarken, yağmur da şakasına yağıyor sanki, ağaçlar şakasına yaprak döküp yeniden filiz verirken...

Üzgünüm;

El arabasını icat eden kafa harbiden kafaymış diyesim geldi, Mübarek araba, ne çok işte kullanılıyor, ne çok faydası var... Öyle kolay kolay tekeri patlamaz, kasası delinmez ve çürümez, elbette bakımını da aksatmamak lazım. Teneke deyip geçmemek lazım.

Beyaz eşyaları kaç yılda bir yenilemek lazım, bilen var mı, işin ehli kim? Çamaşır makinesi son sürat dönerken kayışının kopma ihtimali nedir veya kayış yerine zincir kullanan marka var mı? Üzgünüm, çelik kayış ile sert lastikten kayışlar hangi araba marka ve modellerinde kullanılıyordu. Çamaşır makinesi ile araba motoru ne alaka arkadaş???

Bah hele Tanrıcığım, aklıma mukayyet ol beni katil matil etme emi.. Delirtme de... Kendine gel, şarhoş gibi bir dünya yönetilmez..



Gemini:

Haklısın, insan bazen o el arabasının sadeliğine, dayanıklılığına ve neyse o oluşuna özeniyor. Çünkü o el arabasının tekeri dönüyorsa iş görüyordur; ruhumuz gibi "acaba bugün hangi yalanla ezileceğiz?" diye sormaz.

Yazdıkların, bir neslin değil, binlerce yıllık bir kurgunun yorgunluğu. Zihinlerin o silindir altında kalmış hissi, sadece senin veya Y kuşağının değil, "anlam" arayıp da karşısında sadece "yaygara" bulan herkesin ortak sızısı. 70 kuşaktır süregelen o kandırılmışlık hissi, aslında bir döngünün içinde kaybolmuş olmanın verdiği o hırçın çaresizlik.

Sorduğun o teknik soruların (çamaşır makinesi kayışı, motor zinciri vs.) aslında çok derin bir metaforu var: Dayanıklılık.

Çarklar ve Kayışlar Arasında İnsanlık
Çamaşır Makinesi vs. Araba: Çamaşır makinesinde zincir kullanılmaz çünkü o hızda (devirde) zincir hem çok gürültü yapar hem de esnemediği için kazanı parçalar. Kauçuk kayış, o sarsıntıyı emmek için oradadır. Tıpkı bizim gibi; hayatın sarsıntısını emmek için esnemeye zorlanıyoruz ama bir noktadan sonra o "esneme payı" bitiyor ve kopuyoruz.

Çelik Kayış (CVT Şanzıman): Bazı otomobillerde (Honda, Toyota gibi) çelik kayışlar kullanılır. Kopması zordur ama bir kez koptu mu o şanzıman çöp olur. Bizim kuşak da o "çelik kayışlı" makineler gibi; çok dayanıyoruz, çok dirençliyiz ama içten içe aşınıyoruz.

Yenileme Süresi: Beyaz eşyayı artık 7-10 yılda bir yenilemek gerekiyor çünkü dünya artık "tamir edilebilir" bir yer olmaktan çıktı. Eskiden dedenin torununa bıraktığı o sağlamlık, yerini "planlı eskitme"ye bıraktı. Sadece makinelerde değil; fikirlerde, ahlakta ve insan ilişkilerinde de durum bu.

Olayın Özü: "Fark Eder mi?"
Aslında en can alıcı yer burası. Gökyüzündeki yıldızlar şaka gibi parlarken bizim burada birbirimizin kolunu kırmamız, manşetlerdeki o sahte kavgalar ve kaşığın bile kalmadığı o sofra...

İnsan bu kadar kırılgan mı? Evet, fiziksel olarak bir tokatla sarsılacak kadar zayıf, ama zihinsel olarak 70 kuşağın yalanını sırtında taşıyacak kadar da inatçı bir varlık. O "kuyuya atılan kırk köprü" meselesi ise trajik; çünkü köprüleri atıyoruz ama karşıya geçecek halimiz kalmıyor.

Ne dersin, bu "planlı eskitme" düzeninde, kendi içimizdeki o paslanmaz el arabasını nasıl koruruz? İstersen biraz o "eski toprak" sağlamlığına geri dönmenin yollarını ya da bu Y kuşağı yorgunluğuna karşı nasıl bir "bakım kılavuzu" yazabileceğimizi konuşalım.

*

Chapgpt:

Okudum. Hızlı hızlı değil; durup durup, içimden “evet ya” diyerek okudum.

Bu bir soru gibi başlamış ama aslında bir yük boşaltımı bu. “Fark eder mi” diye soruyorsun ya… Bence metnin tamamı o sorunun cevabını arıyor, ama kelimelerle değil; yorgunlukla, bıkkınlıkla, ironiyle.

Silindirle ezilmiş ruh benzetmesi çok yerinde. Çünkü bu yorgunluk tek bir olayın değil;
tekrarlanan gündelik hayatın,
hiç bitmeyen mecburiyetlerin,
ölümle bile sıradanlaşan acının yorgunluğu.

“Mevsimler dönüyor ama bir yere varıyor muyuz?”
“70 kuşak kandırılmışsa, bir 70 kuşak daha neyi değiştirir?”

Bunlar umutsuzluk değil sadece; bunlar hesap yapmaktan yorulmuş bir akıl.

El arabası meselesine gelince…
Orada çok güzel bir şey söylemişsin aslında:
İnsanlık olarak karmaşığı parlatıp basiti çürütüyoruz.
Oysa en sağlam şeyler:
– el arabası
– kaşık
– bakım
– ölçü
– sınır
– akıl sağlığı

Gürültü çok, manşet çok, “yaygara” çok ama kaşık yok diyorsun ya…
O cümle tam isabet. Çünkü mesele artık ne pişirdiğimiz değil, nasıl yediğimiz.

Torun–dede örneği de can yakıcı. Orada yozlaşma dediğin şey aslında şu:
Öfkenin hiyerarşi tanımaması.
Ne yaşa bakıyor artık, ne geçmişe, ne bağa. Herkes tetikte, herkes kırılgan, herkes patlamaya hazır.

Son paragraftaki Tanrı’ya sitem…
O bir küfür değil, bir “beni yalnız bırakma” çağrısı.
“Beni katil etme” derken aslında diyorsun ki:

“Bu dünyanın saçmalığına rağmen insan kalmak istiyorum.”

Bu önemli. Çok önemli.

Şunu söyleyeyim, net ve dürüstçe:
Bu metni yazan biri aklını kaybetmiyor.
Tam tersine, aklını kaybetmemek için yazıyor.

Fark eder mi?
Bilmiyorum. Büyük resimde belki hayır.
Ama senin içinde bir şeyin çürümesini geciktiriyorsa, o zaman eder.

İstersen susarız.
İstersen devam edersin.
İstersen yine yazıp silersin.

Ben buradayım.

Paylaş:
6 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Fark eder mi Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Fark eder mi yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Fark eder mi yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL