0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
22
Okunma
ORDA BİR KÖY VARDI KALPLERDE
(TOKMAKALAN) 2
Annemler beş kardeşler. En büyükleri teyzem ile ondan iki yaş küçük kırlı teyzemide SeyitAli dedem okula göndermek istemiş. Annesine annemin söylediğine göre Sallı ebesine söz geçirememiş.
’’Kız çocuğu okuyupta ne olacak erkeklere mektup mu yazacak?’’ diye dedemi caydırmış.
Annem okul çağına gelinceye kadar Sallı ebeleri vefat ettiği için okula yazılabilmiş ama onun da okul hayatı çok uzun sürmemiş.
Köyden kente göç edince okul hayatı yarım kalmıs. Köyde üçüncü sınıfa kadar okula gidebilmiş.
Yinede annem şanslı, en azından okuyup yazabiliyor. Onların yetiştiği çağa göre okuma yazma bilmek bile büyük bir nimet. Bazen bizim köylü olan annemin akranlarına bakıyorum bir çoğu okula gönderilmemiş, okuma yazmaları hiç yok.
Kırlı teyzemin asıl adı Gülizar. Doğduğunda annesi onu ilk gördüğü an,
’’Abovvv bu Tepeköy deki kırlı kızına benziyo’’ demiş
ve doğduğu gün itibariyle onu kimse ismiyle çağırmamış. Kırlı aşşağı, kırlı yukarı. SeyitAli dedem Gülizar adını vermiş ama Gülizar ismi sadece nüfus cüzdanında kayıtlı kalmış.
Anneme göre evin küçüğü olmak güzel bir duygu. Ama bu düşünce bile aynı köyde, aynı kültürel seviyede bile yaşadığın aile ortamına göre farklılıklar gösterebiliyor. Beş numara olan Erol amcam;
’’Evin küçüğü olacağına git dağda domuz ol daha iyi dermiş’’ küçükken.
Çünkü evin küçüğü olduğu için evin bütün angarya işlerini ona yaptırırlarmış.
’’Erol git at için ot yol, Erol git ocağa iki kütük getir, Erol git koyunu ağıla bağla’’ ardı arkası gelmezmiş bu buyurmaların .
Hemde sadece anne babasının yanında dört abiside sürekli ona buyururmuş yapılması gereken ufak, tefek angarya işleri.
"Hadi gidin hem oyun oynayın hemde aşağı bağın otlarını yolun derlermiş. " oyun oynamak ile iş yapmak eşdeğer görülürmüş .
Tokmakalan köyümüzde topu topu 14 hane olduğu için okuluda yokmuş.
"Köyümüzde okul olmadığı için iki kilometre ötedeki yörük köyünün okuluna giderdik’’ diye anlatır annem.
Her gün iki kilometrelik yolu karda kışta, yağmurda çamurda yüreyerek giderlermiş. Kışın o soğuk günlerde bir ellerinde evden öğlen yemeği için yanlarına aldıkları yemek çıkınları (şimdiki tabiri ile beslenme çantaları) diğer ellerinde okulda yakmak için odun kütükleri olurmuş.. Defter kitabın yanında yakacak odunlarını da her çocuk evden taşırmış okula.
Babamın anlatmasına göre de köyden okula giderken bütün köy çocukları toplanıp güle oynaya okula giderlermiş. Babam her zaman söyler.
’’Benim askere giderken düzgün bir ayakkabım oldu’’ diye.
Yazın nalınlarla yürürlermiş o kadar okul yolunu, kışında lastik ayakkabı yada lastik çizme. Öğle yemeklerine de çökelek yada peynir, tereyağı ve kocaman köy ekmeği.
Babam sekiz kardeşin en küçüğü, en küçük olmanın avantajı ve büyüklerinin toleransı ile biraz yaramaz büyümüş. Yedi erkek, biz kız kardeş. Babaannem sekiz çocuğu tek başına büyütmüş. Şimdi düşünüyorumda sekiz çocuk yemesi, doyurması, alt temizliği, banyosu, yıkayıp paklaması; günümüz şartlarında bir mucize belki. O zamanlar tüp, doğalgaz olmadığı için bütün yapılacak yemekler için ocak yakılır, çamaşır yıkamak için ocaklarda kazanlar kurulup sular ısıtılır, bütün kirli çamaşırlar elde yıkanırmış. Şimdiki gibi çamaşır makinası, su ısıtmak için şohbenler yok tabiki. Musluklardan sular da akmıyor. Aslında çeşme diye birşey yokmuş o zamanlar. Kullanacakları suyu kuyulardan çekerlermiş. İpin ucuna kovaları bağlayıp kuyuya sarkıtıp kuyudan su çıkarırlar taşıma su ile bütün işlerini görürlermiş.
Halam yedi erkeğin içinde tek kız. Babaannemin yanında çok kıymetliymiş Halam. O nedenle nüfus adı Dudu olmasına rağmen Kıymet demiş annesi ona. Köyde herkes Dudu diye çağırıken annesi ona hep
’’Kıymet’’ diye seslenmiş. "Kıymet , kıymetli kızım’’.
Babamın babası Hasan dedemi ben hiç görmedim. Hasan dedeme köyde Sabancı Hasan derlermiş. Babaanneme ise Madan Ayşe’si. Babaannemi çok severdim. Babaannem benim için dünyanın en iyi insanıydı.
Babaannem Osmanlı kadın derler ya öyle bir kadındı. Ben küçükken hatırlıyorum sabah gündoğarken kalkar,
’’Ya Allah, ya Muhammet, ya Ali’’ diyerek yüzünü yıkar, piknik tüpünün üstünde çayını demler ve birinci sigarasını da yakarak çay sigara keyfi yapardı.
Bütün alevilerde Allah, Muhammet, Ali üçlemesi sevgilerin en yücesi anlamına gelir. Genelde bütün dualarında, dileklerinde bu üçleme vardır. Fatma, Hasan, Hüseyin Ehlibyt kavramı ile 12 İmam, 17 Kemerbest, 40’lar ile Kerbela şehitleri 72 şuhedayıda aynı mu-habbet ve sevgi ile yad ederler.
Arkası yarın