2
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
231
Okunma

İnsanın eline doğuştan verilmiş bir avuç topraktır; ya ekeceksin ya da avucunda kuruyup gidecektir.
Ama bu toprak, çoğu zaman çorak bırakılır.
Çünkü mutluluk, efendilerin hediye ettiği bir şey değildir; alın teriyle, kanla, dirençle yoğrulur.Sokaklarda yürürsün.
Tozlu ayakkabılar, yamalı pantolon, omuzlarda yük. Bir adam görürsün; gözleri çökmüş, sigara dumanı arasında kendi kendine konuşuyor. “Biraz para olsa,” diyor, “biraz sağlık olsa, biraz da şu kahpe düzen değişse…” Sonra susar.
Çünkü kelimeler bile yorulmuştur artık.
Mutluluk onun için lüks bir laftır; vitrinde gördüğü, dokunamadığı bir elbise gibi.Başka bir adam vardır; fabrikada gece vardiyası bitmiş, metrobüse yetişmeye çalışıyor.
Karısı evde hasta, çocuk aç. Cebinde üç kuruş para, market poşetinde ekmekle peynir.
O da mutluluğu arar ama aramakla yetinir; çünkü aramak bedava, bulmak zordur. Sistem ona şunu öğretmiştir: “Mutlu olman için önce daha çok çalış, daha çok itaat et, daha çok sus.” O da susar. Susmak, hayatta kalmanın en ucuz yoludur bu memlekette.
Mutluluk bir haktır diyordu eskiler. Hak mı? Hak dediğin şey, gasp edilmişse neye yarar?
Adalet terazisi kırık, kefelerden biri daima ağır basıyor.
Zengin daha zengin, yoksul daha yoksul oluyor.
Mutluluk ise orta sınıfa bile fazla görülüyor artık.
Orta sınıf da yok neredeyse; ya ezilip geçiliyor ya da borçla nefes almaya çalışıyor.Bir delikanlı düşün.
Yirmi beşinde, üniversiteden mezun olmuş ama işsiz.
Babası “Oğlum oku da adam ol” demişti. Okudu. Adam olamadı.
Çünkü adam olmak için diploma yetmiyor; torpil, para, yalakalık istiyorlar.
O delikanlı geceleri odasında oturup düşünüyor: “Mutlu olmak için ne yapmalıyım?” Cevap basit: Sus. Kabul et. Alış. Ama o susmuyor. İçinde bir ateş yanıyor.
O ateş, mutluluğun değil, öfkenin ateşi. Belki bir gün o ateş büyür, belki söner.
Ama sönerse, o delikanlı da söner.Mutluluk, zincirlerini kırdığın andır aslında.
Zincir dediğin şey bazen demirdir, bazen borçtur, bazen korkudur, bazen de “ya sonra ne olur” sorusudur. Kırarsan özgürsün.
Özgür olunca da mutlu olma şansın doğar. Ama kırarken kan akar.
Kan akar ki özgürlük bedava olmasın.
Bedava olan hiçbir şey değerli değildir bu dünyada.Yol filmini hatırlar mısın? Adamlar zincire vurulmuş, dağları aşıyorlar.
Özgürlüğe doğru yürüyorlar ama her adımda biri düşüyor. Düşen kalkmıyor.
Geride kalanlar yürümeye devam ediyor. Mutluluk da öyle bir şey işte. Her adımda bir şey kaybediyorsun.
Ama yürümekten vazgeçmezsen, belki bir gün ufukta bir ışık görürsün.
O ışık mutluluk mudur? Bilmem.
Ama en azından karanlık değildir.Bizim oralarda mutluluk, bir türküde saklıdır.
Dağ başında bir çoban, koyunlarını sayarken mırıldanır:
“Bir gün gelecek, bu dertler bitecek.”
Biter mi? Bilmem.
Ama o türküyü söylerken gözleri dolar, yüreği hafifler.
İşte o an, mutluluğun ta kendisidir belki de.
Çünkü insan, en ağır yükün altında bile,
bir türkü söyleyebiliyorsa,
hâlâ yenilmemiştir.Mutlu olma şansı var mı?
Var.
Ama bedeli ağırdır.
Susmayı reddetmek,
korkuyu yenmek,
ve en önemlisi,
yalnız olmadığını bilmektir bedeli.
Yürü be adam.
Yürü ki, arkandan gelenler de yürüsün.
Belki sen varamazsın o mutluluğa.
Ama yolunu açarsın.
O yolun sonunda birileri,
senin açtığın patikadan geçip
güneşe bakacak.
İşte o zaman diyecek ki:
“Bu yolu birileri açmış,
kanla, terle, öfkeyle açmış.”
Sen de o birilerinden biri ol.
Mutluluk belki sana kalmayacak,
ama umut kalacak.
Umut kalırsa, her şey mümkündür.
Yürü be adam.
Durma.
Çünkü durursan, mutluluk da durur.
Ve biz, durmayı çok gördük zaten.
Nafiz Karak
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.