Geceler sonsuz değildir. albert camus
seyide cinaloğlu doyran
seyide cinaloğlu doyran

Sessiz veda

Yorum

Sessiz veda

( 2 kişi )

2

Yorum

4

Beğeni

5,0

Puan

45

Okunma

Sessiz veda

Sessiz veda

"Bazen masum bir pikniğin, bazen zamansız bir sevdanın kurbanıdır karabaş otu..."



Tabiat beyazın muhteşemliğini yeşile devretmişti. Tatlı sert esen batı rüzgarları, yamaçlara yağacak bereket yağmurlarının müjdeleyicisiydi bu sabah. Doğa kıpır kıpır tomurcuklanırken yabani çiçekler çoktan rengarenk açmışlardı. Ağaçların yeni filizlenmeye başlaması ile yeşilin her tonunu barındırıyordu bu dağ yamacı. Hayvanlar tatlı bir telaş içinde bir o yana bir bu yana koşturuyorlardı.


Dile gelmişti fıstıki, körpe çiçekler; üzerlerine konan hayvanlardan, onlarla olan alışverişlerinden bahsederken araya karabaş otunun da durumunu sıkıştırmayı ihmal etmiyorlardı. İç içe yaşayan birçok bitki komşuları karabaş otu yüzünden anlaşmazlığa düşerlerdi. Kuğu misali ince uzun dalların etrafına dolanmış mor çiçekleriyle her daim göz alırdı. Kimisi kıskanır, kimisi vakurlukla sıcaklığı yakıştırırdı. Gıptayla bahsedenler onun son günlerdeki haline hayıflanır olmuşlardı. Ara ara dalıp gitmesine bir anlam veremezler, bişiy demeden kendi aralarında çare arayışına girerlerdi.

Neydi acaba onun neşeli sohbetlerini bölen, sıcaklığına gölge düşüren?


Her daim vakur lakin bir o kadar da naif ve kırılgandı. Bu yamaçta ondan güzeli yoktu, bunu bilir ama böbürlenmezdi; fakat için için kendini buraya kısılmış hisseder ve hayal kurardı. Güzel, süslü bir bahçede birbirinden ünlü nadide çiçeklerle olmayı düşlerdi. Büyüklerinden kulak dolgunluğu vardı insanlara dair. Kimisi korku ile bahseder kimisi ise onların çiçekleri çok sevdiklerini, sabır ile yetiştirdiklerini söylerdi. Bu yamacın görülmeyen ama kulaktan kulağa geçen efsanesi idi insanlar. Tecessüs hali dur durak bilmezdi.


Karabaş otu tüm dedikodulara kulağını tıkar, hiç biriyle muhatap olmazdı. İnsanlardan bahsedildiğini duyduğu gün kopmuştu etrafından. Kendi türleri içinde bu kadar beğeniliyor ise kim bilir insan denilen o varlıklar görünce nasıl büyülenecek, değer verip baş tacı yapacaktı. Köklerinden ayrılmanın ne demek olduğunu bilmeden, onları sonsuz bir sevgi ile sarıp sarmalayacaklarını hayal ediyordu. Emindi, bunu hücrelerine kadar hissediyordu.
İki gün boyunca aralıksız yağan yağmurdan sonra Güneş tüm ihtişamı ile yine pırıl pırıldı. Rehavet içindeki acarlar uzaktan çığlık çığlığa duyulan sesle irkildi, bu yaramaz kelebeğin sesi idi:

“Geliyorrrr, geliyorrrrrr elinde bir dal parçasıyla insan geliyorrrr!”

Diye avaz avaz bağırıp hızla uçuyordu. Karabaş otunu bir heyecan sardı, işte o gün bu gündü! Lakin tam o an, her insan adımında can veren komşularının iniltisini duyduğunda içinde ilk kez bir ikilem baş gösterdi. Kökleri toprağa daha sıkı sarılmak için yalvarırken, kibri dallarını silkeleyip daha dik durması için onu zorluyordu. Toprağın o kadim "Gitme!" uyarısını, insanın "Aman Allah’ım, ne kadar güzel!" diyen bencil nidasına kurban etti.


İnsan, elindeki o soğuk metali karabaş otunun boynuna dayadığında, ot yaşadığı sızıyı hala "sevgiye giden bir bedel" sanıyordu. Küçük ıslak bir beze sarıldı solmasın diye. Gürültülü ve sarsıntılı bir yolculuğun sonunda, gökyüzünün olmadığı kapalı bir yere taşındı. İnsan onu içi su dolu, saydam ve soğuk bir nesneye yerleştirdi. Karabaş otu bir an için tahta çıktığını sandı; ama vazo, toprağın o karanlık ve sıcak şefkatinden yoksundu. Suyun içindeki o berraklık aslında bir maskeydi; ruhu çekilmiş bir sıvının içinde asılı kalmıştı.
İnsan karşısına geçip mutlu gülen yüzle ona bakarken, karabaş otu aslında bir canlı olarak değil, sadece bir "dekor" olarak görüldüğünü fark etti. Bir iki gün suyu değişti, sonra insanın ilgisi başka yerlere kaydı. Karabaş otu o saydam hapishanenin içinde unutuldu. Yaprakları diriliğini kaybetti, mor çiçekleri çürümeye başladı. Kendi isteğiyle hazırladığı bu hazin sonun ortasında, insanın onu gerçekten sevmediğini, sadece o anlık neşesi için onu köklerinden ettiğini anladı.


Son saatleriydi, çürük kokusu geliyordu yosun bağlamış sudan. İnsan geldi, yüzünü buruşturup bir hamlede onu ve o kirli suyu poşete döküverdi. Karabaş otu, hayallerinin bir çöp poşetinde biteceğini anladığı o son saniyede, pişmanlığını toprağa ulaştıramadan ruhunu teslim etti.

Seyide Doyran

Paylaş:
4 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (2)

5.0

100% (2)

Sessiz veda Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Sessiz veda yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Sessiz veda yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
yön
yön, @yon
2.2.2026 03:38:29
5 puan verdi
Emeğinize yüreğinize sağlık kaleminiz kavi olsun hocam
Berat Kandiliniz mübarek olsun.
ALLAH;IM duaları kabul eylesin, kalplerimize ferahlık versin.
Saygılar sevgiler selamlar.gurbet.diyarindan.
Onur Altınok
Onur Altınok , @onuraltinok
2.2.2026 00:18:49
5 puan verdi
toprağın o kadim 'Gitme!' uyarısı
hala kulaklarımda o eşsiz
yaylanın serinliğinde, rüzgarla savrulan
kekik ve lavanta kokularının içinde
yaşamak varken; insanın vazosuna
hapsolmak ne büyük bir yanılgı.
karabaş otunun o masum ama kibirli
hayallerini, bir kelebeğin çığlıkları
arasına ne kadar zarif işlemişsiniz.
doğadan kopmanın sadece
fiziksel değil, ruhsal bir ölüm olduğunu
hatırlatan sarsıcı bir hikâye."
papatya kokan yüreğine sağlık

saygılarımla.."
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL