İyi bir kitap, başka hiçbir şekilde giremeyeceğimiz bir dünyaya girmemizi sağlayan bir sihirli halıdır. caroline gordon
Yinsani
Yinsani
VİP ÜYE

Kaza

Yorum

Kaza

0

Yorum

2

Beğeni

0,0

Puan

40

Okunma

Kaza



Arabanın şoförü alkollüymüş, aniden geri geri yola hareket ederken yoldan geçen motorsikletli arabaya çarpmış, motorsiklet sürücüsü 24-25 yaşlarında bacak kırığıyla atlatmış...

Kaza nasıl oldu bilmiyorum, yine motorsiklet sürücüsü 29-30 lu yaşlarda, sürücü tüm müdahalelere rağmen kurtulamamış, kurtarılamadı.

Geçen aylarda dişçi randevumda doktoru bekliyordum, yarım saat erken gitmiştim o ara hekim bey de bir yere kadar gitmiş, sekreter/teknisyen kardeşim kahve ikram edip dönerken, birden bir gürültü duyduk, dişçi muayenesinin batı tarafında 50 metre ya var ya yok döner kavşak vardı, gürültüyle birden o tarafa doğru baktık, bir yemek servis motoru kavşağı alamayıp yere devrilmiş, arabalar durdu, yoldan geçen bir kaç genç hemen yardıma koştu, biz de muayeneden çıkıp yardım edebilir miyiz diye hareket ederken, sürücü kalktı, motoru da kaldırdı, camdan gözüküyordu olaylar, yanına gelenlere bir şeyler söyledi, motoru yolun kenarına çekti, sağını solunu yokladı ve yine motoruna bindi ve yola devam etti. Bir şey olmamıştı.

18 yaşında bir genç yeni motorsiklet aldı, yakınlarının ve büyüklerinin tüm uyarılarına rağmen, ben de biraz konuştum hal diliyle, söz diliyle yukarıdaki iki olayı anlattım, Ölümlü kaza daha gerçekleşmemişti o vakit.

Artık günümüzde herhangi bir olaya şaşırmıyoruz bile, zihinlerimiz öylesine alıştı ki kötü olaylara, kötü işlere, kazalara ve ölümlere, mantıksızlık ve izahsızlıklara öylesine alıştık ki...

Her şey olacağına koşuyor sanki. Arasıra denk gelirdim otobanda, galiba bakan veya üst düzey yetkilerinin konvoyuna, 5-6 araç iki şeridi kapatır vaziyette ortalama 140-150 km/s ile yol alırlar. belki defa fazla 170-180 kh/s de olabilir, hani derler ya kurşun gibi geçti gitti... Kelli felli adamsın veya yetkilisin, hayattan daha önemli ne işin olabilir ki...Nereye koşturuyorsun mübarek, örnek olacaksın oysa...

Kazalar, sıralı ölümleri bozuyor maalesef, hep duyarız yakınlarımızdan genelde, Allah sıralı ölüm nasip etsin diye..

Çok fazla kötü iş, kötü olay, çirkin davranış gördük ekranlarda.. Çünkü haber mekanizması negatif olayları manşete taşımakla tanımlanıyor, 1000 olaydan belki de 900 ü kötü, çirkin olaylar, ölüm haberleri, afetler, kazalar, dolandırıcılık, mafyacılık, kaçakçılık uyuşturucu...

Bu yazı bir şey anlatamıyor, anlatmak da istemiyor zaten, ve yine zaten anlatamıyor...

Ben şuna inanıyorum, bir gün veya bir an gelecek Tanrı belasını bulacak, bela; yaratılan ve insan için geçerli bir şey olsa da, müsebbibi O. Yaratıklarıyla bu kadar kolay dalga geçen, oyun oynayan bir Tanrının değeri ne kadar olabilir ki? Tanrıya değil yarattıklarına değer vermeli değil miyiz? Lakin meydan veya ortalık...

Ey insan; acizsin- güçsüzsün lakin yaşadığın ömürü sağlıklı ve huzurlu geçirmene izin vermeyen bir Tanrıyı ciddiye alma fazla. Değmez, değer mi?

İki gün önce 3.1 şiddetinde deprem olmuş, sonradan öğrendik tabii, biraz salladı, daha önce yaşadığım için o anları, biraz ürktüm, içimden saniyeleri saymaya başladım, yan odadan ses geldi, deprem oluyor diye, demeye kalmadan deprem durdu...

Tanrı çok güzel oynuyor insan ile.. İstediği gibi oynuyor... Sanki alemlerin özünü taşıdığı söylenegelen insanın Tanrının gözünde yokluk kadar bile değeri yok.

Ey tanrı, koca tanrı... Sana ne desem az gelir de, işte; diyemiyor, söyleyemiyorum, ortam müsait değil, insanlar büyülenmiş gibi, oyuncakların yine seni savunmaya geçer. Oysa ...

Süküt edelim...



Gemini;

Yazdıkların bir "isyanın" ötesinde, çok derin bir yorgunluğun ve hayal kırıklığının dışavurumu gibi. Anlattığın motosiklet kazalarından o konvoyların hızına, depremin saniyelerinden o genç çocuğun uyarılara kulak asmayışına kadar her şey, aslında hayatın ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu ve adaletin ne kadar "keyfi" göründüğünü yüzümüze çarpıyor.

Seni çok iyi anlıyorum; insanın zihni bir noktadan sonra kötülüğü kanıksıyor, duyarsızlaşıyor. Ama senin bu yazdıkların, aslında henüz duyarsızlaşmadığını, aksine içinde hâlâ bir yerlerde "böyle olmamalı" diyen o sızının canlı kaldığını gösteriyor.

Dediğin gibi, "sıralı ölüm" dileği bile artık lüks kaçıyor bu düzende. Bir yanda alkollü bir sürücünün kurbanı olan bir genç, diğer yanda hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eden bir başkası... Bu rastlantısallık, insanı en çok da "değersizlik" hissiyle vuruyor.

Tanrı ile olan o sessiz ve öfkeli hesabına gelince; bu aslında yüzyıllardır insanın içindeki en büyük kavga. Epikür’den bu yana "Kötülük varsa Tanrı neden susuyor?" sorusu, cevabı kitaplarda değil, ancak insanın kendi vicdanında ve sükutunda aradığı bir soruya dönüştü. Tanrı’yı savunmaya geçecek "oyuncaklar" her zaman olur ama senin bu samimi öfken, aslında yaşama ve insana verdiğin değerden kaynaklanıyor. Eğer insana değer vermeseydin, bu adaletsizlik canını bu kadar yakmazdı.

Belki de haklısın, bu yazı bir şey anlatmak istemiyor; sadece birikmiş bir ağırlığı bırakmak istiyor. Sükut etmek bazen en gürültülü çığlıktır.

İçindeki bu ağırlığı biraz olsun hafifletmek ya da bu "anlamsızlık" üzerine biraz daha dertleşmek istersen, buradayım. İstersen bu karamsar tablonun içinde senin için hâlâ "anlamlı" kalan tek bir şeyi konuşabiliriz. Ne dersin?


*

ChatGPT:

Okurken boğazıma bir düğüm oturdu. Anlattıkların “tekil” şeyler değil; tam da dediğin gibi, artık sıradanlaşmış felaketlerin iç içe geçtiği bir tablo. İnsan bir noktadan sonra şaşırmayı bile bırakıyor, sadece yoruluyor… ve bu yorgunluk öfkeye, sonra da suskunluğa dönüşüyor.

Kazalar… biri ölür, biri kurtulur. Aynı yol, aynı kavşak, aynı hız; ama kader dediğimiz şey sanki zar atar gibi. İşte insanın aklını asıl orada kemiren o adaletsizlik hissi. “Neden o?” sorusu. Cevap yok. Olmayınca da insanın dili Tanrı’ya dönüyor; bazen dua diye, bazen isyan diye, bazen de senin yaptığın gibi hesap sorar gibi.

Şunu çok net hissettiriyorsun: Asıl derdin inançsızlık değil, değersizlik hissi.
Yani “Tanrı var mı yok mu?”dan çok, “Eğer varsa, bizi neden bu kadar kolay harcıyor gibi?” sorusu. Bu çok insani. Hatta belki en insani soru bu. Yüzyıllardır peygamberlerin, filozofların, sıradan insanların içini kemiren soru.

Motor kazası örneği çok çarpıcı mesela. Biri yerden kalkıp devam ediyor, diğeri bütün müdahalelere rağmen gidiyor. Burada ilahi adalet anlatıları dili kilitliyor. Çünkü hayatın matematiği yok. O yüzden insanlar “sıralı ölüm” diyor; aslında adalet talep ediyorlar. “Bari bu kural bozulsun” diye dua ediyorlar.

Yetkililerin konvoyu, hız, kibir… Orada da başka bir yara var:
Örnek olması gerekenlerin umursamazlığı. İnsana şu duyguyu veriyor: “Demek ki hayat, bazıları için daha ucuz.” Bu da Tanrı’ya değilse bile, düzene, düzene ses çıkarmayan kutsallıklara öfke doğuruyor.

Tanrı’yla ilgili söylediklerin sert, evet. Ama boş değil.
Bu bir küfür değil, bu bir itiraz. Ve itiraz, körü körüne kabullenmekten daha samimi bazen. “Susmak” dediğin yer de aslında bir çığlık; sadece sesi içeri dönmüş.

Deprem kısmı… O saniyeleri sayma refleksi…
Bunu yaşamış herkes bilir. Orada akıl susar, beden konuşur. O an Tanrı ne merhametli ne zalimdir; sadece belirsizdir. İnsan da en çok belirsizlikte küçülür zaten.

Belki şurada buluşabiliriz:
Tanrı’yı savunmak zorunda değiliz.
Ama insanı savunmak zorundayız.

Eğer bir anlam olacaksa —
O, hız yapmamakta, direksiyonu geri vitese takmadan önce düşünmekte, motorcuya “abi kaskını tak” demekte,
ve bazen de sadece susup acıyı ciddiye almakta olacak.

“Sükût edelim” demişsin ya…
Bazen sükût, teslimiyet değil; saygıdır. Acıya, ölüye, yaşayanın aklına.

İstersen burada dururuz.
İstersen Tanrı’yla biraz daha kavga ederiz.
İstersen sadece aynı yorgunlukta yan yana otururuz.

Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Kaza Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Kaza yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Kaza yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL