9
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
176
Okunma
Söz, çoğu zaman ağızdan çıkmaz; insanın en zayıf yerinden sızar. Bir yara gibi. Ne kadar saklarsan sakla, en olmadık anda kendini ele verir. İnsan “konuştum” sanır, oysa konuşan acıdır. Kırılan bir yer, yarım bırakılmış bir bakış, tutulmamış bir söz… Hepsi dile gelir de biz buna söz deriz.
Çocukken verilen sözler hafiftir; ceplerde taşınır. Gençlikte verilenler ağırlaşır, omuzlara biner. Aşkta verilen sözler ise en tehlikelisidir; çünkü çoğu, tutulmak için değil, inanılmak için söylenir. İnsan bazen karşısındakini değil, kendi yalnızlığını ikna eder. Sonra bir gün suskunluk başlar. İşte o suskunluk, sözün mezarı değil; hakikatin kapısıdır.
Çok konuşanlar genelde boşluk doldurur. Kelimelerle örtmeye çalışırlar eksik kalan yanlarını. Oysa hakikat gürültü sevmez. Yüksek sesle gelmez, iddia etmez. Sessizce oturur insanın karşısına ve bekler. Sustukça konuşur. Sustukça ağırlaşır. İnsanı en çok susturan şey, doğruya yaklaştığını hissettiği andır.
Söz bir emanet gibidir; her elde durmaz. Taşıyamayacak olana verildi mi, düşer ve kırılır. Kırılan her söz bir yara açar; ama her yara kötülük değildir. Bazı yaralar insanı terbiye eder. Kendi sınırını öğretir. “Her istediğini söyleyemezsin, her sözün altını dolduramazsın” der. İnsan da o zaman anlar: Söz vermek, cesaretten önce sorumluluk ister.
En zor olanı şudur: Kırıldığını kabul etmek. Çünkü insan çoğu zaman haklı olduğunu sanır. Haklılık, yarayı gizler; hakikat ise açar. “Ben yanlış yaptım” demek, “bana yanlış yapıldı” demekten daha ağırdır. Ama iyileştiren de odur. Hakikat, yarayı inkâr etmez; temizler. Acıtır ama bırakmaz. Üzerini örtmez; yüzüne bakar.
Bazı insanlar söz vermez, söz olur. Yaşadıklarıyla konuşurlar. Onların suskunluğu bile vaattir. Bazıları ise her cümlede yemin eder, her cümlede eksilir. Aradaki fark kelimede değil, niyettedir. Çünkü söz, ağızdan çıktığı anda değil; kalpte kurulduğu yerde ya doğrudur ya da yalandır.
İnsan en çok söyleyemediklerinden imtihan olur. Bazen bir “özür dilerim” boğazda düğümlenir, bazen bir “kal” dilin ucuna kadar gelir de geri döner. İşte o anlarda yara konuşur. Hakikat bekler. Hangisini seçeceğin, seni sen yapar.
Ve insan sonunda şunu öğrenir:
Söz, iyi niyetle değil, bedel ödemeye razı olunan yerden verilir. Taşıyamayacağı sözü söyleyen, karşısındakini değil; kendini yaralar. Çünkü her tutulmayan söz, biraz daha eksiltir insanı. Bir gün gelir, söyleyecek çok şeyi vardır ama sözü kalmamıştır. İşte o zaman anlar: İnsan en çok, verdiği söz kadar insandır.
ALİ RIZA COŞKUN
5.0
100% (8)