1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
54
Okunma
NEZARET
1. Bölüm
Nezarette birinci haftam anne. Bir hafta boyu yapılan işkencenin ardından, öldü diye zabıtlardan çıkarmış, kaldırıp karakolun önündeki sulama kanalının geçtiği köprü altına atmışlar. Allah’tan bir tinerci gormüşte, insanlığı, merhameti gereği, halka haber vermiş.
Polisler, faili meçhulmüz deşifre edildi diye, tekrar almışlar tekrar içeriye. Biraz sıcak, biraz yemek sonrası kendime gelmişim.
Ama suçum nedir hâlâ öğrenemedim anne.
Havalar çok soğuk ve ben üşüyorum.
Konyalı komiser diyorlardı.
Adı Cafer’di sanırım.
Evet evet. Komiser Cafer. Çok acımasız.
Konya Sandıklıdan. Nöbetteyken, ağzından asla küfür düşmez, o soğukta gelir gider ıslatarak döverdi beni anne.
Artık haftasonu, günlerden pazar. İçimde bir umut; yarın pazartesi. Mahkemeye çıkarılır, neyle suçladıklarını öğrenirsem, suçsuz olduğumu anlatırım anne. Hakim adilse ve biraz da merhameti varsa, affımı isterim. O da; oy birliğiyle beratına karar verildi. der yollar sanırım.
Üçüncü hafta pazartesi.
Öğleden sonra saat 15:00 civarı.
İki bekçi bir de polis sözbirliği etmişcesine, koro halinde; hadi kalk da toparlan orospu çocuğu gidiyor. Polis; bu şerefsizler in yüzünden rahat edemiyoruz.
Görevdeyken götümüz sandalyeye değmiyor.
Bir tutuklu nakil aracına bindiriliyorum anne.
Merak etme, iki kişi daha var araçta. Az sonra adliyeye geliriz diyeceğim. Ama araç bir saati aşkın bir süredir yollardadır. Üç tutuklu nereye götürüldüğümüzü bilmeden gidiyoruz anne. Arada bir de, nereye gittiğimizi birbirimize soruyoruz.
Kimsenin haberi yok nereye gittiğimizden. Nihayet kocaman bir kapı önünde duruyor araç. O zaman anlıyoruz ki bizi mahkemeye çıkarmadan infaz edecekler.
Üçümüz de yağız delikanlılarız anne.
Biri dinci, biri solcu ve ben sağcı. Araçtan indirildiğimiz gibi, alınıyoruz içeri. O zaman farkediyoruz ki burası Kars kale içi yeraltı cezaevi. Yemek saatine yetişemediğimiz için, o geceyi aç geçiriyoruz anne.
Sabah kahvaltı öncesi; yine bir asker. Rütbesi cavuş. Üstelik o da konyalı. Elinde "haydar" dediği cop. Çıkartın ayakkabılarınızı ve çoraplarınızı. diye hırlıyor. Spora çıkıyoruz. Kale içinde, çatılardaki buz sarkıtları altında, tek sıra halinde ve buzun üstünde koşuyoruz. Bir saatlik sporun ardından, kahvaltıya geçiyoruz anne.
Konyalı çavuş hönkürüyor; "terlediniz. Hasta olursunuz, çıkartın üstünüzü, teriniz üstünüzde soğumasın." Koguşta bir de İranlı var. Toplamda dört kişiyiz. İranlı 50 yasın üstünde. Ortada kocaman bir soba. Sobanın üstünde fokur fokur kaynayan yumurtalar. Kendi kendime bu sabah, kahvaltıda yumurta var diye mırıldaniyorum.
Allah kahretsin yine yanılgı. Kahvaltı hayalimiz tamamlanmadan, Konyalı çavuş; tencereden çıkardığımız yumurtayı; "bir dakika boyunca koltuğunun altında tutabilen, yumurtayı yemeye hak kazanacak. Tutamayana ise, o yumurtayı götünden yedirecegiz." diyor.
İran sarı Ahmet dediğimiz, bir deri bir kemik. Belli ki bir illeti var. Kaçakçılık yaparken, sınırda yakalanmış! Garibim yumurtayı bir dakika tutamadı koltuğunun altında. Konyalı çavuş, soyundurarak sarı Ahmet’i sıcacık haşlanmış yumurtaya yağ sürerek, makatına soktu. Ahmet oracıkta bayıldı düştü.
Bir zaman sonra kendisine gelen Ahmet kıvranıp duruyordu. Öğleye yakın öğleden sonraydı galiba. Gece ile gundüzü karıştırıyorduk artık. Ahmet’i aldılar götürdüler. Sanırım yurtdışı edildi.
On dakika sonra içeri iri yarı biri girdi. Meger kuaförmüş. Pardon, ne kuaförü be? Aklım karıştı bir an. Elinde kör kırkıkla bir berber. Tahtadan yapılmıs çantasını açtı ve içinden kara bir önlük çıkardı. Ardından, bir celladın bakışları kadar çirkin bakışlar ve hırıltılı bir sesle otur şuraya! dedi.
Ben yine uysaldım anne.
İnan gıkım çıkmadan oturdum tahta iskemleye. Sonra bir kırkık çıkardı çantasından. Saç diplerini kanatırcasına önce saçlarımı kesti. Sonra, kör usturayla başımın her bir yerinde yaralar actı. Ne kadar acı çekmişsem, farkında olmadan ağzımdan edilmeyecek küfürleri etmişim. Bilirsin anne ben küfür etmem. Küfur edenleri de sevmem ama nasıl olduysa o an etmişim.
Berber, ettiğim bu küfürleri yememiş yutmamış, hapisanenin başçavuşuna iletmiş. Başçavuşa bir şikayet iletilir de, durur mu hiç? Devletin koskoca başçavuşu. Hemen Çavuşa Emir vermiş. "Git de bu orospu çocuğunu bana getir." Çavuş ne yapsın o da Emir kulu.
Çavuş bir öfkeyle içeri girdi ve adımla seslendi; "hadi kalk gidiyoruz." dedi.
Nereye , diye sorduğumda;
Ananın ... na kar yağdirmaya dedi ve ekledi. Sizlerin kaşıntısı durmaz. Başçavus kasıdığında görürsun.
Anama dil uzatma ulan şerefsiz, senin anan yok mu? demle birlikte kazıtılmıs kafama çop indi ve sendeledim. Düşmemem için koluma girdi, Başcavuşun odasına birlikte girdik.
...
.../.. Arkası yarın.
Efkan ÖTGÜN
5.0
100% (1)