0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
49
Okunma
Bölüm 1...
Zehra perdeyi açtı; güneş ışınları yorgun gözlerini kamaştırdı. Dışarısı soğuktu, ama güneş inadına parlıyordu. Kedisi eski ahşap kapıyı tırmalıyor, içeri girmek istiyordu. Kapıyı açtı; kedi onu görmezden gelip içeri süzüldü, yanmayan sobanın yanına kıvrıldı. Uzun uzun onu seyretti.
Derken dışarıdan gelen bir sesle irkildi; yerinden sıçrayıp sırtına hırkasını geçirerek bahçeye koştu. Bir de ne görsün: Elma ağacının altındaki odunlar devrilmiş, sağa sola saçılmıştı. Gayretle toparlamaya başladı. Gözü bahçede bağlı duran köpeğe ilişti; bir anda irkildi.
— Aman Allah’ım, diye mırıldandı, unuttum!
Hemen içeri koştu. Kedisine ve köpeğine dünden kalan çorbayla mama hazırladı. Onların karnını doyurduktan sonra kendisinin de aç olduğunu fark etti. Aslında babasını bekliyordu. Hasta babası her ay şehre iner, temel ihtiyaçları alıp dönerdi. Babasıyla yalnız yaşıyorlardı; annesini çok küçük yaşta kaybetmişti. Kendini bildi bileli bu evin bütün yükü onun omuzlarındaydı. İlkokula kadar okuyabilmişti; başka sorumlulukları vardı, babasına bakması, evi çekip çevirmesi gerekiyordu. Okumak onun içinde hep ukde kalmıştı.
Babası da buna çok üzülürdü. Çarşıya her inişinde, eğer birkaç kuruş artırabilirse, sahaflardan iki üç ayda bir kitap alırdı. İşte o zaman dünya Zehra’nın olurdu.
Çay suyunu yeni koymuştu ki babası bahçe kapısından göründü. Hemen koşup elindeki torbaları aldı.
— Ah babacığım, ne çok şey almışsın… Yorulmuşsundur. Hoş geldin.
Babası gerçekten bitkindi. Gençliğinde dağları yerinden oynatacak güce sahip olan omuzları çökmüş, beli bükülmüştü. En çok da karısını kaybettikten sonra yıkılmıştı. O günden beri aklından çıkmayan tek şey kızı olmuştu. Şimdi ise geceleri uykusunu kaçıran başka bir korku vardı: Kendisine bir şey olursa, Zehra ne yapardı?
Poşetleri mutfağa yerleştirirken babasını uzaktan izliyordu. Onun gözlerinde saklamaya çalıştığı yorgunluğu görüyordu. Ona yük olmak istemezdi. Güçlü durduğunu, ayakta kalabildiğini babasına göstermek isterdi. Belki de babasının mahcubiyeti bundandı.
Çabucak sofrayı hazırladı. Her günkü gibi birlikte yemeklerini yiyip evden, bahçeden, hayvanlardan konuştular. Tam sofrayı topluyordu ki kapı büyük bir gürültüyle çalınmaya başladı. Babası koşup kapıya yöneldi. Gelen, yan komşuları Halime teyzeden başkası değildi.
— Eyvah, eyvah! Yetişin! Beyime ne oldu! — diye bağırıyordu.
Zehra ile babası paniğe kapıldı. Ne olmuş olabilirdi? Hemen Halime teyzenin peşinden koştular. Halime teyzenin kocası Mustafa emmi, ahırda ineğini sağarken hayvanın saldırısına uğramıştı. Gözünden kanlar akıyordu.
Hanife teyze Zehra’nın babasına dönüp,
— Seyfi Efendi, Seyfi Efendi, ne yapmalı, ne yapmalı? — diye feryat ediyordu.
Mustafa emminin hâlini gören komşular donup kalmıştı. Seyfi Efendi kısa sürede toparlandı.
— Muhtarın oğlunu çağırın! Kemal arabasını alsın gelsin, şehre yetiştirelim! — dedi.
Zehra, Kemal ismini duyar duymaz her şeyi unutuverdi.
— Ne… ne? Kemal mi? — diye ağzının içinde mırıldandı.
Evet… Kemal. Zehra’nın yüreğini pır pır ettiren Kemal.
5.0
100% (1)