Amansız bir aşkın acı bir umutsuzluk içinde kıvrandırdığı kimseler gider, gözlerden uzak bulunan ağaçlıklı yollarda saklanırlar... vergilius
Erkan ŞEREMET
Erkan ŞEREMET

SEMİHA TEYZE

Yorum

SEMİHA TEYZE

( 2 kişi )

0

Yorum

5

Beğeni

5,0

Puan

120

Okunma

SEMİHA TEYZE

Uzak bir şehrin gariban bir semtinde yaşardı Semiha Teyze. Hayat ona gençliğinde de gülmemişti ama en ağır imtihanını, oğlu ile gelinini bir trafik kazasında toprağa verdiği gün yaşamıştı. O günden sonra evinin duvarları sessizliğe, yüreği tarifsiz bir sızıya bürünmüştü. Onlardan geriye, henüz dünyayı tanımaya bile fırsat bulamamış iki güzel torun kalmıştı.
Acısı tazeyken gözyaşını içine gömdü, çünkü ağlayacak vakti yoktu. Daha çocuk yaşta olan o iki can, artık onun hem nefesi hem de sorumluluğuydu. Sabahları erkenden kalkar, eski sobanın başında ekmek ısıtır, torunlarının başını okşayarak onları hayata hazırlamaya çalışırdı. Kendi yorgunluğunu, dizlerindeki sızıyı, geceleri uykusuz bırakan hatıraları kimseye belli etmezdi.
Mahalle yoksuldu ama Semiha Teyze’nin kalbi zengindi. Bir lokma ekmeği üçe böler, önce torunlarına uzatırdı. Onlar güldüğünde, kaybettiği evladının sesini duyar gibi olurdu; ağladıklarında ise yüreği bir kez daha parçalanırdı. Her akşam dua eder, “Rabbim, bana güç ver” derdi, çünkü bu hayatta ayakta kalmak artık sadece kendisi için değil, emanet aldığı iki masum can içindi.
Yıllar geçtikçe saçları biraz daha ağardı, elleri biraz daha nasır tuttu. Ama torunları büyüdükçe, Semiha Teyze’nin gözlerindeki hüzne umut karıştı. Hayat ondan çok şey almıştı ama o, elinde kalanlarla dimdik durmayı seçmişti. Çünkü bazen insan, en büyük acıların içinden, en güçlü sevgiyi büyütmeyi öğrenirdi.

Torunları babaannelerini çok severlerdi. Onsuz sofraya oturmaz, o “buyurun” demeden lokma bile almazlardı. Küçücük evde bazen yemek az olurdu ama muhabbet boldu. Semiha Teyze için o sofralar sadece karın doyurmak değil, yaralarını sarmaktı. Torunlarının gözünde hem ana, hem baba, hem de sığınılacak koca bir dünyaydı.
Günler ayları, aylar yılları kovaladı. İlkokul çantıları eskidi, lise formaları değişti. Semiha Teyze her sabah kapıdan uğurlarken içinden dua eder, her akşam döndüklerinde şükrederdi. Yorulurdu ama belli etmezdi; çünkü onların her başarısı, çektiği onca çilenin karşılığıydı.
Ve bir gün…
Büyük torunu polis oldu, diğeri subay. Üniformalarını ilk kez gördüğünde Semiha Teyze’nin dizleri titredi, gözlerinden yaşlar süzüldü. O gözyaşları acının değil, gururun gözyaşlarıydı. “Demek ki boşa çekmemişim,” dedi içinden. Gariban bir semtten, yokluğun içinden iki vatan evladı yetişmişti.
O an anladı ki; kaybettiklerine ağlarken kazandıklarını da büyütmüş, evlat acısından vatan sevgisi yoğurmuştu. Semiha Teyze için bu, hayatta alabileceği en büyük mükâfattı. Gururu, yorgun kalbini bir an olsun unutturmuştu.

Ve kader, onları bir kez daha sınadı…
İki kardeş, aynı ay içinde doğu görevine atandı. Haber eve düştüğünde Semiha Teyze’nin yüreği bir an durur gibi oldu. Yıllar önce bir trafik kazasıyla evladını toprağa vermiş o kalp, bu kez korkuyla titredi. Ama dudaklarından tek bir şikâyet dökülmedi.
Torunları karşısında dimdik durdu. Bavullar hazırlanırken elleri titredi ama gözlerine yaş kondurmadı. “Vatan sağ olsun,” dedi, sesi titrek ama gururluydu. İçinde kopan fırtınayı kimse görmedi. Geceleri seccadesinin başında uzun uzun dua etti, her secdede iki isim fısıldadı.
Mahalle uğurlamaya geldiğinde, Semiha Teyze onları alnından öptü. Üniformalarının düğmelerini tek tek düzeltti; sanki düğme değil, yüreğini ilikliyordu. Otobüs uzaklaşırken elini indirmedi, ta ki gözden kaybolana kadar.
O gün ev yine sessizdi. Ama bu sessizlik, eskisi gibi çaresiz değildi. İçinde korku vardı, evet…
Ama korkunun yanında, bir anne yüreğine sığmayacak kadar büyük bir gurur da vardı.
Çünkü Semiha Teyze, acıdan evlat, yokluktan kahraman büyütmüştü.

Günler ağır ağır geçiyordu. Bir gece Semiha Teyze derin bir uykuya daldı ve bir rüya gördü…
Oğlu, gelini ve torunları yan yanaydı. Geniş, yemyeşil bir gül bahçesinde yürüyüp duruyorlardı. Güller bembeyaz, kırmızı kırmızı açmıştı; ne diken vardı ne acı. Hepsinin yüzünde huzurlu bir tebessüm, adımlarında sanki bu dünyaya ait olmayan bir hafiflik vardı. Semiha Teyze uzaktan onları izliyor, seslenmek istiyor ama sesi çıkmıyordu. İçini garip bir sıcaklık kaplamıştı.
Sabah ezanıyla uyandı. Rüyanın etkisi hâlâ yüreğindeydi. Namaza kalktı ama secdeye vardığında içini tarifsiz bir hüzün sardı. Gözlerinden yaşlar sessizce seccadeye damladı. Bu hüzün ne sadece hasretti ne de yalnızca korku… Sanki yüreğine ağır bir işaret bırakılmıştı.
“Ya Rabbim,” diye fısıldadı, “sen hayırlısını bilirsin.”
O gün Semiha Teyze’nin kalbi sebepsiz yere daraldı. Güller gibi güzel bir rüya görmüş olsa da, içinde tuhaf bir sıkıntı vardı. Sanki kalbi, henüz dilinin söyleyemediği bir şeyleri hissediyordu.

Ve akşam üzeri…
Evin kapısı çalındı. O kapı, yıllardır yokluğa, bekleyişe, duaya açılmıştı ama bu kez bambaşka bir sessizliğe aralandı. Kapının önünde şehrin valisi, emniyet müdürü, komutanlar vardı. Arkalarında sessizce bekleyen bir ambulans… Semiha Teyze daha kapıyı açar açmaz, yüreği olacakları anlamıştı. Çünkü bir anne yüreği, kelimeler söylenmeden de gerçeği bilir.
Acı haber söylendi.
Kahraman torunlarının şehadet haberi, o yorgun kalbe bir bıçak gibi saplandı. Semiha Teyze ne feryat etti ne de haykırdı. Sadece gözlerini göğe kaldırdı, dudakları titredi. Kalbi, yılların acısını bir anda taşıyamadı. O an, emaneti emanet sahibine teslim etti.
Mahallenin üzerine büyük bir hüzün çöktü. O gariban sokaklar, ilk kez bu kadar sessizdi. Bayraklar yarıya indi, gözyaşları toprağa karıştı. İki kahraman vatan evladı ve onları yokluktan, acıdan, sevgiyle yoğuran Semiha Teyze… Hepsi yan yana, dualarla ebediyete uğurlandı.
Semiha Teyze sadece torunlarını değil, iki kahraman yetiştirmişti. Onlara ekmeğini bölmüş, yüreğini siper etmişti. Ardında ne mal bıraktı ne mülk…
Ama bir vatana onur, bir millete gurur, bu topraklara unutulmayacak bir hikâye bıraktı.
Ve o güzel aileden geriye,
Gül bahçesinde başlayan bir rüya,
Bayrağa sarılı üç tabut,
Ve kalplere kazınmış hüzünlü ama onurlu bir destan kaldı.

Paylaş:
5 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (2)

5.0

100% (2)

Semiha teyze Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Semiha teyze yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
SEMİHA TEYZE yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL