0
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
273
Okunma

Sensedim, yani susadım sana, hasret kaldım ve özledim seni anlamında… Hiç kullanılmamış yahut unutulmuş kelimelerle hitap etmek istiyorum sana. Bakir bir kelimenin ufkuma kattığı güzelliği seninle taçlandırmak gibi bir vazifem olduğunu düşünüyorum. Ben sana memurum. Attila İlhan gibi mecburum bir nevi. Muvazzafım asker misali.
15.yy.da Hümâmî diye bir şair kullanmış SENSEDİM’i. Bize de el vermiş bu icazetiyle. Dağarcığımda eksik kalmasın sensedim. Kelime hazinemin seninle çoğalması ve bu kelimelerle sözden kaleler inşa edip orada hüküm sürmemiz nasıl da güzelleştiriyor bizi.
“Görmeyelden yüzünü ben ki nigârım, sensedim.
Âhuzâr ile geçer bu rûzgârım, sensedim.”( Ey sevgili yâr, yüzünü görmeyeli özledim. Zamanım ah ve inlemeyle geçiyor, özledim.)
Susadım sana! Bu susuzluk öyle ağzını musluğa dayayıp kana kana su içerek dinecek gibi bir susuzluk değil bilakis çeşme başındasın lakin çölde kalmışcasına ve dilin damağın kurumuşcasına bir susuzluktur. Tarifi mümkün değil, düşman başına dahi rabbim getirmesin. Bu susuzluğu izah edecek kelimelerim tükendiğinde işte sensedim gibi bir kelime ortaya çıkar ve aşkın kemendini boynuma takar. Beni de oradan oraya sürükler. Güvercinin boynundaki siyah halka gibi bir şeydir sensedim.
“Gül cemalin gülşenin gül gibi arz et bana ki
Bülbül-i şûrîde-vâr, ey gül-izârım, sensedim.” ( Gül yüzünün gülşenini bana açıver çünkü âşık bülbül gibiyim ey gül yüzlü, özledim.)
Sana senin yanında hasret kaldım. Bunu idrak ettiğimde kendimi yok ettim. Varlığının bana katmış olduğu zenginliği nasıl haykıracağımı bilemiyorum. Kendimi bir edip olarak da adetme kudretinde değilim. Sadece samimi bir şekilde kalbimden geçenleri ilkbaharda dağlardan kopup gelen kar suyu duruluğunda yazıya döken bir kalp işçisiyim. Bütün işi gücü seni sevmek olan bu emekçinin alın teri olan satırlar ve dizeler istedim ki emsalsiz olsun. Çünkü sen benim inci tanemsin. Çektiğim sancıya değsin yazdıklarım.
“Gönlümün şehrini kim virân ediptir zulm ile?
Gel yine ma’mur kıl, ey şehriyârım, sensedim.” (Gönül şehrimi kim zulm ile harab etti; sen gel de mamur eyle, özledim.)
Ne kadar sensiz kalmışım bugüne kadar. Belki de beni sana getiren bu kadar sensiz kaldığım günlerin toplamıydı. Bu yüzden kızmıyorum geçmişe, takılmıyorum sensiz geçen her güne. Heybemde o kadar sen biriktirdim ki bunları o günlere borçluyum. Döktüğüm her gözyaşı sana hayat veren su oldu. Düşünsene zambaklar da sulu yerlerde yaşar. Neden kirpiklerimizin nemli olduğunu anladın mı? Sensedim diyedir her şey.
“Sohbetinden vaslının, ayrı düşelden ney gibi;
Göklere irgirmişem feryâd ü zârım sensedim.” (Sana kavuşup da ayrıldıktan bu yana tıpkı ney gibi özledim diye feryat ve inleyişlerim göklere erişti.)
Seni özledim demiyorum sana, bundan sonra sensedim diyorum. Nasıl da sükseli oldu, nasıl da forslu… Senin o eşsiz ruhunu göğertmek de benim işim, köpüklü bembeyaz bulutların üstünde gezdirmek de. Anla nasıl da nevi şahsına münhasır sevildiğini.Başka hiçbir kimsede ve yerde göremeyeceğin şekilde yüceltildiğini. Şimdi kalkıp da bir lise talebesi gibi kompozisyon yazamam sana. Çıtayı o kadar yükselttim ki artık sana olan hislerimi anlatırken ucuz kalem ve kağıtlarla değil pahalı ve bir o kadar nadide cümlelerle ifade ediyorum. Orhan Veli’nin sokak kedisi / ciğercinin kedisi paradoksuyla sesleniyorum.Alışılageldik kelimelerle değil, alışılmadık kelimelerle…Sensedim.
“Firkatin yolunda ben toprak, anınçün olmuşam;
K’ilede senden yana yeller, gubârım; sensedim.” (Ben senin ayrılığınla toprağa dönüştüm ki
rüzgârlar tozumu alıp sana getirsin, özledim.”
Hangi şifacı iyileştirece beni? Hangi ilaç derman olacak bana? Öyle bir derde düştüm ki derdim bana dermandır. Milyar insanın içinde nasibim oldun. Düşünsene bir okyanustaki damlacığı, bir gökteki yıldızı…Senin damlacığın ve yıldızın, başkasının değil! Nasıl da hoş geliyor kulağa. İşte başta da söylemiştim, şimdi de söylüyorum: Vazifem bu.
“Gel berü cânım gibi, iki cihânda sevgili
Senden özge yohdurur âlemde vârım, sensedim.” (Gel, ruhum gibi yakınlaş ey iki cihanın sevgilisi; benim senden başka hiç kimsem ve hiçbir şeyim yok ki bu yüzden özledim.”
Aradım yıllar boyu seni. Kâh kalabalıkta kâh tenhalıkta… Senden nişaneler topladım sonbaharlarda yaprak yaprak. Kokular biriktirdim ilkbaharlarda tomurcuk tomurcuk. Beyazlıklarla süsledim gezdiğin yolları kışları ve bir yaz mevsiminde yanıklar biriktirdim yüreğimde köz köz. Bütün bunların toplamında da sana geldim elimde bir dal kırmızı gülle. Duvarlarına sensedim kazıdım ömrümün.İstedim ki göresin ne halde olduğumu, nasıl kıvrandığımı ve içten içe büyüyen bir ateşle nasıl duman olduğumu.
“Ben Hümâmî, düşmüşem derdine nitekim Süheyl
Kandasın dermân, yetiş ey Nevbahar’ım, sensedim!” (Ben Hümâmî’yim lakin Süheyl gibi derdine düşmüşüm. Neredesin ey dermanım, yetiş ey benim Nevbahar’ım, çok özledim.)
5.0
100% (1)