0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
123
Okunma
Geri döndüğümde kasaba değişmişti ama asıl değişen ben oldum. Bir adım attım, ardından bir adım daha; her adımda kaybolan umutlarla nehrin akışına karşı ilerlemeye çalışıyordum. Kasaba, her adımda biraz daha yabancılaşıyor, her köşe beni biraz daha uzaklaştırıyordu. Adımlarım, beni yere çekmeye, arayışıma son vermeye çalışıyordu. Ama ben geliş amacımı hatırlayarak direnmeye çalışıyordum.
Gözlerimdeki belirsizlik, kasabanın dar sokaklarına yansımıştı. Ne tanıdık bir yüz ne de tanıdık bir kapı vardı; oysa ben buranın her yanını avucumun içi gibi bilirdim. Bir yandan kaybolmuş yüzlerin izini sürerken, bir yandan da kasabanın yeni haline bakıyordum. Değişmemiş olan bir şey bulmak umuduyla, bir geçmiş kırıntısı aramakla adımlarım adımlarımı takip ediyordu.
Sonra bir bankın önünde durdum; sanki duran ben değil, zamandı. Bankı gözümle taradım. Koyu kahverengi, yıpranmış bankın koluna bağlanmış zarif dantel işlemeli bir mendil sallanıyordu. Üzerinde mor menekşe motifleri vardı. O anı hatırlatıyordu, kasabadan ayrılmadan önce son bir kez veda etmek için burada oturmuştuk.
Her ayrıntı, bir hatıra gibi gözlerimin önünde belirdi. Geçmişin acısını, kaybını, umutlarını taşıyordu. Sevgilim, veda etmeden önce bu mendili bağlamıştı, bir sembol gibi. "Geri döndüğünde yine burada olacağım, seni bekliyor olacağım," demişti. O anda gözlerimden umutla karışmış yaşlar dökülmeye başladı. Ancak zaman nehrinin akışı, o sözlerin hemen ardından alıp götürmüştü her şeyi...
Şimdi aradan yıllar geçse de değişmeyen bir şey vardı... Bir umut vardı. Belki de geri dönme vaktiydi. Belki de geçmişi terk etmenin, yeniden başlamanın tam zamanıydı.