0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
125
Okunma
Rüzgâr gülü, ufkun suskun bekçisi…
Gökyüzünün her değişen nefesinde yeniden doğrulan, yönlerin gizli dilini çözen ince bir bilgedir o.
Bir tepenin başında, rüzgârın parmaklarıyla hafifçe döndürdüğü bir kader çarkı gibi döner;
kuzeyin serinliğini, doğunun umut kokusunu, güneyin ateşini, batının yorgun akşamlarını usulca fısıldar.
Kimi zaman bir çocuk masalının içinde pervane gibi döner;
kimi zaman bir denizcinin kalbinde yol gösteren bir pusulaya dönüşür.
Ama her hâlükârda, rüzgârın taşıdığı hikâyeleri kendine saklamaz;
her dönüşünde dünyaya yeni bir yön, yeni bir ihtimal armağan eder.
Rüzgâr gülü, aslında insanın içindeki arayışa benzer—
bir yanımız hep bilmek ister nereye gittiğimizi,
bir yanımız da rüzgârın savurduğu bilinmezliğe kapılıp gitmekten vazgeçemez.
Ve belki de en çok bu yüzden güzeldir rüzgâr gülü:
Hem sabit durur, hem hareket eder;
hem yerini bilir, hem yola çıkar.
Tıpkı hayat gibi…
Tıpkı biz gibi.